Jeopolitik Masal | Dolunay Kadir YÖRDEN

Coğrafya öğretmenimizin bize kara tahta önünde çizerek öğrettiği coğrafi tanımlamalardan birisiydi “ada” sözcüğü. Dört tarafı denizlerle çevrili olan kara parçasına ada denirdi. Sonradan babamın aldığı arsanın tapusuna bakıp orada ada, pafta vs. yazılarını görünce “demek ki artık bizimde dört tarafı denizlerle çevrili bir ‘adamız’ olacak” diye sevinmiştim. Bu sevincim uçsuz bucaksız çorak bir tarlada, tellerle … Okumaya Devam Et!Jeopolitik Masal | Dolunay Kadir YÖRDEN

Tat’lı Şeyler | İdil AVAN

“Anne, benim adımı kim koydu?” “Ben koydum kızım.” “Peki ya neden bu ismi koydun?” “Çünkü sen benim Öz’ümsün.” Özüm 7 yaşında, bir içim su, küçük bir kız çocuğuydu. Annesinin her daim ördüğü sarı saçlarını dağınık kullanmayı severdi. Yüzündeki çillerin dağınıklığına saçlarını da uyduruyordu kendince ve yine dağınık bir gülümsemeyle taçlandırıyordu bu uyumlu asimetriyi. Büyük kahverengi … Okumaya Devam Et!Tat’lı Şeyler | İdil AVAN

Cumartesi Yalnızlığı | Ömer Hezarfen BOZKURT

Zargana, Bu sana ikinci seslenişim. Sen ise inatla, çarpık kentleşmenin ruhumda açtığı yaraları duymuyorsun. Böyle olunca, diplomatların konuşmaları Ve siyasiler… Bir tuğla gibi kırılıyor dilimin altında. Bu kentin taşkınları var Zargana Ve yazmamdaki bu beyhude çaba Biliyorum, ne bir adım uzaklaştırıyor senden Ne de aynadan geçiriyor beni. Ben, devrilen cümleler Ve gerçekleşmemiş tüm kazaların meşhur … Okumaya Devam Et!Cumartesi Yalnızlığı | Ömer Hezarfen BOZKURT

Ayrılık Bukağısı | Hakan GÖKKAYA

Her ayrılık bir bukağı bırakır yürekte. Terkisinde ruhun sürünür yalnızlık. Çığlıktır, duyulmaz yankısı sinmiş dağlarda, Dağılan seslerin uzaktan gelen tınısıdır. Her sürgün bir hüzün olur devrilmeyen, En ıssız çöllerde yaşama savaşıdır başlar. Hoyrattır boşa akan ırmaklar serap olur. Urup gezer, incinmez ayaklar kayalarda. Bazen bir nokta, bir mim kadardır ömrün Ünü yayılırken tenha sözlüklerde Dert, … Okumaya Devam Et!Ayrılık Bukağısı | Hakan GÖKKAYA

Bir Tutam Duygu, Bir Tutam Mantık | İdil AVAN

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde toprak gözlü bir kız bulut gözlü bir çocuğa âşık olmuş. İlk günden belliymiş aslında aşklarının imkânsız olacağı. Biri yerde, biri gökte imiş… Sadece yağmur yağdığında kavuşabiliyorlarmış birbirlerine. Bulut gözlü çocuk kimi zaman sevinç, kimi zaman hüzün gözyaşları akıtıyormuş; toprak gözlü kız da kana kana içiyormuş … Okumaya Devam Et!Bir Tutam Duygu, Bir Tutam Mantık | İdil AVAN