Dünya Ağrısı’nda “Bireyin Yabancılaşması”

Dünya Ağrısı, kendini her şeyin, herkesin uzağında tutmak istediği için hiçbir yere ait olamamış, bu yüzdendir ki aile kavramını çocukluğundan beri benimseyememiş, bir “aile babası” olan Mürşit’in üzerinde şekillenir. Mürşit, taşradan kaçıp üniversite okumasına müsaade etmeyen “hayat denen bu sıkıntıyı” (s. 112)* hiç sevememiş, yolcu olma isteğini ulaşılmaz bir hayale çevirip hancı olmasına sebep olan … Okumaya Devam Et!Dünya Ağrısı’nda “Bireyin Yabancılaşması”

TAHAYYÜL

Sarp uçurumun başındayım. Kollarımı kartal gibi açmış, süzülmek için saniyeleri kovalıyorum. Rüzgârda sörf edercesine süzülüp, erguvan kokulu koylardan ovalardan geçiyorum. Yeşilin bin bir türlü renklerine boyanıyorum. El değmemiş, tüm hayasızlıklara, ahlaksızlıklara inat bakireliğini korumuş cennet kızına dokunur gibi Ürkekçe dokunuyorum okyanus maviliğine. Sarp kayaların ürkütücü yüzüne dokunuyor bedenim. Gözlerim kapalı! Seni sevmelerimi düşlüyorum, günaha belenmiş … Okumaya Devam Et!TAHAYYÜL

BEDENİMİN SESİ

Bir nefese sarılır bedenim. Gün batımının ruhta şarap etkisi yaptığı vakitte, Kurumuş köklerime Fırat’ın can veren suyu salınmış gibi gelir aşk. Titrek, ürkek bir salınışla toparlanmış bulunmuş; Bilmem kaç metre olan damarlarım. Bilmem kaçta kaçının su olduğunu öğrendiğim bedenimin, gördüm önünde büyüdüğü zamanı. Tek manaya büründü kalbim, ona hükmetmeye Adem’in bile gücü yetmez. Tarumar olmuş … Okumaya Devam Et!BEDENİMİN SESİ