Tanırsın Ölür

Dünya üzerinde yaklaşık bla bla bla! Geç! Sayısal verilerin dışında bir gerçeklik söyleyeceğim size. Hem de varolan bütün sayılardan daha gerçek bir şey. İnsanlar ölüyor. Hem de öyle klişe film sahnelerinde olan o kafasını kaldırım taşına çarpıp ölmesinden de bahsetmiyorum. “Doğum günün kutlu olsun baba! Ne kutlusu evladım gitgide ölüme yaklaşıyoruz!!” Size bundan da bahsetmiyorum. Bunlar insanların zaten bildikleri şeyler ve kederleri de ölümün yaklaşıyor olması değil mi?

Hayatın son bulmasından ayrı bir ölüm şekli var: hayal kırıklığı.

Hayat bize bazı şeyler öğretir ve bir kişilik yaratırız. Sonra zihnimizde mutluluk hormonunun salgılanmasını aktifleştiren bazı algılar oluşur. Olaya temelden bakarsak bize bu algıyı öğreten şeyler, yani dünyadaki her şey, mutlu olmamız için vardır. Toplu iğnenin başı, toplu iğnenin başındaki o topçuğun rengi ve o renkle birlikte bütün renkler. Hatta bir katilin bıçağında oluşan ter bile bir insanın mutluluğunda taş olabilir. Bu kısmı anladığımızı umuyorum ve size şöyle bir argüman sunuyorum. Canlılık bir insanın yalnızca zihnindedir. Bu argümanı sunarken bile ben ölüyorum. Yetersizliğimin farkına varıyorsunuz. Kelimelerim hayallerinizi yansıtacak kadar ışıltılı değil. Ben karmaşıklığım ile yalnızca kendime canlılık sağlıyorum.

Savaş var! Ölümler var! Toplumlar birbirlerini yok ediyorlar!

Güneye götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum…
Ölmek istemiyorum,
Kuzeye götürmeyin beni…
Batıya götürmeyin beni,
ölmek istemiyorum…
Ölmek istemiyorum,
Doğuya götürmeyin beni…
Bırakmayın beni burda,
götürün bir yerlere.
Ölmek istemiyorum,
ölmek istemiyorum.

-Nazım Hikmet Ran

Bu dizelerdir gitmeyi en çok sevip, isteyen ben, diyorum ki; gitmeyi istemek zihinde bir canlılıktır. Bir hayalin peşinde koşarız. Bu kimi zaman özgürlük, kimi zaman bir aşk, kimi zamansa bir yığın yükü bırakıp gitmenin rahatlığıdır. Hafifliği uzaklarda sanırız. Oysa uzaklar, uzaklara vardığımızda hiç sandığımız gibi değildir. Çünkü biz uzakları, olduğundan çok daha hafif ve mükemmel hayal etmişizdir.

Koca ömrün, şu an hariç diğer bütün saatlerini, zaman aralıklarını unut. Şu ana odaklan çünkü ben seni görmeden, dinlemeden ve sana dokunmadan, seni yaşıyorum. Zihnim desin: “Merhaba!” Ve ne zaman ki seni tanıyorum, o zaman işte ölmeye başlıyorsun.

Bu yüzden bir insanla yolların kesişirse, ilk saatlerin harika geçebilir, çünkü o saatler senindir. Fakat saatlerin ardından günler ilerledikçe karşındaki insanı yaşayacaksın. Kendine hep şunu de: “İnsan ne sandığın kadar mükemmel ne korktuğun kadar karanlıktır.”

Umut AKALIN

umutakalniletisim@hotmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir