Mahmut Aksoy: Sanatçının yaşam alanı (taşra-metropol) sanatı üzerinde nasıl bir etkiye sahip?

Atilla Yaşrin: Öncelikle şunu belirtmek isterim ki yaşam alanıyla barışık olmayan insan mutlu olamaz. Kim olursan ol, nerede yaşarsan yaşa, temel kural bu. Küçelerinde izmaritin yoksa o şehre ait olamazsın.

Dağ her yerde dağdır, bulut her yerde bulut, güneş veya ay da… Farklılık an’lardadır. Yani bir hayatın toplamı olan, bütün bir ömrü çağrışımlarıyla anlamlandıran, üç beş an. Sanatçı bu noktada diğer insanlardan ayrılır. O çağrışımların alegorisini hissedip sanatın gerçekliği içinde verir. Yoksa onun da hissettiği herkesten farklı değildir. Ondaki melaike an’larını dönüştürmeyi başardığı için sanatçıdır. An’lar ve çağrışımlar kişinin deneyimleriyle alakalı olduğundan alegorisi de haliyle onda farklıdır. Bu demek oluyor ki mekânsal olarak taşra veya metropol sadece bir tercihtir veya zorunluluktur.

M.A.: Tarihe, insanlığa yüzyıllarca seslenmeyi becermiş eserlere eser sahibinin yaşadığı şehirler, mekânlar önem kazandırmış olabilir mi?

A.Y.: Yaşadığı şehirle özdeşleşmiş sanatçılar var. “Bu kişiler mi o şehre değer katmış yoksa şehir mi bu kişilere değer katmış?” sorusu çoğunlukla havada kalır. Bu gün sanatçılarımızın büyük bir çoğunluğu Bodrum’da yaşar; ama “Halikarnas Balıkçısı” olamıyorlar. Aynısı İstanbul için de geçerli. Orhan Veli, Sait Faik, Yahya Kemal Beyatlı İstanbul Sanatçısı olabilmiş. Akla şu gelebilir: Ahmed Arif, Diyarbakır’da değil de Bodrum’da doğup orada büyüseydi yine de kavga şairi olur muydu? Nazım Hikmet’i besleyen kaynaklar farklı olsaydı veya sürgünde olmasaydı özlem şairi olur muydu?

Sanatçının yaşadığı mekân onu deneyimleri oranında etkiler. Onu besleyen damardır algısını oluşturan.

M.A.: Sanatçı için taşra-metropol mutlak seçim niteliğinde mi olmalıdır?

A.Y.: Sanatçı asla zorlamayla kendinde bir algı oluşturamaz.  Söz konusu edebiyat ise dil ve anlatımdan söz etmemiz gerekiyor. Bunu da daha önce dediğim gibi, çağrışımın istiaresinde aramak lazım. Bu istiare herkeste farklı ifade bulur, o zaman da üzerinde durmamız gereken deneyim ve melaikedir. Yani mantıksal olarak Servet-i Fünun edebiyatçıları gibi bir ayrımdan söz edemeyiz. Ama aşk İstanbul’da ayrı Mardin’de ayrı algılanır dersek ve ifadesi de farklı olmalıdır, şairin üslubu mekâna göre değişmelidir, diyorsak o zaman bir seçimden söz edilebilir.

M.A.: Taşra edebiyatı bir kola ayrılmış diyebilir miyiz?

A.Y.: Taşra veya metropol kavramları bir zihniyeti ifade ediyor, sanatsal bir akım değil. Bugünün koşullarında edebi metne yansıması çok olası görünmüyor, edebi ekoller gibi akım oluşturamaz. Bunun için algımızın yerleşik düzene geçmesi lazım. Bu da iletişim çağında mümkün değil. Bireysellikten öteye gidemez.

M.A.: Yazar/Şair kimliğiniz (özel yaşamınız dışında) taşra-metropol arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsa, hangisi baskın olur?

A.Y.: Kendimi yalanlamadan şöyle ifade edeyim, taşrada yaşamayı seviyorum. Taşralı mantığım hep var ama dediğim gibi “taşra ekolu” diye bir teşekkül yok.

Mahmut AKSOY

mahmutaksoy4@gmail.com

2 thoughts on “Taşranın Dinginliği ve Kargaşanın Üzerine – Söyleşi Dosyası 1 | Mahmut AKSOY

  1. Diyalog metinleri bulundurduğu görüşler ve ifade etme formları üzerine daha zengindir. Hem metni hazırlayan hem de metnin okurları için yazının konusuna da binaen mekân kazandırmış bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Emeklerinize çiçekler💐

  2. Yazı bitiminde ne yorum yapsam dedim sonra yoruma gerek yok ki diyerek sadece tebrik etmek istedim. Taşra ve metropol yaşantısının ayrımı ve benzerlikleri üzerinde daha çok diyalog yazılıp çizilebilir. Devamı olacak diye bir duyum aldım devamını bekliyor olacağız. Tekrardan tebrikler 👏👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up