Mahmut Aksoy: Bir sanatçının sanatını icra etmek ve yaşamak için seçtiği/seçeceği taşra-metropol nasıl bir etkiye sebep olur?

Yiğit Ergün: Bu etki sanatçının dışarıya tuttuğu aynadır aslında. Olaylara bakış, akabinde hayatın içine akışta, bastonudur yaşadığı muhitin kimliği sanatçıda. Bu meselede sanatçının içine doğup büyüdüğü coğrafyayı kıskaçla ele almalıyız. Göçebe bir çocukluk/gençlik geçirmişleri ayrı değerlendirmek gerekebilir. Ben kendimden yola çıkarak bazı saptamalara varabilirim. Bu saptamaların şiirimin oluşumunda ve yaşamımda etkisi büyüktür.

Kadıköy’de doğup büyüdüm. Çocukluğum ve ağırlıkla gençliğim Kadıköy sokaklarında geçti. Üniversiteyi İstanbul’un Avrupa Yakası’nda okudum. Bu sebeple Beyoğlu, Beşiktaş, Mecidiyeköy, Levent gibi metropollerde yaşamanın etkisinin farklı varyasyonlarını deneyimleyebileceğim muhitlerde de bol zaman geçirdim. Şiirimin yolunu açan sıkışmalar bende kargaşanın içinde oluyor genel olarak. Birkaç sene önce daha sık yaşadığım bu kargaşaya müptela üretim süreci, kalabalıkların içinde, çok sesli ve müzikli mekânlarda, metrobüste, İstanbul’un sahillerinde, bar ve meyhanelerinde yoğunlaştığım zamanlardı. Hâlâ bu üretim sürecini geçirmeye devam ettiğimi söyleyebilirim. Hayatın içinde, kıyısında, bazen ucunda aldığım bu notlar, sonrasında inime kapanıp onları şiirsel boyuta taşıdığım metinlere dönüşüyor. Üretim sürecinin bu ikinci ayağı, taşrada da olsak metropolde de çoğu şairde benzerdir diye düşünüyorum. Elbette mekânlar, evler, doğa ve şehrin peyzajı; yani şairin notlarına kapandıktan sonraki mabedi farklılık gösterecektir. Ama şiirlerin düzenlenmesi ve işçiliğinde, çoğu şairin isteyeceği o büyülü derin sessizlik ve kendi sesini dinleme hâlinin varlığına inanıyorum.

Metropol ya da taşrada yaşamak şairi, beslendiği kültür, arkadaşlık, aile ve komşuluk ilişkileri, yaşanılan şehirdeki suç ile toplumsal olay ve krizlerin yoğunluğu ve de boyutu gibi etkenler ekseninde etkiler diye düşünüyorum. İnsanın yaşadığı evin sokağında, mahallesinde yapabileceklerinin özgürlüğünün ve yapamayacaklarının sınırının dozajı şairin kalemini bükmesinde mutlaka etkili olur.

Metropolün, beni yaşamsal anlamda hızlı tüketen ve benim birçok şiirime yansıyan etkilerinden bahsetmek gerekirse başta hız ve ilişkilerin ve de ihtiyaçların hızlı tüketimi gelir. Aslında hızlı tüketilen ilişkilerin çağdaki en büyük faili olan teknolojinin geldiği noktada çoğumuz daha çocukken telefonlarımızla evli gibiyizdir. Bu durum taşra tarafını da benzer şekilde etkiler metropol tarafını da. Metropolün bir diğer yıkıcılığı ise çarpık yapılaşma ve bilinçsiz restorasyonlar sonucu İstanbul’u giderek sakatlanan bir kente dönüştüren kentsel dönüşüm. İstanbul gerçekten bir kurtlar sofrası, beni giderek bezdiren. Şimdi değil belki ama önümüzdeki üç-beş sene içerisinde İzmir’e yerleşme planım var. İzmir de metropol sayılır şunun şurasında ve İzmirli şair ve sanatçıların da mutlaka oraya dair olumlu ve olumsuz deneyimleri vardır ama İstanbul’dan sonra İzmir’in derin bir nefes gibi geleceğini düşünüyorum bana. Hızın dışında gündelik toplumsal ilişkilerin, komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerinin güvenilirliği ve sürekliliği konusunda taşra, metropolü ezer diye düşünüyorum. Bence insanlar en kalabalık yerlerde daha çok yalnızlar…

Bunun dışında metropolün yaşamım üzerinde değerli kıldığı ve şiirime sızan etkileri de var. Bunlar; bazı arkadaşlarım, ergenliğimin evirildiği mekân ve insanlar, müdavimi olduğum mekânlar vb.

Ben yorgun bir metropollüyüm sanırım. Şiirlerimde de çoklukla zehrini kusuyorum metropolde yaşamanın.

M.A.: Tarihe ve insanlığa yüzyıllarca seslenmeyi becermiş eserlere, eser sahibinin yaşadığı şehirler ve mekânlar önem kazandırmış olabilir mi?

Y.E.: Kesinlikle olabilir. Kitaba giren insan ve mekânlar ne kadar kurmaca olurlarsa olsunlar yazar/şairin yaşadığı şehir ve mekânlardan izler/izlekler taşırlar. Bu şehir ve mekânlar şairin bilincine olduğu kadar bilinçaltına da hücum eder. Sanatçının yaşadığı şehir, sanatçı için bilerek veya bilmeyerek ölene kadar evli kaldığı eşi gibidir. Evlilik bâki kalır ama eş değişebilir, konargöçerdir insan sonuçta. Kitabın içinde geçen mekânlar bir süre sonra okurun gözünde bir kimliğe bürünür; karakterlerin mekânları kullanım ve mekânlardan etkilenimlerine göre seyrederiz onları.

M.A.: Sanatçı için taşra-metropol mutlak seçim niteliğinde mi olmalıdır?

Y.E.: Bu soru kişiden kişiye değişecektir. Sanatçının yaşadığı şehirde hayata tutunduğu damarların pompaladığı kan kadardır cevap. Kanın rengi de önemlidir ama… Belki sanatçı yaşadığı şehre katlanıyordur, bazı sorunlar ve beklentiler uğruna yaşıyordur o şehirde.

Dediğin mutlaklık sanatçının üretiminin yoğunluğu ve özgünlüğü açısından hedef olan bir mutlak seçimse o da sanatçının iradesine, cesaretine ve yönelimine kalan bir şeydir. Benim için metropol hâlâ direnmek, dayanmak ve beslenmek zorunda olduğum bir yaşam alanı. Ama otuzlu yaşlarımda hâlâ burada yaşanmalı mı konusu en büyük soru işaretlerimden biridir.

M.A.: Taşra edebiyatı bir kola ayrılmış diyebilir miyiz?

Y.E.: Daha çok şiir tarafını takip ettiğim ve şiir yazdığım için şiir konusunda ayrılmıştır diyebilirim. Bu ayrışma farklı farklı cephelerin olduğu da bir ayrışmadır. Taşra tek bir kola ayrılmış diyemem, birçok değerli şair/sanatçı ve dergilerimiz var tıpkı değerli metropol dergilerimiz de olduğu gibi. Yaptıkları dosyalar ve yayımladıkları şiirlerle duruşunu bozmamış ve bozmamaya gayret gösteren dergilerimiz var. Yayımladıkları şiirlere baktığımda çok popüler metropol dergilerinin bir kısmı genel olarak ünlü ve yaşlı isimlerin çok vasat şiirlerini yayımlarken; bazı taşra dergileri ağırlıkla beğenerek okuduğum şiirler yayımlıyorlar. Metropoldeki kirlenmenin bazı metropol dergilerine de yansıdığını gözlemliyorum. Edebiyattan ve ürünün yapısından önce ekipçiliğe yaslanıp isim dergiciliği yapan dergilerden haz etmiyorum ben. Bunların arasında sağcısı da solcusu da var. Bu da üreten bir insan olarak beni rahatsız ediyor. Taşra bu konuda dışarıdan bakınca bana daha samimi ve direngen geliyor. Metropolde de tüm dergileri suçlamıyorum. Herkes her şeyi biliyor ve görüyor zaten. Ürünler ortada…

M.A.: Yazar/şair kimliğiniz (özel yaşamınız dışında) taşra-metropol arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsa, hangisi baskın olur?

Y.E.: Birkaç sene daha metropolde olacağım ve olmam gerekiyor. Ama hayat ne gösterir bilinmez. İstanbul kadar büyük olmayan sahil kentlerine ya da kasabalarına göç etme niyetim var. Otuzlu yaşlarımla beraber hayatımın kalan kısmını şartlar yolunda giderse ve imkânım olursa İzmir ya da Fethiye’de geçirmeyi düşünüyorum. İstanbul’un keyfine de zehrine de henüz tam doymadım ama bu doyum noktasının bana çok da uzak olmadığı kanaatindeyim.

Mahmut AKSOY

mahmutaksoy4@gmail.com

1 thought on “Taşranın Dinginliği ve Kargaşanın Üzerine – Söyleşi Dosyası 3 | Mahmut AKSOY

  1. Gerek Mahmut Aksoy’un değerli A.Yaşrin ve Y.Ergün ile devam ettirdiği kent fizibilitesinin sanat üzerindeki varsıllığı gerek de özenli bu çalışma dosyası yüksek dozda
    “üretmek, var olmaktır” kanısına rota oluyor. Emek verenlerine sevgiler 💐

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up