Mahmut AKSOY: Bir sanatçının sanatını icra etmek için, yaşamak için seçtiği, seçeceği taşra-metropol nasıl bir etkiye sebep olur?

Çağın ÖZBİLGİ: Sanatçının yaşamak için seçeceği taşra ya da metropol sanatını icra etmekte oldukça önemli bir unsur olarak dikkat çekmekte. Taşrada yaşayan bir sanatçı, taşra hayatına hâkim ve yaşanan güçlüklere yakinen şahittir ancak metropol hayatına da uzak değildir (teknolojik gelişmeler vb. sayesinde). Bu noktada ortaya koyduğu eserlerde bir harman söz konusu olabilir /oluyor da. Yine günümüzde metropoller sanatçılar için itici bir atmosfere sahip olabilmekte. Metropol hayatından vazgeçerek taşra hayatını seçen ya da seçecek birçok sanatçı olduğunu düşünüyorum. Nitekim kalabalık, geçim şartları, vb. sanatçının da belini büken kavramlar. Yaratım süreçlerinde zaten oldukça sancılanan sanatçı/sanatçılar sanat için daha rahat bir kafaya sahip olma ihtiyacı hissedebilirler ki hissediyorlar. Önümüzdeki süreçte taşra- metropol ayrımının (düşünsel anlamda) -bugün için bir parça olsa da hissettiğimiz- bir anlamı kalmayacağını düşünüyorum (ki kanımca bu etki de gittikçe azalıyor).

M.A.: Tarihe, insanlığa yüzyıllarca seslenmeyi becermiş eserlere eser sahibinin yaşadığı şehirler, mekanlar önem kazandırmış olabilir mi?

Ç.Ö.: Elbette. Tarih, zaman-mekân bağlamlarını en öne çıkaran bilimlerden bir tanesi. İnsanlığa yüzyıllarca seslenmeyi başaran eserlerde de tarihten, doğal olarak zamandan ve mekândan yararlanılması oldukça doğal. Dünya edebiyatını incelediğimizde bu durumun karşılığı -birçok sanatçı için- yaşadığı dönemde, içinde yaşadığı toplumun tarihinden ya da kendi kişisel tarihinden (zaman-mekân eksenli) yararlandığı olacaktır. Şehirler yani kavramsal açıdan daha minimal olarak ele aldığımızda -mekanlar sanatın odak noktalarındandır- dememizde hiçbir sakınca görmüyorum.

M.A.: Sanatçı için taşra-metropol mutlak seçim niteliğinde mi olmalıdır?

Ç.Ö.: Sanatçı için taşra-metropol mutlak seçim niteliğinde olmamalı. Bana kalırsa sanatçı nerede yaşayacağını kendisi seçmeli ve bu konuda desteklenmeli de. Ama günümüz dünyasında -minimal anlamda kendi ülkemizde- böylesi bir durum söz konusu değil ve yakın gelecekte de olacağa benzemiyor. Ne yazık ki sanatçının taşra-metropol seçimi konusundaki tercihi de bu minvalde şekilleniyor. Ama zor, yaratıya gebe her sanatçının anası. Sanatçı her ne koşulda olursa olsun, az ya da çok üretmekten vazgeçmiyor/vazgeçemiyor. Sanatın ve sanatçının doğası bu. Taşra ya da metropol mutlak seçim niteliğinde olsa da kanımca böyle olur bu.

 M.A.: Taşra Edebiyatı bir kola ayrılmış diyebilir miyiz?

Ç.Ö.: Şahsım adına Taşra Edebiyatı bir kola ayrılmıştır diyemem. Edebiyata bir bütün olarak bakıyorum. Böylesi bir ölçekte yaptığım ayrımlar daha minimal oluyor. Elbette taşrada üretilen ya da taşra hayatını işleyen kitapları bu hayatı anlamaya çalışarak okuyorum; ama bu Taşra Edebiyatı diye bir ayrım yapmamı gerekli kılmıyor. Metropol hayatı için de aynısı geçerli. Sanatçı da ürettiği eser de ister taşrayla ister metropolle ilintili olsun, benim gözümde her ikisi de aynı değere sahip -birer sanat eseri değeri taşıyor- ve her ikisinden de mutlaka kendime ders/dersler çıkarıyorum/çıkarabiliyorum/çıkarabilmeliyim de. Kanımca böyle bu.

 M.A.: Yazar/Şair kimliğiniz -özel yaşamınız dışında- taşra-metropol arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsa, hangisi baskın olur?

Ç.Ö.: Taşra-metropol arasında bir seçim yapmam gerekirse, metropolü seçmek durumda kalırım. Nedeni metropolde doğmam, büyümem ve metropol hayatına alışık olmamdan ileri gelir. Yine de taşra hayatını hiç bilmeyen biri değilim. Taşraya gitmişliğim, yaşam tarzını görmüşlüğüm, gözlemlemişliğim var. Dışarıdan çok güzel gözükse de -ah! keşke burada yaşasam- desem de taşra hayatına kısa zamanda ayak uydurabileceğimi düşünmüyorum ama birçok yazarın ufkunda taşra hayatı olduğunu/olabileceğini de -dinginlik anlamında- düşünmüyor değilim. Ama bazı şeyler zamana bırakılıyor olabilirler.

Mahmut AKSOY

mahmutaksoy4@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up