Tek Kişilik Tiyatro Oyunu: “KUL” | Sevginur DİKİN

Mercan, geçimini apartman merdivenlerini temizleyerek sağlayan evli bir kadın. Bir gün kocasına kızıyor ve onu evden kovuyor. Oyun tam olarak bu andan itibaren başlıyor. Kocası gidince kendine döneceğini sanırken, işler hiç umut ettiği gibi de gelişmiyor. “Azıcık aşım, kaygısız başım” diyebilmek keşke her zaman işe yarayabilseydi? Mercan’da da bir fayda etmiyor çünkü kimseye muhtaç olmadığını düşündükçe ne kadar çok muhtaç olduğunu fark ediyor.

Hepimiz kendimizi birtakım çelişkiler yumağının içine atıyoruz ve kurtulmak için tanrısal güçlerden medet umuyoruz. Mercan karakteri de böyle. Toplumumuz üzerinde çok sık olarak karşılaşabileceğimiz bir karakter Mercan. Dolunay Soysert ise bu karakteri güzel bir şekilde karşılıyor. Mercan, kocası eve dönsün diye dualar ediyor, adaklar adıyor hatta emeğinin karşılığı olan parayı hiç düşünmeden falcılara yediriyor. (Birçok insan da böyle değil mi zaten?) Sonucunda ne mi oluyor? Mercan sürekli olarak yapması gereken sorumluluklarını erteliyor, psikolojisi bozuluyor ve yalnızlığıyla baş başa kalıyor.

Seray Şahiner’in ilk baskısını 2000 yılında yayımladığı roman, sinema ve tiyatro oyuncusu olan Dolunay Soysert’in hayat vermesiyle sahnedeki yerini alıyor. Tiyatro eğitimli olan Soysert, rolünün hakkını gerçekten veriyor. Zaten çalıştığı dizi ve sinema projelerinde de buna şahit olabilmek mümkün. Oyun çıkışında konuşulan konulardan birine kulak verdim. O da oyunun tek kişilik olması üzerine yapılan bir eleştiriydi. Ben buna katılmıyorum, aksine oyunun tek kişi olarak oynanmasını başarılı buldum. Mercan dışında bir karakterin olması, oyunu anlama konusunda tereddütlerin önünü açardı. Burada anlatılmak istenilenin Mercan gibi umudunu hep başka yerlerde arayan kadınlara dikkat çekmek olduğunu düşünüyorum. O yüzden de Mercan’ın oyunda tek gerçek karakter olmasını dikkat çekmek konusunda başarılı buluyorum. En azından benim düşüncem bu yönde. Zaten oyun dış sesler ile destekleniyor. Bu da o bahsedilen boşluğu tamamlıyor bana kalırsa. Anlatıcı konumunda olan dış sesler, bazen olayı anlatan ve bazen de Mercan’a tanrısal bir bakış açısı ile karakterin ruh halini bizlere sunuyor.

Tek kişilik bir tiyatro oyunu olan Kul, sahne dekoru olarak ise minimal ögeler ile oyunu tamamlıyor. Minimal bir şekilde dizayn edilen daire, oyunda ihtiyaç olan her şeyi karşılamaya yettiğine tanık oluyorum. Bir koltuk, bir masa, iki adet sandalye, bir saksı içerisinde bitki gibi.  Zaten oyun eşyalardan çok, Mercan karakterine odaklanıyor. Orada esas yansıtılmak istenen, Mercan’ın yalnızlığıyla kaldığı ikilem. Mercan karakteri gündelik yaşamında apartmanlara merdiven silmeye giden bir kadını canlandırdığı için, üzerindeki kıyafetler rolüyle ilişkili olduğunu söyleyebiliyorum. Abartısız makyaj ve saçlar da Mercan’ı tamamlıyor. Hafızalarda Mercan gibi hayatın daha kenarında ve öz güvene ihtiyacı olan kadınları gözümüzde canlandırma konusunda yeterli oluyor. Kocasının yokluğunda kendine dönmeye karar verdiğinde ise üzerine geçirdiği kırmızı renkli elbise, renk itibariyle anlık ruh halini ortaya çıkarma konusunda başarılı oluyor.

Toplumumuzda yaşayan kadınların her zaman şanslı olamadıklarını, hatta çoğu zaman başkalarının varlıklarıyla kendilerini güçlü hissettikleri bir çağda, Mercan gibi  kadınlara çok sıklıkla rastlıyoruz. Her kadın değerlidir sadece bu değeri onların da fark etmesi gerekiyor ve umarım, bir tiyatro sahnesinde Kul’a denk gelirsiniz.

Sevginur DİKİN

sevginurdikin@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir