Y-azar Yazısı | Dolunay Kadir YÖRDEN

Kaleminiz kıvraksa, gözlem yeteneğiniz varsa gördüğünüz hemen hemen her nesne üzerinden öykü, şiir yazabilirsiniz. Okuyan için yazdığınız bir şey ifade etmese bile verdiği haz sizi tatmin edecektir. Bu yüzden “ne kadar berbat bir yazı” şeklinde yapılan yorumları ciddiye almayın. Çünkü o eleştiriyi yapan kişi sizi ciddiye almadı, büyük ihtimal kendisini de…

Yazar olmak için illa tanınmak gerekmiyor. Billboardlarda, el ilanlarında, sadece tanınmış insanların kitaplarını çıkartan yayınevlerinde bina boyunda kitap tanıtımınızın yapılması da gerekmiyor. “Ben bu işten para kazanmak istiyorum, kartvizitimde yazar kelimesi yazsın” diyorsanız, orada durun. Bunu düşünerek geçtiğiniz yoldan geri dönün. Sağa dönünce, kapısında fatura kuyruğu gibi insan selinin olduğu binada en arkadan sıraya girin. İşte geldiniz: “İşkur”… Girişte, duvarda çerçevelenmiş yazıyı okuyun. “ALLAHIN DEDİĞİ OLUR.”, “TİCARETLE UĞRAŞIN VE CESUR OLUN. ÇÜNKÜ RIZKIN ONDA DOKUZU TİCARET VE CESARETTİR.” Şimdi eğilin kulağınıza bir şeyler fısıldayacağım: “Ticaret için meta gerekli, siz de geldiniz, her şey tamam…”

Her şeyi satın alınacak veya satılacak bir nesne olarak görürseniz -buna kendinizde dâhil- yazdığınız yazıları pazarlama aracı olarak kullanabilirsiniz. Bu aralar beyaz rengi övmek popüler beyazı öven yazılar yazayım. Herkes siyah renge saldırıyor, ben de siyaha saldırayım. Toplum “kandan beslenmek çok güzel, bunun üzerine bir kelam et abi” dediğinde, “herkese kan içmeyi tavsiye ediyorum, kana kana için” de. İşte size ticari zekâ, yazarlık bunun neresinde? Siktir et, sen paraları say…

Bu şekilde yazı yazmanın fabrikada zor koşullarda çalışmaktan pek farkı yok. Orada komutla çalışan insanlar gibi sizi de yönlendiren bir kuvvet var. Sırtınızda şakıyan kırbaç görünmez olabilir ama bu sizin ‘çağın kölesi’ olduğunuzu değiştirmez. Belki farelerin yaşantısından rahatsız olduğunuz için kafeste hamster olmak size daha kullanışlı ve şirin gelebilir. Yeraltında şehrin gerçek yüzünü görmek yerine kire pisliğe bulaşmadan makyajlanmış bir halüsinasyonu kabul etmek daha cezbedici olabilir. Çünkü senin gibi bir yetenek kıyıda köşede kalamaz. Parlak ve cilalı bir ayakkabı gibi vitrinde en önde etiketinle olman gerekiyor.

Mesela hapishaneleri bilmezsin, tutuklanmak aklından bile geçmez. Sen bütün kurallara uyan, vergisini ödeyen, sana yüklenmiş bütün ödevleri tastamam ve muntazam yapan bir insansın. Arabayla kaza yapsan ilk düşüneceğin şey tatlı canın, hemen ardından ceza puanın değil mi? Bu şekilde yaşayan insanın hapishanede ne işi var? Yaşasın örnek vatandaş, yaşasın özgürlük! Ben yine de sana hapishaneden bahsedeyim. Belki ilerde popüler olur, bunun üzerine yazı yazarsın. Bir insan mahkûm olmuşsa mutlaka bir suç işlemiştir. Suçsuz insanı neden hapse atsınlar? Ben niye girmiyorum? Buna rağmen bazı insanlar bizim gibi düşünmeyip, hapishanedeki insanlara mektup yazma ve ondan mektup alma cüreti gösteriyorlar. Elbette sistem nadir de olsa bu cüreti gösterenler için bir formül düşünmüş. Mektup okuma komisyonu yazılan bütün mektupları teker teker okuyor. Uygun bulmadığı yerleri karalayarak okunmaz hale getiriyor. Örneğin; bütün devletler —–dir. Karalanan yeri doldurmak senin hayal gücüne kalmış. Bence karalanan yerde çiçek yazıyor. Gerçi çiçek olsa sonu –tir olurdu. Yazar olamasak da o kadar imla ve cümle bilgimiz var. Sonuç olarak şanslısın, hapishanede değilsin, senin yazılarının hepsi hür ve özgür iraden sonucu kendi üretimin değil mi? İçeride yatan yazarlar olduğu da söyleniyor ama sen takılma buna, onlar hatalı sollamadan dolayı içeri girmişlerdir.

Aslında bu yazıyı birkaç gün önce kaleme alacaktım. Fikir alışverişinde bulunduğum arkadaşım, bilgisayarımı kontrol ederken hatayla yazıyı sildi. Bunun “ilahi bir işaret olduğunu, eğer silinmeseydi belki başıma bir iş gelebileceğini” söyledi. İmanın altı şartını bilmediğim için kaza ve kadere inanmak konusunda bilgisizliğimden, gece yarısı tekrar yazı masasına oturdum. Fırında pişen kekin yaydığı enfes koku gibi yazdığım yazı da öyle bir etki yaratmış olmalı ki kapımın zilinin ısrarla çalındığı ve hemen akabininde yumruklandığını fark ettim. Aklıma gelen tek şey: “Ya çok hızlı yazar oldum, ya da ———-.

Dolunay Kadir YÖRDEN

dky3477@gmail.com

Dolunay Kadir YÖRDEN

Dolunay Kadir Yörden 02.05.1985 tarihinde dünyaya gelmiştir. Anne karnındaki hayatını sonlandırıp karanlık olan dünyaya doğduğunu dile getiren Yörden, düşünce yazıları ile Leyli Sanat’ta yer almaktadır. Kendisini “Gerisi benim içinde muamma. El yordamıyla, sorgulayarak, bazen en küçük ışığı güneş sanarak yolumu bulmaya çalışıyorum. Gerisi sadece arşiv.” cümleleri ile ifade eder.
Dolunay Kadir YÖRDEN

Yorumlar

  1. Eleştirel yazını beğendim. Ancak son cümleyi kafamda doldurmadim. Ya çok hızlı yazar oldum ya da …. Dediğin yeri dolduramayinca kendimi eksik hissettim. Neden dolduramadim diye. Yazı baştan sona düşünmediğimiz aklımıza gelmeyen noktalari anlatıyor ve hop konu mutfak kek bu durum tamda eleştirdiği noktaların nasıl hemen gözardı edilip üzerinde durulmadığına dair bir örnek oldu. Hadi o zaman konuştuk ettik artık çay içelim diyen bir kesime işaret gibi geldi bana. Velhasıl uzatmayayim bir an kendimi kaptırdım diye hissettim çünkü. Tebrik ediyorum yazını 👏👏👏

    1. Güvenli evimizin kapısını yumruklayan bu harika yazıyı okuyabildiğim için şanslı hissettim. Tebrik ederim.

  2. Tebrik ederim yine harika bir yazı,hepimizin düşüncelerine tercüman olmuşsun👏👏👍

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir