Anasayfa » 2019 » Nisan

Aylık Arşiv: Nisan 2019

Pencere Önü Fidanlık | Ayşe TÜRK

  Eskiden çiçek büyütürdü penceren. Şimdilerde pencereyi açmayı unutmuş bir duygudasın, Oda içinde bin bir gizil bahçe kavgasında. Sokak Dili’m, haftalar ay oldu, Ayları yıl etmeden, sende bir çocuğu süslemeye geldim. Çıkar, neyin var neyin yok hepsini çocuğa giydirmeye geldim. Pencereni aç. Elleriyle ektiği fidanın soluğunu duyman lazım. Sana göstereceği bu fidanlık Senin vereceğin sudan ve güneşten niyetli. Bu niyeti ...

Devamını Oku »

on üç yaş | Tunahan ÇETİN

on üç yaş “Çocuklar öldürülmesin, şeker de yiyebilsinler.” Nazım HİKMET Salıncaklara koşuyorum, elimde papatyalar. Ne arkamda ölümün korkusu ne de açlık endişesi. Bitkin bedenim yenik düştü, minik parmaklarım kırılgan. Hem annemin sütsüz memesinden de tutamıyorum ki… Ben Afrikalı Yunwa, şimdi cennet ışıklarına koşuyorum. Yediğim önümde, çamura bulanmış ağaç yaprakları. Yemediğim hayalimde, çöpe attığınız bir parça ekmek! Silah sesleri annemin susmuş ...

Devamını Oku »

Süt Kokulu | Çiğdem SUDE

Sabahın erken saatinde bedenine sığmayan bir heyecanla yatağından kalkar. Annesinin ona aldığı beyaz elbiseyi dikkatli bir şekilde giydikten sonra tokalarını da alıp annesinin yanına koşar. Annesinden saçını yapmasını ister. Annesi, saçının iki yanından birer tutam alarak örer ve kalanı saçlarının üzerinde birleştirerek bağlar. Böylece kendi etrafında döndüğünde saçı, bir kuşun kanat çırpışı gibi hareket ederken yüzüne de gelmez. Daha sonra ...

Devamını Oku »

23 Nisan Özel: Bir Çift Gülen Göz | Sevginur DİKİN

Kapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler. Hiroşima’da öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ...

Devamını Oku »

Üç Renk: Şiir Gibi Sinema Pratiği | Ufuk KADIZ

Son zamanlarda izlediklerimi düşünerek hafızamı yokladım. Çok çok beğenerek izlediğim filmleri eleştirmekte gerçekten zorlanıyorum. Sanki o yapımın içinde ben de yer almışçasına filmi koruyor, kötü eleştirileri geri püskürtüyorum. Ama size Üç Renk serisini sunmaktan büyük keyif alacağım. Film üzerine derin derin incelemeler yapmayacağım, bundan sonraki yazılarımda da böyle olacağından emin olabilirsiniz. Maksadım, size sinema tarihinde farklı ve esaslı yeri olan ...

Devamını Oku »

Edd’in Bozuk Radyosu | Fırat ÇİÇEK

Saat sabahın altısı idi. Tedirgin düşlerimden bir anda uyanıp yanı başımdaki fotoğrafa dikildi gözlerim. Sene 1987 idi. Resimde ben, annem, babam ve daha geçenlerde kaybettiğim köpeğim Masi vardı. Doğum günümde bu resmi bana annem çerçeveletip hediye etmişti. Hüzünlüyüm. Köpeğimi kaybettiğim için çok hüzünlüyüm. Göz pınarlarımda akan gözyaşlarıma izin vermeden yüzümü temizledim. Resmi bağrıma basarak tüm bu yaşanan şeyleri bir kere ...

Devamını Oku »

Bir İstanbul Rotası 3: Adalar Dolup Taşmadan Önce | Neslihan DEMİRHAN

Çoğu insanın aksine ben, İstanbul’un adalarını kışın gezmeyi severim. Genele ayak uydurmak adına bu rotayı bir bahar ayı olan Nisan için uygun buldum. “Hem sıcak hem soğuk” dediğimiz, Orhan Veli’nin Güzel Havalar şiirinde “Beni bu güzel havalar mahvetti” dediği dizeye yakıştırarak yokuşlarıyla bizi birazcık mahvedecek olan Heybeliada rotasına hoşgeldiniz. Ulaşım için Kartal, Bostancı yahut Kadıköy’den kalkan ada seferlerini öneririm. Avrupa ...

Devamını Oku »

Kavramın Avlusundaki Çocukluk | Mahmut AKSOY

“İnsan annesinden daha yaşlı olabilir. Çünkü zamanın erkenden çürüttüğü bir çocukluk geçirmiştir.” Kavramlar her zaman aynı anlamı taşıyıp dilimize yakışmıyor. Güzel kavramı yirmili yaşlarda nesnel bir hat üzerinde yoğunlaşırken, otuzlu yaşlarda ya da yanılgıların gırtlağa kadar yükseldiği ellili yaşlarda daha çok tinsel bir boşluğa yöneliyor. Gençliğimizde üstüne basa basa söylediğimiz direnç kavramı -ki direncin beslendiği duru fikirlerdir- kargaşanın, dört yandan ...

Devamını Oku »

Uzay | Emrah SAĞLAM

Pencereleriniz tozlanmıştı, geldim temizledim. Gene de aklanmadınız. Üzerine yazmaya kıyamadım ismimi. Yazarsam delireceğim inanın. Buna ve bunsuzluğa. Bir daha buraya geleceğimi düşünmüyordum. Durdu, sevinir gibi oldum. Küçücük delikten izledim boş vermişliğini, umursamazlığını. İstedim ki açılmasın. Açtı kapıyı, sarıldı, elleri ile boynumu okşadı, öptü. Tüm öfkem geçti o an. Ya sonra. Böyle heder ettim kendimi, zaaflarım yüzünden ödün vererek erittim iklimlerimi. ...

Devamını Oku »

Otizm Üzerine: BEN ÖLÜRSEM ÇOCUĞUM NE OLACAK?

Gökyüzüne en güzel gülümseyen çocukların adına merhaba. Bu hikâye uzun zamandır var. Bu toprakların ilk ezilenleri değiliz. Ötekileştirilmiş, yok sayılmış, aç koyulmuş, kırılmış ama eğilmemiş halkların bugüne uzanan neferleriyiz. Biz Alevileriz, Kürtleriz, yoksul işçileriz, köylüleriz, kadınlarız; çocuk işçileri, çocuk gelinleriyiz bu toprakların. Ahvâlimiz bilinmemiş, acımızı bal eylemişiz. Bunca yoğrulmanın arasında unuttuğumuz birileri daha oldu: bizler. Engelli aileler. Bundan beş sene ...

Devamını Oku »

Âdem’in Çizdiği Tanrı | Sipan GÜLER

Bir kadın çiziyor Tanrı durmadan, erkeğin kemiğinden bir kalemle! “Kabul et!” diyor Adem’in canı istediğinde. “Evde oturup çocuk yapacaksın gerektiğinde. Seveceksin onu sevmeyi istemesen de.” Tanrı, Âdem’e teslim ediyor kalemi böylece. “Eti senin, kemiği benim, al kaderini yaz.” diyor. Kadın gülecek oluyor, Âdem yasak çiziyor. Kadın birini sevecek oluyor, Âdem fetva yazıyor. Kadın, uzuvlarını görüyor, kapatıyor Âdem… Güneşe vuruyor kendini ...

Devamını Oku »
Scroll UpScroll Up