Anasayfa » SİNEMA » 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün ve Karar Filmleri Üzerine Düşünmek | Ufuk KADIZ

4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün ve Karar Filmleri Üzerine Düşünmek | Ufuk KADIZ

Böyle bir yazı yazmayı çok zamandır hedeflesem de şu anda bunu tetikleyen şey, yıllar sonra 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün adlı 2007 Romanya yapımı filmi izlemem oldu. Cristian Mungiu’nun yönetmiş olduğu az bütçeli bu film, Cannes başta olmak üzere birçok festivalden ödüllerle döndü.

Nedir bu filmi bu kadar özel kılan? İşlediği konu, kürtaj üzerinden şekillense de barındırdığı alt mesajlarıyla seyircisini düşünmeye sevk ediyor. Bu düşünme halini en çok da Otilia, sevgilisinin evine gittiğinde içinde kaldığı yemek masası sohbetinde yaşıyoruz. Farklı dünyaların insanı olma hali Otilia’nın yüzüne ve belki en çok da biz seyircilerin yüzüne çarpılıyor. Masadan kalkıp gitme düşüncesi, Otilia’nın tepkisi haline dönüşüyor, tıpkı bizim de dilediğimiz gibi.

Öte yandan 1987 Romanya’sının o ürkütücü, kasvetli hali tüm film boyunca ardımızda. Kürtajın yasak olduğu bir ülke söz konusu, cezalar çok büyük, bunu bilen Otilia ve arkadaşı Gabita kürtaj için ellerinden gelen tüm hazırlığı yapsalar da birçok noktada sıkıntı yaşıyorlar ve bu yaşananlar hayatlarının geri kalanını etkiliyor. Özellikle de Otilia’nın.

Bu yazıdaki amacım, bu kült eserin bir çözümlemesini yapmak değil; amaç, 2018 yılında ilk defa izlediğim zaman kapıldığım heyecanın etkisiyle yazmış olduğum bir kısa film projesine değinmek. Mezuniyet projem olarak hazırladığım bu kısa film, senaryo halindeyken ders hocam sevgili Esin Paça Cengiz dahil olmak üzere jürideki diğer hocalarımı da oldukça heyecanlandırmıştı. Fakat çekim sürecinde ve post-prodüksiyon sonrasında istediğim filmi yapamadığımı biliyordum, bunu da bilhassa aldığım yorumlarla gördüm. Teknik yetersizlikleri ve oyuncu seçimlerindeki yanlış kararlarımı sebep olarak rahatlıkla söyleyebilirim.

Kısa film: Karar (2018)

Kürtajın yasak olduğu, korkutucu bir evren üzerinden anlatım yapan 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün filmi, benim için bir çıkış noktası oldu. Üstelik filmi düşündüğüm sürede ülkenin gündeminde kürtaj konusu da vardı. Bu gündemden de faydalanarak bir distopya yarattım. Bu distopyada kürtaj tamamıyla yasak ve sadece bir merkez tarafından illegal ve gizli olarak gerçekleştiriliyor. Buraya erişebilmeniz ise el altından dağıtılan bir numarayı aramak ve sizi almaları için görevlilerin gelmesini beklemekle mümkün oluyor. Asıl olay, filmimdeki kadın karakterin kürtaj merkezinde dinlenmek üzere uyuyup uyandığında bir çocuk görmesiyle başlıyor. “Çocukların kürtaj ile yaşamına son verildiği bir merkezde bir çocuk nasıl yaşar?” sorusu seyircilerin kafasına yerleşiyor. -en azından ben öyle bekliyorum- Çocuk ise, çok sıkıldığını ve oynayacak kimse bulamadığını ifade ediyor kadına. Oyun oynamak için çocuk ile aşağı inen kadın, çocuğun kadın doktora “Anne!” diye seslenmesiyle iyice afallıyor. Odasına geri gönderiliyor ve kadın, çocuğun çizdiği resimden neler olduğunu anlamak istiyor. Anladığı şey ise çocuğun orada zorla tutulduğu gerçeği.

Kısa film: Karar (2018)

Çözümü kaçmakta ve belki de yardım getirmekte bulan kadın, merkezdeki adamlardan biri tarafından durdurulmak istense de olay, adamın kadın tarafından silahla yaralanmasına varıyor. Daha da şoka giren kadın, doktorun olay yerine gelmesiyle kadına silah zoruyla sorular soruyor ve bir şekilde gerçeği öğreniyor.

Peki gerçek ne? Benim anlatmaya çalıştığım fakat herkes tarafından kolayca anlaşılmayan gerçeklik, oranın bir eleme sistemi olduğu. Nasıl bir eleme? Zaten kürtaj yaptırmak isteyen kadın her şekilde ülkenin kuralını çiğnemek istemiştir ve ölümle cezalandırılmalıdır. Fakat bu cezayı almadan önce o merkezde çocuk doğana kadar bakılacak ve çocuk doğduğunda elinden alınacak, sonra da öldürülecek. Bu sistemle devlet, hem kendi sürdürülebilir genç nüfus ihtiyacını karşılamaya devam edecek hem de hain olarak nitelendirdiği kadınların yaşamına son verecektir.

Kısa film: Karar (2018)

Filmin sonunda karanlık ekrana geçilir ve ağlamayla karışık kahkahalar kulaklarımızdadır. Silah, kadının elinde, kadın doktora bakmaktadır. Silah patlar ve kimin öldüğünü maalesef bilemeyiz. Sisteme kurban olmak istemeyen kadın, kendini mi vurmuştur, yoksa sistemin bir parçası olan kadın doktorun yaşamına son verip kaçmış mıdır bilemeyiz. Kaçsa bile bulunmaz mı ya da bu sistem bir şekilde yine devamını getirmez mi, bunu iyi düşünmek gerek. Sonunu açık uçlu bırakmak belki de filmimin içerisinde en sevdiğim kısım.

Bu kadar detayı neden anlattın diye sorarsanız, daha önce de dediğim gibi içime sinmeyen bir kısa film projesiyle mezun oldum fakat bulduğum fikir gerçekten çok kıymetli ve bu fikrin geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum, belki de uzun metrajlı bir filme dahi dönüşebilir, neden olmasın? 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün filmi hem projemde hem de yüksek lisansa -Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı- adım atmam konusunda benim için bir dönüm noktası oldu. Umarım kısa filmimi de izler ve üzerine düşünceler üretip çevrenizle paylaşırsınız. Mungiu’nun filminin sonunda, benim kısa filmimin ise başında yer alan bir replikle tamamlayalım yazıyı:

“Bundan sonra ne yapacağız biliyor musun? Bu konudan bir daha asla konuşmayacağız, tamam mı?”

4 luni, 3 saptamâni si 2 zile (2007)

Ufuk KADIZ

ufukadiz@gmail.com

Ufuk KADIZ

Ufuk Kadız 1995, Kartal doğumlu. Lisenin son yılına kadar öğretmenlik diye tuttururken kararından vazgeçip Kadir Has Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümüne tam burslu olarak girdi. Mezun olmasına yakın Leyli Sanat'ı kurdu ve çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor. Öte yandan mezun olduktan sonra Halk Eğitim'de Kısa Film Yapımı kursları verdi, çalışma hayatında sinema ve eğitimi birleştirmek ve Leyli Sanat'ı fiziki bir yere dönüştürmek en büyük iki hayali.
2019'da ise İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları anabilim dalında yüksek lisansa başladı.
Ufuk KADIZ

Bir yorum

  1. İçine sinmediğini belirttiğin bu yazını okuduğumda bir izleyici olarak böyle düşünmemen gerektiğini söylemek istedim. Elbette sinemacı gözü ile seyirici arasında dağlar dağlar dağlar kadar farklar mevcut. Teknik açıdan bir çok şeyi bilmeden izler bu kısımları bilmeden ve öğrenme gereği duymadan bayıldım çok iyiydi hakikaten şahaneydi deriz. İçerisindeki durumu teknik süreci yönetmenin kafasındaki dünyayı anlamadan beğenmeme kararına bile yelteniriz. Yani demem o ki senin sunduğun seyirciye vardığında tamamen değişiyor. Ki ben keyifle izlemiş durgun akışını sevmiştim. Ve hala da seviyorum. Daha nice film çekecek kısa filmle aktardığın fikrini genişletip bize uzun metraj bir filme çevireceksin belkide. Yazarken ve yönetirken herşey senin , ve izleyici senin olanı sevecektir. Yeniden defalarca emeğine sağlık kutlarım. Sen sinema dünyasına ait yeni bir süreç ekleyeceksin. Bunları sadece seni tanıyan biri olarak söylemiyorum, senin bizlere ulaştırdığın eserlerini izleyen ve her birinde çeşitli noktalar yakalayıp seven bir izleyici olarak ta söylüyorum. Yolun açık sanatın daim olsun.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Scroll UpScroll Up