Anasayfa » Yazar Arşivi: Fırat ÇİÇEK

Yazar Arşivi: Fırat ÇİÇEK

Fırat Çiçek 21.09.1995 tarihinde Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde dünyaya gelmiştir. Bir şeyleri karalamanın, içindeki dinginliğe iyi geldiğini hissedebilen biri olarak büyümüştür. 2019 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Anestezi bölümünden mezun olmuştur. "Neden yazıyorum?" sorusunu da kendisinden örnek aldığı İtalyan yazar Umberto Eco gibi “Hayatta kalmak için hikâyeler anlatmak gerek.” diyerek açıklamıştır.

Yas Bandı | Fırat ÇİÇEK

Artık eskiciler de gezmiyor. Henüz baharında tükettik, Tüketeceğimiz ne varsa. Tüm yaprakları takıp peşine öylece; Sessiz ve renksiz. İnancını yitirmiş ciğerlerimle, Öksürsem öleceğim sanki. Ansızın cehennem Kendi yolunu bununla döşüyor. Yırtılan beyin kaslarımla, Sağ gözüme sıcak bir ağrı düşüyor. Boş bir sandalyede bekleyen bir ceketin Sesi değmedikçe sesine, Bu koca bir yalnızlık değil midir? Yüreğim kulağımda Ve bir umut arıyorum ...

Devamını Oku »

Saye-i Güzeşte (Geçmişin Gölgesinde) | Fırat ÇİÇEK

Ağır bir ağrı gibi mevsim. Sen ey karanlık! Son yaprağı ölümse papatyanın, Biraz sarısını konuşalım. Sarısını ömrümüzün, Hem de ta orta yerinden. Rengini gökyüzünün griliğine, Denizin kor mavisine yaklaştırıp Bir mumun ardında bekleyen rüzgâr, Işıksız ruhumu sallar da durur.* Tıpkı yüreğimin zihnime kaptırdığı pembe hisler gibi. Gövdemden halince derimi atan, Döşümü kanatan bir kalbim var. Şimdi ise göğsümde bir güvercin ...

Devamını Oku »

Kızıl Gece | Fırat ÇİÇEK

Ji bo bîranîna Hêlîn Bolek (Helin Bölek anısına) Aynı daldaydık, gayrı düştük. Hiç ayrı düşmedik Ama beni de unutmasınlar. Aramızda yüzyıllık, köhne bir şehir. İnsan kurtçukları ise kaygısızca gülüyor. Alacakaranlıksa yüz milyon yıldır uzakta şimdi… Sol kasığımdan vurdular. Bırak gülsünler, kendilerine boyun eğemediklerim. Bin kıvılcım düşer önce, Büyür yavaş yavaş. Olmasın hiç, Baş koyup da kendilerine baş verdiklerin. Son istasyonun ...

Devamını Oku »

Veda Havası | Fırat ÇİÇEK

Daha doyamamışız yaşamasına, Öyle ki Uzak şarkılardır benim ağzımdaki. Kıyıların ıslak kumundan Sütü çoktan çekilmiş Kuşlara belki birazcık dönerdim yüzümü. Belki de biraz daha fazlası… Kapıda dikilen incirin harlı lekesine bulanmış İlkbahara söyleyin, Kurumuş suyu artık kuyunun. Ayrık bir yumak duruyor ellerimde, Büsbütün yitiriyorum seni, Dört yaprağı apayrı bir yoncayı anımsatırcasına. İki kuşak ölmesem yasını tutacak kim bilir bu insanlar. ...

Devamını Oku »

ŞENGEBÎ | Fırat ÇİÇEK

Göl dalından örme öpüşler Leylaklıyor ağzını. Saçılıyor. Duruluyor. Bulanmıyor çimenler. Kesik bir soluk debeleniyor dudaklarımda Ve ölü bir kısrak yunuyor Enin damarlarıma. Fısıltı ıralıyor nefsimi hallacından. Vuku bulur ruha bulanan kıvılcım. Hangi günün akşamında ağarır, Çamura saplanmış kayığın kırık yelkeni. Oysa sararmış tül perdelerinde Yeşermiş usul külleri; Yelkovan kuşları ile doldurmaksa, Öteden beri adetimdir. Uç uç böceğin ahı var artık ...

Devamını Oku »

Kuyusuz Hüzün Kuşu | Fırat ÇİÇEK

Gök, serabın akıbetine uğramış bu gece Güneşi batmakta ve kızılı nakşolmakta. Ha kan ağacı Ha gelincik taburesi Boynu zihnime damgasını vuran Bir sırça, bir sicim, Şehla gözleri ise bir onur öyküsü. Bulutun şakaklarına Hasretle tıkırdayan kafesin, Bir ağacın yarım kalmış umududur. Pullanmış derin Ve tırnak diplerin ise Hâlâ ilk yeşeren bir çam kokusu. Seni gelincik tarlasına dönüştürdüğüm İncecik bir çisenti ...

Devamını Oku »

Şarap Terbiyecisi | Fırat ÇİÇEK

Ayşe Türk’e ithafen Ceketinin göğüs cebinden çıkardığı sigarayı yakmadan önce frişka rüzgarının esmesini bekledi. Rüzgârın ona ramak yaklaşmasını beklemeden ayağa kalktı. Yüzünü yalazlayan rüzgâra bıraktı. Sigarayı pakete geri koyup ilerlemeye karar verdi. Bu ilerleyişi çok normal olmayan, adeta beş adama yetişecek kadar hızlı bir yürüyüş biçimiydi. Gökyüzü kızıla boyanmaya başlamıştı. Buna rüzgârın taşıdığı nem ve kokunun eşlik etmesi ile yoğunluğu ...

Devamını Oku »

AY(I)KIRIYIZ | Fırat ÇİÇEK

Kendilerini dalganın kıyısında sahipsiz hisseden eşyalar gibi ve kırık deniz kabuklarını topladıktan sonra arkadaşlarına “denizin neye benzediğini” göstermek üzere eve koşan çocuk gibi hissettiren sayılı yaşantıları var, bu aykırı lügatına kendini sokanlar. Elbette, bu koskoca ruhun ve bedenin esrarengiz anlamlılığını koca bir dört duvarlık alan dahilinde aktarmak kolay değildir. Kim diye soruyorsunuzdur bu aykırı kişiler? Kimler değildir sorusuna önce cevap ...

Devamını Oku »

Yas, Suç ve Eylül | Fırat ÇİÇEK

Ellerimiz değmiyorsa içimize, Dokunma derime. Belli ki Yıldızın titrek ışığında, Isınmış ıhlamur kokusunda Ezilmiş incir tanelerinde, Ağır akasya tütününde Karışmış, senin ilk çığlığın. Alazlanan alevde Mest esinti içimizi sarmadan, Tandan önce toplayalım badeleri. Demlenen öfkende, Bu yarı çıplak suda Yepyeni sardunyalar açılacak. Buğulu göz kapaklarına Bulutların yaşı dinsin. Merdivenler dikilsin geceye. Karışmış siluetler. Dağınık rüzgarlar, Sepya tonu renkler. Geçiyor nefesin ...

Devamını Oku »

251. SES’SİZLİK | Fırat ÇİÇEK

Telefon çaldı. Girdiği tedirginlik haliyle dört elle o telefona sarıldı. Neler yaşayacağından ve yaşatacağından habersizdi belki de. Hemen ekledi: “Bakıyorum” dedi. “Yaşayacağın ve yaşatacağın tüm kurgunun sorumlusu sensin.” Bunu duyar duymaz, ahizeden duyduğu son ses “Dıt! Dıt! Dıt!” diye kapanan telefonun sesiydi. Bunun ne demek olduğunu tam kestiremiyordu, duyduğu bu ses kendisini oldukça tedirgin etmişti. Diğer yandan buna hazırlıklı olma ...

Devamını Oku »

Eşgal-i Zahir | Fırat ÇİÇEK

Bira bardağı kıyısında dudağını geri çekenlerdenim. Hiç sorma ha, ölürüm yoksa! Baksana koca gökyüzüne, iki yıldızlık yer kalmış. Karanlığın tonlarında bul beni. Kusacak gibiyim, kalbim bulanıyor. Dem vurdu bir ara, bilirsin sen. Faylarımı kıracak kadar darmadağındı bilinç dışım. Kirpiği ıslansa zihni kapanırdı. Dudaklarım kuru. Tutuşuyorum. Yak beni! Deli meli ama canım ha! Bazen geçer bana böyle gecenin siyahi sanrıları. Kaç ...

Devamını Oku »

Enya | Fırat ÇİÇEK

Bu kentte tutan şey nicedir beni. Dudaklarından öpüyor kentin. Gözlerinde kocaman bir hasret, Ertelenmiş baharı seyrediyorsun. Hatırla, Yüreğinin kıyısında bordo bir gül bulacaksın. Bakınca tırtıklanırdı gönlüm, İçimi dürterdi. Bazen göz ucuyla, Bazen de ara sıra. Bunlardan her biri hatta bazen hiçbiri. Öyle ki külün ateşe dönüşmesidir bu Enya. Parçalanmış aynada yüzünü topluyorum. Ruhunu ısıracağım bir menekşenin ruhunda, Son görenim olma, ...

Devamını Oku »

Yok Mu Senin Gökkuşağın? | Fırat ÇİÇEK

Hatırlıyorum, iki gün önceydi. Odamda deli gibi volta atıyordum. Bir o yana bir bu yana gidiyordum. Küflenmekten ve rutubetten yeşermiş duvara bakakaldım. Kireci sökülmüş, bana oldukça anlamsız gelen ama çizen için çok şey ifade edeceğini düşündüğüm hiyeroglif sanatını andıran çizimler, hiç mi hiç ilgimi çekmiyordu. Evin oldukça uzun olduğunu gördüğüm antresine doğru yol aldım. Mutfakta, arta kalan atıkların kokusu ile ...

Devamını Oku »

Ahmed’im | Fırat ÇİÇEK

(Ji bo birakê Ehmed) (Ahmet Ayrıç anısına) İçimde yarım kalmış bir konuşmanın hüznü var. Uzun zaman oldu seslenmeyeli. Gece sandığından da karanlık. Gözlerin değsin gökyüzüne, ben karanlığa bile mavi derim. Geleceğin koynunda, bir serçenin boğuk sesinde, yüreğime dokunur sesin. Derinleşen hislerimin avuçlarındayım. Neyse ki ölümü düşünenlerin en yakışıklısıydım; Ölmedim. Büyük bir gürültünün içindeydim, duymuyorlardı. Biliyor musun, en çok akşamüstü üzeri ...

Devamını Oku »

Edd’in Bozuk Radyosu | Fırat ÇİÇEK

Saat sabahın altısı idi. Tedirgin düşlerimden bir anda uyanıp yanı başımdaki fotoğrafa dikildi gözlerim. Sene 1987 idi. Resimde ben, annem, babam ve daha geçenlerde kaybettiğim köpeğim Masi vardı. Doğum günümde bu resmi bana annem çerçeveletip hediye etmişti. Hüzünlüyüm. Köpeğimi kaybettiğim için çok hüzünlüyüm. Göz pınarlarımda akan gözyaşlarıma izin vermeden yüzümü temizledim. Resmi bağrıma basarak tüm bu yaşanan şeyleri bir kere ...

Devamını Oku »

Mevsimin Yabancısı | Fırat ÇİÇEK

Kendi avuç içine bile yabancı bir yüzsün, Bir sevmenin/yitmenin yıkıcı enkazında. Yaydım gövdemi evrene, Sığar mı içindeki bu acı eteğime? On milyon yıl oldu. Kaldır beni. Karanlıklarda mayala ruhumu. Uyut, Uyuştur, Nefes ver şeyhim. Kaç karıncayı topal bıraktım, İyi niyet yollarında yürürken. Kaç baharı kovdum kapımdan, İnanmadığım için badem ağaçlarına. İki demlik çaya sığdırdım, Seneler sonra duyacağım pişmanlıklarımı. Saatlerce arşınladığım ...

Devamını Oku »

Zühre | Fırat ÇİÇEK

Zühre, kendi halinde birçok şeyde fedakârlık gösteren, aile içindeki en güçlü kızlardan biriydi. Güçlü kadın olmanın yanı sıra otuz iki yılının verdiği tecrübeyi de göz ardı edemezdik. Diğer aile bireylerinin kendi halinde süren yaşantısına pek kulak asmayan, çoğu zaman dilimini anne ve babasının dizinin dibinde geçirmiş, bir kadın ruhunu asla üzerinden atamasa da bahsedildiği gibi iki ayağının üstünde durabilen, ayakları ...

Devamını Oku »

BİNEFŞ | Fırat ÇİÇEK

Kalın pencerenin ardında seyrediyorsun, Dünyanın hoyratlığını. Elin çenende dinliyorsun, Düzmece senfonilerin cızırtısını. Yıllanmış şarap kadehini belki de son kez tokuşturuyorsun. Kaç baharı boğuyorsun ardından Kaç yeşil çürüyecek kör kuyularda, Pepuk kuşunun sesiyle. Lacivert duvaklı gece gibi, Bedenin binefş* tarlası. Kaç parça olur dudakların, Unuttuğun gülüşünü verir mesela. Kaç renge bürünür gecenin karartısı, Kınası kırmızı renge. Keşkelerin hatırına, bize ait olmayanlara… ...

Devamını Oku »

Gecenin Eşiği | Fırat ÇİÇEK

Kırmızı avuç hasretimi, avuç dolusu kan kusmuğunda giderdim bugünümü. İki mavi bir beyaz eder diye sanıyordum, gri gökyüzünün altında kalan mavinin kirlendiğini gördüm. Göz altı torbalarının morarmış hali ürkütüyordu beni. Duygularımın neden iki büklüm olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ansızın sigara küllüğündeki kapkara küllerin içine bakarak “Tam da bunun gibi mi benim de kaderim?” diye isyan edip kaderime boyun eğmişçesine içime gömüldüm. ...

Devamını Oku »
Scroll UpScroll Up