Yazar: Fırat ÇİÇEK

Ayaz - Şiir Görseli

Ayaz | Fırat ÇİÇEK

Ayaz - Şiir Görseli

Ayaz

Bir menekşenin koynundaydı doğumumuz
Sarsak geceye gövdesini
İçini soğutsun diye ayaza serpti öylece
Bir üşüme değse burnumuza
Lime lime eder iç kıskaçlarımızı
Boyun borcu ve buruk bir özlem
Kırık bir aynada çoğalan yüzüne/hüznüne bakabilir yüzüm
Ve hâlâ
Toplanacak bir sürü tomurcuklarımız varken
Çağım yalnız bırakmıyor bizi

Sokağında bir fener ışığını döşüyorken
Gözünün bir ucu cam penceresinde
Diğer ucu dışının diriliğine karşı ağırlaşıyor
Göze ilişen kuşların kanat çırpışları dahi içimi gıcıklamıyor
Boğazımı sıkan bir parça çığlık
Saydamsı bir yenilgiye karşı boşluğuna düşüyor
Genzimde avucuma düşmeyi bekleyen
kırık beklentilerim ise hâlâ hizalı duruyor

Belki kuruntularımı diz kapağına kurban eder
Keşiş ağrısına dayanır
Çiğ bırakabilirim iç sancımı
Bir kuşluk vaktinde sokağa çıkar
Soğukları boğar, karanlık sularda debeletirim
Aklımın ilenmiş kenarları kalkıyorken
Üç adımda bitiririm
Öylece
Sessiz
Renksiz

Fırat ÇİÇEK

firatcicek0411@gmail.com

 

Mevsimin Soğuk Bir Eşiği

Mevsimin Soğuk Bir Eşiği | Fırat ÇİÇEK

Mevsimin Soğuk Bir Eşiği

Mevsimin Soğuk Bir Eşiği

Bir dudağa sığmayacak kadar
Uzunca baktım göz diplerine
Dalları tir tir titreyen
Uğultular yaprağına sığınırken bu şehir
Perdesini karanlığa çekiyor
Pürtelaş baş ucumda tutuşan
Yüreğim
Tek çiçekli bahçeye dönüyor

Dışarıda kendinden geçmiş bir kargaşada susayan
Avuç içimin şahidiyim
Teninde kırmızı, çapraz
Yalnızlıklardan bir leke
Kâğıdın akına da
İçimin tortusu çöküyor

Yüzüm hücrelerime varana dek
Şimdi bir elim diğerinden daha yaşlı
Sokak boyu yalnızlıklar
İç içe geçmiş kırgınlıklar
Ve soyulmaya yüz tutmuş serçe parmağına karşı
İçeri sızan beyaza rağmen
Nasıl karanlık kalabilirdi ki odam

Zihnim ve bedenimdeki her oyukta
Yeniden doğarım
Şu dağılgan yüreğimi
Şu köpüklere imrenen
Yasemin ve portakal ağaçlarına değişmem
Şimdi ise her sarılışında
Bedenimi aşıyor yorgunluğum
Sarıl
Sarıl ama dokunma
Dokunma ki kederim bulaşmasın tenine

Fırat ÇİÇEK

firatcicek116@gmail.com

Zaruri Bir Kavuşmanın Betimi | Fırat ÇİÇEK

Fotoğraf: Goran Muhammed

                                                                                                                     Xezal’a

Bir yumruk çaresizliğinde
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Güz biter
Sular köpürür
Fırtınaların da dinecek bir yanı vardır
Göğsümde sedeften bir çiçek taşıdığımı görürsen eğer
Bilirim ki yanına düşmüşümdür.

İçime insan ayağı değmemiş karanlıklar
Zihnime konan kuşları dinliyorum
Duyuyorum ve hissediyorum
Saydamsı bir yanılgı ile ellerim yenilir boşluğuna
Yüzüne mi değdim
Bak o zaman kaç ah dökülür dallarımdan
Kim bilebilir ki?

Bir kozalağı daha yaktım bu sessizlikte
Sana ellerim ve
Pek tabii bileklerimle geldim
Kalksam buğun taşacak canımdan
Bilir zahiri zihnim şu benim bıçak gibi bilenmiş yüzümün halini
Vay seni yıldız soyu
Vay seni bulutların şakaklarından imrenen gece sanrısı
Payı olsa keşke
Seni daha fazla sevmemin.

Fırat ÇİÇEK

firatcicek116@gmail.com

İbrenin Altı Buçuğu | Fırat ÇİÇEK

Ayak sarsıntısında
yok olmak isterdim.
Topuk kaygılarım
Ve olgun çatlakları!
Ezim ezim ezilirken
üstümdeki bir yığın etim;
Ağırlaşıyor,
Çürüyen bir yaprak gibi dizlerim.

Kırık omzumu kirleten; tenin sarsak çırpınışları,
Dudak sesleri, ebabil kuşları ve kavak ağacı…
Tam o vaktin karaltısında,
Bir begonya çiçeğinin düşüne düşer yüzün.
Ki ibreler hep eskiyi vurduğunda,
Çığlığımdan arta kalandır bu sesler.

Yüzümü
yeryüzüne karşı perdeleyen ellerin,
Kasıklarında
bin papatya kazanı…
Gitgide ağır soluyordu rüzgarla
yarım bırakılmış dudak çizimleri.
Kurdeşen döken zifiri yaz ağıdı
ve yüzüm
deli gömleği gibi kafatasımda.

Bazen bu kent yoktur
Ay ışığı sonatı başladığında.
Korkardım,
Seni sevdiğimi itiraf etmekten.
Tiril tiril bembeyaz elbisesi,
Kırık sokaklar ve kan bandoları…
Ben, titrek ateşler arasında
koşarak giderken,
Lütfen üstünü gülle örtün sen…

Fırat ÇİÇEK

firatcicek116@gmail.com

Yas Bandı | Fırat ÇİÇEK

Artık eskiciler de gezmiyor.
Henüz baharında tükettik,
Tüketeceğimiz ne varsa.
Tüm yaprakları takıp peşine öylece;
Sessiz ve renksiz.

İnancını yitirmiş ciğerlerimle,
Öksürsem öleceğim sanki.
Ansızın cehennem
Kendi yolunu bununla döşüyor.
Yırtılan beyin kaslarımla,
Sağ gözüme sıcak bir ağrı düşüyor.
Boş bir sandalyede bekleyen bir ceketin
Sesi değmedikçe sesine,
Bu koca bir yalnızlık değil midir?

Yüreğim kulağımda
Ve bir umut arıyorum her seste.
Uyumak ne korkunç şey.
Kökte uzamayı öğrenmiş gözlerimi
Her kapattığımda,
Kan dalı bedenimi yitiriyor,
Ayakaltı sızılar yayılıyor içime.
Kısır gökten düşen üç damla yaş ise,
Yüreğime birikiyor.

İçime doğan hassas bir özlemin
Sancısıydı yüreğim.
Gözlerimden akıp avuçlarımdan birikmesin diye,
Elleri ceplerine sığınmış,
İçimdeki kızın sesiyim ben…

Fırat ÇİÇEK

firatcicek116@gmail.com