Yazar: Seda BAŞTAŞ

Şairler Cumhuriyeti - Seda Baştaş

Şairler Cumhuriyeti | Seda BAŞTAŞ

Şairler Cumhuriyeti - Seda Baştaş

Şairler Cumhuriyeti

Bir gün dediler ki: “Şairler Cumhuriyeti” diye bir yer var, kesinlikle gitmelisin oraya. Merak bu ya işte, gideyim dedim, adı gibi güzel miydi acaba? Deniz kenarına kurulmuştur kesin, martılar falan da vardır, çay içiyorlardır tabii, çayı sevmeyen şair olur mu? Bindim otobüse, şoför beni tam da beklediğim gibi bir yere götürdü. Denize sıfır, küçük ama fevkalade bir yerdi burası. Manzarayı izlemeye ara verip insanlara baktım. Çok farklıydı burada her şey. Ellerinde pankartlarla, son moda giyinmiş, o biçim makyajlı kadınlar vardı, etrafları çok kalabalıktı, çevresindekiler avuçlarını patlatırcasına alkışlıyorlardı. Bir tarafta da takım elbiseli, kendisine yüz adet bakış edinip en iddialı olduklarını hayranlarına sergileyen ve davetiye şeklinde güya yazdıklarını dağıtan adamlar vardı. Etraflarını kuşatanlar tarafından linç edileceklerini sandım bir ara. Dağıttıkları kağıtların hepsi yerdeydi, onlara bakan yoktu. Biri gözüme ilişti, okuyayım dedim. Şöyle yazıyordu: “Kaderden kaçma gülüm/O senden kaçsın” Kahkaha atmak istedim ama sadece buruk bir tebessümle yetindim.

Umduğumu bulamamanın üzüntüsü ve inanılmaz bir hayal kırıklığıyla sahil boyunca yürümeye başladım. Ne güzeldi güneş, deniz, gökyüzü, martılar… Ve ne kadar da kötü kullanılıyorlardı artık. Sırf çıkar uğruna sözcükleri kirletenlerin dünyası olmamalıydı burası. Karamsarlığa düşmüştüm ve o kirli çukurdan bir türlü çıkamıyordum. Ben öyle dalgın dalgın yürürken “Asma yüzünü.” dedi biri, irkildim. Birinin varlığını hissedemeyecek kadar derin düşüncelere dalmıştım.

Saçı sakalına karışmış, yaşının çok fazla olmadığı yüz hatlarından belli olan ve çok derin bakan biriydi karşımdaki. “Şanslısın” dedi sonra ve devam etti: “Bak, o topluluğun içinde, sırf şarlatanların egosunu tatmin etmek için binbir şaklabanlık yapanların arasında değilsin. Burası bir cumhuriyet. Her cumhuriyette olduğu gibi çeşit çeşit insanla karşılaşmak olası. Buraya gelip o ihtişama kapılmayan, denize nazır ruhunu dinleyen, ruhunda can bulan o kadar az ki. Senelerdir burada yaşarım, hiçbirinin uzun ömürlü olduğunu görmedim. Kurdukları krallık bir anda devriliyor vakti gelince, sürgün ediliyorlar cumhuriyetten. Her gelen elbet bir gün gidiyor ama denizin, güneşin, bulutların, ruhun huzurunda yazılan şiir sonsuza dek yaşıyor, onun gerçek yurdu gönül. Gönlümüze hitap eden sıcacık bir dizenin gitmesi mümkün mü? Ruha kıyılan nikahı kimse boşayamaz. İnsanın kendisini ruhundan sürgün edemeyeceği gibi…”

Ağır adımlarla uzaklaştı yanımdan. Ben şaşırmış bir şekilde bakarken ardından, bir hışımla bana döndü ve yıllarca kulağımdan çıkmayacak bir şekilde, tabiatın tanıklığında haykırdı:

“Asla ruhuna ihanet etme. Eğer bir gün etmeye meyillenirsen de sakın şiiri alet etme, bunca kirlenmişliğe inat o bari masum kalsın.”

Seda BAŞTAŞ

sedabastas@hotmail.com

Geceye İsyan - Görsel

Geceye İsyan | Seda BAŞTAŞ

Geceye İsyan - Görsel

Geceye İsyan

I

Su/s kesilir şiirim gerisi mi, sarhoşluk
Sar/hoşluk dolanır mı boynuma bilmiyorum
Mahalledeki berduş… ayyaş değil, o, boşluk
Görmediler, ben gördüm, us’umdan silmiyorum
Bakışı tökezledi, tutmasaydım düşerdi
Su değmese toprağa, ağaçlar büyür müydü?
Dokununca tenime gözyaşları yeşerdi
Yaşlar parmaklarımdan akarken özgür müydü?
Sorular ve sorgular, hep yetişme çabası
Sen o’sun ben öteki, biz asla biz değiliz
Sorular ve sorgular, yıpranmak da cabası
Ruhta kefen, tende nem, nefeste sedasız giz

Ben gecede sesini dinliyorum bu ara
İşte bir de etrafı izliyorum korkuyla
Bu “bezmişler diyarı”; hüzün çıplak, “an” kara
Geceyi sarıyorum bedenime tutkuyla
Dokunurken kalbime, kalbi kırılmış gece
Aldatıyorum onu isminle hece hece

Geceler hafızamın en ücra mahallesi
Geceler yüreğimin an’a ahkam kesişi
Geceler aynaların gözlerime sillesi
Geceler ah geceler… bitmiyor serzenişi

II

Adının ilk harfiyle başlayan her varlıkta
Senden iz arıyorum; gülme hiç, buluyorum
Karanlıkta hayalsin, büyüyorsun ışıkta
Yanaşıp suretine seninle doluyorum
Benden az varsa, bende kalan çoğunluk senin
O yüzden gidemezsin, ruhuma bağlı tenin

Biliyor musun yüzün… orası cennetimdir
Yüzün çınar gölgesi, yalnız orda serinim
Yüzün ırmak, yüzün aşk, yüzün sessiz ihtilâl
Her çizgisinde sevdam, ben hep orda seninim
Yüzün nefes, yüzün su, yüzün ruhumda hilal
Biliyor musun yüzün… orası cinnetimdir

Akıl damarlarımı ruhuna bağlıyorum
Çözme sevgilim çözme, kendini azat etme
Bir an aklımdan gitsen üzülüp ağlıyorum
Düş’ünden mahrum etme, etme sevdiğim, gitme…

Seda BAŞTAŞ

sedabastas@hotmail.com

Kendinde Varoluş | Seda BAŞTAŞ

Her şeyin üstünde bir güç gerektirir zihnin ve kalbin buluşması ki böylesine doluyken ikisi de… Anlamını yitiren şeyleri hissederken, hissettiklerimin bu denli mantıksız olmasını önce zevkle karşılamam sonra da bu çelişkide kaybolmam, kendimi bulmamın bir yolu mudur?

Bilmiyorum. En çok kullandığım cümle oldu son zamanlarda: “Bilmiyorum.” Yerinde bir kaçış ifadesi aslında. Böyle söyleyince kimse üstüne gelemiyor. Evet desen ayrı hayır desen ayrı sorgular yığılıyor önüne. Ben zaten kendi yığınımı gölgem gibi taşıdığım için onların üstünden atlayarak geçmem zor olmuyor. Başkalarına bu hakkı vermek istemediğimden belirsizlik yığınımdan ufak ufak yumaklar yaparak önlerine koyuyorum, iplerimden kuşku örsünler diye. Kuşku, içimizdeki yuvasız karıncaların telaşıdır. Belirsizliklerimin insanlarda kuşku yaratmasına izin veriyorum çünkü çoğunun buna ihtiyacı var.

Duygularımı şiirin heybesine sığdırıp mantığımı denemeler adasındaki beş yıldızlı otelde tatile çıkardıkça dinç kalabiliyorum. Ruh ezilmeden yücelmez. Üzümün şarap olması boşuna değil. Bu hassas dengeyi korudukça insan ebedi dünyada varlığını hissedebiliyor. Aksi takdirde bilinmezler yumağında başkaları tarafından çözülmeyi hatta örülüp şekil almayı bekliyorsunuz. Kendini tanımak güzel şey. Kimi zaman his boğumunda nefesinin tükendiğini hissetsen de son bir hamleyle yüzeye çıkabiliyorsun, oksijenin tazelendiğini duyumsayarak…

“Başkalarının” göz hapsinde, dudak tiryakiliğinde ve kulak mesafesinde yaşamaktansa kendine sığınmak, içinde var olmanın en temiz yolu. Seneler sonra ruhumda gerçekleşen bu farkındalığı dile getirmeyi kendime görev biliyorum. “Nasıl yaşayacağımı bir ben bilirim.” diyene de sözüm yok çünkü yaşamadan kendi bütünümüzü oluşturamayız. Ben geçip giden onca yılımın gölgesinde şunu söyleyebilirim: “Varsın tek çatışanın kalbin ve beynin olsun. Sana ait hiçbir şeyden korkma çünkü başa çıkabileceğin tek düşmanın sensin.”

Seda BAŞTAŞ

sedabastas@hotmail.com

 

Masal | Seda BAŞTAŞ

bitmedi kelamım bu dünyaya.
o yüzden,
yaşayacağım daha!
vazgeçtim göğü gözlerime indirmekten.
bulutlar ağlarken güzel,
ben gözyaşlarıyla ıslanırken…
kötülük taht kurmasın diye yıldızların kalbinde
her gece onlarla konuşacağım yine.
göz kırparak randevulaşacağız Ay’la,
bilecek yine geleceğim,
penceremin gölgesindeki yalnızlar diyarına.

bitmedi kelamım bu dünyaya.
insanca yaşamak adına,
yazacağım daha.
gözlerindeki çapakları temizleyeceğim uyku mahmuru çocukların.
uyanın, diyeceğim,
uyanın!
yitirmedik hayalleri,
maviyle kucaklaşacağız daha!

bitmedi kelamım bu dünyaya.
sırtımdaki onca hançer izini
götürmemek için yurduma,
yaralarımı iyileştireceğim.
bir avaz duyacak kainat sonra,
Quasimodo’nun kamburunu sırtlanacak Esmeralda.
ezgisiz danslara veda ederken
diyecek,
diyecek:
“ben bu yükü taşıyamam daha”

Seda BAŞTAŞ

sedabastas@hotmail.com

otuz üç yaş | Seda BAŞTAŞ

tavafı yarım kalmış bir ibadetin taşlamasında öldüm
ve bir ölünün kalem tutabileceğini ispatladım
gece yarısını beş geçeydi zaman
karanlığı örttüler üstüme kefen niyetine
pek tabii ağlamadı kimse cenazemde
gözyaşlarını sevmediğimi onlar da bilirdi
onlar da bilirdi bir beyazda ölüp
bir siyahta dirildiğimi
ellerimi götürecekti cellatlar, zor direndim
direncimin yazmak gibi bir naifliği var
kırılınca kalemim pıhtılaşıyor sözcüklerimin damarlarında
sözcüklerimi asacaklardı, son dileğini sordular
“dilsiz olmak istiyormuş” dedim, kıs kıs güldüler
zaten hep terli bıyık altından gülerdi onlar
bir çift alaysı bakış
bir çift ruhsuz kalp eşliğinde
süzülürdü ömrün çatlaklarından içeriye

çocukluğunu bakışlarında kilitleyen bir adamın gözlerinde
kimliksiz uğultular duydum sonra
hiçle hep arasında gidip gelen
ama hiçbir yere varamayan benliğini
anne kucağına bırakamadım
ölü kokuyordum belki ama sineme çekip başını okşadım
ruhunu geceye bırakıp güneşte ceset olmasın diye
kaleminin ucuna yıldızları sardım
ben olmasın
ben kokmasın diye inanın çok uğraştım

şimdi sarılıp ellerimin taşına
üzerime atılan papatyalarla fal bakıyorum
dualarınızı ezberleyemedim, affedin
bağışlayın, mutlu edemedim sizi istencim kadar
“Siz mutluluktan n’anlarsınız bayım” desem
Didem ablam kızar mı acaba
kızmasın
ne de olsa aynı sonbaharda üşüdük yan yana

devrilip bir kanepeye uyumak için
devrilen umutlara sarılmak gerekirmiş
zemini çürük bir ömrün
şiddeti yüksek sarsıntısından kalan enkazı
öylece sahipleneceksin
bunu da anladım
ve sarıldım
gecenin sesini susturmak için
kağıt kesiği umutları, düşlerime bağladım

bir kadın yaşadı ve öldü
bu ilk değildi ve son olmayacaktı
ardından söylenenleri duydu hep
ve duyacaktı daha
Araf’ın başında
otuz üç yaşında

Seda BAŞTAŞ

sedabastas@hotmail.com