Anasayfa » GEZİ YAZISI » Bir İstanbul Rotası 6: Heybeliada Devam Gezisi | Neslihan DEMİRHAN

Bir İstanbul Rotası 6: Heybeliada Devam Gezisi | Neslihan DEMİRHAN

Başlıktan da anlaşılacağı üzere daha önce yazmış olduğum Heybeliada gezisinin devamı niteliğinde olan bu yazıyı yine bir bahar öncesinde yazmayı uygun buldum. Gezip görmek için tek günün yetmediği Heybeliada’nın müze, kilise ve diğer yapılarını bu gezi yazısında göreceğiz.

Ada vapurları ile ulaşımı sağladığımız bu gezide, iskeleden iner inmez yönümüzü sola çevirip cadde boyu ilerlerken ileride beyaz bir yapı görüyoruz. Deniz Harp Okulu olan bu yapının önünde, vakti zamanında Heybeliada’nın tek camisi olan Heybeliada Bahriye Camii varmış. Atatürk’ün Heybeliada’yı ziyaretinden sonra okul içerisinde kalan caminin okul dışına taşınması emriyle yapılan cami daha sonra minaresi kaldırılarak kütüphaneye dönüştürülmüş. Şimdi ise gezinin ilerleyen saatlerinde göreceğimiz başka bir yapı olan Heybeliada Camii, ada halkının ibadet etmesi için işlevini sürdüren bir yapı olarak varlığını koruyor.

İlk uğrağımız Heybeli Sahaf için sırtımızı denize verip sokakları arşınlamaya başlayalım. Lozan Zaferi Caddesi’nde yer alan adanın tek sahafı kitapseverler için güzel bir gezi başlangıcı olacaktır. Dileyenlerin göz gezdirdiği ve küçük okumalara daldığı, dileyenlerin ise kitap alışverişinde bulunduğu bu küçük moladan sonra Heybeliada Camii’ye doğru ilerliyoruz. Beyaz, küçük bir yapısı olan bu cami yakın tarihlerde inşa edilmiş, sanatsal değeri olmayan amaca yönelik tasarlanmış bir yapıdır. Küçük avlusu ve iç yapısına göz attığımız bu camiden sonra yönümüzü bir müze-eve çeviriyoruz.

Bir önceki rotada göremediğimiz yerlerden biri de İnönü Evi Müzesi’ydi. Heybeliada Camii’den sonra kısa bir yürüme mesafesiyle vardığımız İnönü Evi Müzesi’nin girişi ücretsiz. İnönü, doktorların istirahat önerisi sebebiyle taşındığı Heybeliada’da, ailesinin de yerleşmesiyle beraber uzun yıllar yaşamıştır. İsmet İnönü’nün vefatından sonra ev, İnönü’nün ailesi tarafından İnönü Vakfı’na bağışlanmıştır. İnönü Vakfı ise burayı müze değil, “İsmet İnönü Evi” şeklinde ziyarete açık bir yapı olarak bırakmayı uygun görmüştür. Odaları, kıyafetleri, fotoğrafları ve daha pek çok şeyi gördüğümüz bu evden sonra yine bir müze-eve doğru yola koyuluyoruz.

Sıradaki durağımız edebiyat dünyasından tanıdığımız Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Evi ve Müzesi. Heybeliada’nın yokuşlarını iyice tırmanıp yalnız başına kalmış, üç katlı bu ahşap yapıyı gördüğümüzde durup bir nefes alabiliriz. Evlerin sıralandığı, nispeten kalabalık caddeleri geçip ormanın başladığı tepeye kadar tırmandığımız bu yollar, Gürpınar’ın hastalığı sebebiyle insanlardan uzak bir yer seçtiğinin göstergesi. Siz, müze-evi gezedurun. Ben biraz Gürpınar’ın hayatından bahsedeyim:

Küçük yaşta annesini veremden ötürü kaybeden ve yalnız bir çocukluk geçiren Gürpınar, 10 yaşlarında annesi gibi vereme yakalanmıştır. Bu hastalık sebebiyle sık sık Heybeliada ziyaretleri gerçekleşmiştir. Verem, onda hayat boyu kalacak titizlik hastalığına sebebiyet vermiştir. Kadın akrabalarıyla beraber yaşamasından dolayı hayatı ağırlıklı olarak kadınlarla iç içe geçen yazar, eserlerinde kadınları ayrıntılı bir şekilde anlatmayı başarmıştır.

Şıpsevdi romanıyla elde ettiği kazançla yaptırdığı bu köşk Heybeliada’nın dört tepesinden birinde konumlanmış durumdadır. 80 yıllık ömrünün son 31 yılını bu köşkte geçiren Gürpınar, hayata burada gözlerini yummuştur. Mezarı ise Heybeliada’da bulunan Abbas Paşa Mezarlığı’ndadır.

Gürpınar’ın vefatından 56 yıl sonra müze haline getirilen köşkün maalesef yağmalar sonucu pek çok kaybı olmuştur. Yazarın piyanosu, bisikleti, kemanı, yağlıboya tabloları, avizeleri, kristal takımları, antika halıları ve kitaplarının büyük bir kısmı yağmalanmıştır. Yine de kalan eşya ve mobilyaların bile incelemeye doyamayacağınız güzellikte olduğunu söyleyebilirim. Bunun yanı sıra özellikle üçüncü kata çıktığınızda karşılaşacağınız pencere, Gürpınar’ın adayı ayaklar altına seren köşkünden bir seyir imkânı sunuyor.

Adanın son durağı ise uzun ve yokuşlu yolların sonunda yer alan Terk-i Dünya Manastırı. Sağımızdaki  deniz, solumuzdaki orman manzarasıyla beraber yaklaşık 30 dakikalık bir yürüyüş yapıyoruz. Bu yorucu yürüyüşün sonunda bize kapılarını açan Terk-i Dünya Manastırı, Heybeliada’nın en arka ve uç noktasında yer alan konumuyla varlığını sürdürüyor.

Eskiden, dünya hayatıyla ilişkisini kesmek ve inzivaya çekilmek isteyen keşişler toplu yaşam alanlarından uzak yerlere, tepelere manastırlar inşa ederlermiş. Yine bu amaçla inşa edilen manastırın Terk-i Dünya ismini alması da bu sebeptendir.

1860’larda bir keşiş tarafından küçük bir yapı olarak kurulan keşişhane, 1890 depremiyle yıkılınca 1954 yılında bir psikopos tarafından yeniden inşa edilmiş. Şu an gördüğümüz yapı, 1954 yılından itibaren ibadete açık durumda. Yoğunluktan dolayı Haziran – Eylül ayları arasında ibadete açık olan manastırın bakımı orada yaşayan bir aile tarafından üstlenilmiş. Bahçenin ve manastırın temizliğini üstlenen ailenin orada yaşaması sebebiyle manastırı kışları da ziyaret etmek mümkün.

Eğer bu rotayı Mart ayında yaparsanız, 26 Mart Ölmeme Günü’nü hatırınıza getirin ve meydana doğru indiğiniz o uzun yolun sonunda buraya geldiğiniz dostlarınızla beraber İkinci Yeni hatırına bir büyük deviriniz. Çünkü Cemal Süreya demiş ki: “Ertesi gün için bir şey diyemem ama rakı içtiğin gün ölmezsin.”

Neslihan DEMİRHAN

ndemirhann@hotmail.com

 

 

 

 

Neslihan DEMİRHAN

Neslihan Demirhan 27 Eylül 1995 tarihinde İstanbul'un Üsküdar semtinde doğmuştur. Lisede Radyo Televizyon bölümü Grafik Animasyon alt dalında aldığı eğitimin ardından Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuştur. Öğrenmeyi ömür boyu sürdürmek istemesiyle birlikte Anadolu Üniversitesi'nde Felsefe öğrenimine başlamıştır. Çeşitli okullarda öğretmenlik yapmakla birlikte boş vakitlerinde okumayı, gezmeyi ve keşfetmeyi tercih etmektedir. Ney üflemekle birlikte bağlama ve erbane gibi farklı enstürmanlarla da ilgilenmektedir.İşaret Dili ve Farsça eğitimi alan Neslihan, pek çok konuda kendini geliştirmeye devam etmektle birlikte sanatın yaşamındaki önemini hissetmiş ve izini sürmeye devam etmektedir.
Neslihan DEMİRHAN

2 yorum

  1. Virüs sebebiyle gidemediğimiz adalar gezisinde mutlaka Gürpınar in evine gitmeliyiz okurken garip bir şekilde eve sempati duydum sırf o evi görüp orada kalır sizi bekleyebilirim. Keyifli dakikalar veren kalemini tebrik ederim canem Neslihan ????

    • Neslihan Demirhan

      Bugünler de geçecek, elbet bir gün buluşacağız Ayşe! 🙂 Yeniden gezmeye başladığımız günlerden birinde o evin penceresinden izleyeceğimiz manzarayı düşün..

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Scroll UpScroll Up