Anasayfa » ANLATI

ANLATI

Yüzleşme | Melihat ÖZDOĞAN AĞGÜL

Yıllardan beri yapmak isteyip de yapamadığım bir şey vardı. Mayıs ayında Ankara’ya eğitim amaçlı üç günlük seyahate gittiğimde. İşte bunu yapmanın tam zamanı. İzmir’den Ankara’ya rötarlı uçtuk, bu engel olamaz dedim, eşyalarımı otel odasına fırlattığım gibi otogara koştum. Akşam olmak üzere, Konya Kulu’ya otobüsler iki saat sonra kalkacak ve bunun için çok geçti. Yine de yılmadan araştırmaya devam ettim. Eski ...

Devamını Oku »

Karahindiba | Barış YILMAZ

Doğumumda başladı sancılarım, Ta en derinden çözüldü dizlerim, ayrıldım cennetten. Elmayı dahi tanımıyorum, kovuldum renklerin en gözdesinden, beyazdan. Ciğerlerimi yakan, bedenime ateş açmaya başlayan dünya; Sömürülmeye değer bedenim… Alıştığım tek bir koku vardı, nefes diye ak süt Alındı kara gecelerde, boğazımdan. Çözülen dizlerim ayaklanmaya ant içti, Taş duvarlara tırmandı, düştü. Ana demek isterken feryat çıktı dilimden, “Konuşmayı sevmiyorum” hikayemin başlangıcı. ...

Devamını Oku »

BİHUZUR | İbrahim Aram GEREKLİ

Gri bir gün! Var ile yokun arası. Bantlamışlar güneşin ağzını, Rüzgara bile fidye istiyorlar. Secdeye duruyor kalbimde, bu kara gökyüzü bile… Kokuna müebbetim vermişler sevgilim! Temyizi infaza gider bu aşkın. Gözlerin, bir baş soğan, bir tutam karanfil koymuş bavuluna. Bulamayayım istiyor kendimi. Kırsam bütün zincirleri, bulsam mevkini, Denizler taşar imkansızım! İptal olur tüm seferler. “Nerden baksan tutarsızlık” işte! “Gecenin ardı ...

Devamını Oku »

Sanaldan Gerçeğe Bir An | Seda BAŞTAŞ

İnternette bulduğum bir iş ilanına başvurmamın ardından mülakata çağrılmamla uzun zamandır işsiz dolaşmanın yarattığı depresyondan sıyrılmış gibiydim. Onca eş dosta haber salmıştım da ne yazık ki birinden bile müjdeli haber gelmemişti. İlk önce dostluklarımı sorgulamış, sonra onların da elinden bir şey gelmediği gerçeğini kabullenmiştim. İşsiz kaldığım bir sene zarfında ben de kendimi soyutlamıştım her şeyden, herkesten. En iyi dostum bana ...

Devamını Oku »

SON | Bavul Adam

Kıvrımlı dağ yollarını geçtikçe denizin kokusu daha çok dayanıyor burnuma. Hiçbir kum tanesine el değmemiş kara parçalarında yeşeriyor düşlerim. Kollarımı kaldırıp buradayım diyemiyorum. Ellerim büyüyor günden güne, kaldırıp ceplerime bile koyamıyorum. İçim Fethiye’nin Ölüdeniz’i gibi. Bir yanım deli dalgalarla dağları tokatlıyor, bir yanım anasının memesinde uykuya dalmış bebek gibi masum bir durgunlukta. Kaldırma kuvvetimle koca gemileri taşıyorum da içimde ötüp ...

Devamını Oku »

Ev Korkusu | Ayşe TÜRK

Karşıda bir ev, Çay ocağında evden korkan bir kadın. Caddenin sesine, hatırlanmanın keyfini değdirecek Lakin çekiniyor o küçük yokuştan ve evden. Penceresini görmüyor, Üstelik pencere de görmüyor onu. Yüksek masada fesleğen ve fısıltı adında bir kitap, Kapalı. Ellerinde çağın dokunmatik defteri. Başını kaldırıp bakıyor bir kez daha yokuştan az aşağıya. Bir arabada, kadın şoföre gülerek bir şeyler anlatıyor. Ama o ...

Devamını Oku »

BAL GÖZLÜM | Çiğdem SUDE

İLK İZLENİM Otobüsten indim. Kendimden emin adımlarla buluşacağımız noktaya gittim. Orada bekliyordu. Heyecanlı olduğu her halinden belliydi ama asaletinden de ödün vermiyordu. Beni gördü ve tüm içtenliğiyle gülümsedi. Bir yere oturduk ve konuştuk. Meraklı ve bir o kadar da ilgili bir şekilde beni tanımaya çalıştı. Bunu yaparken de göz teması kurmayı ihmal etmedi. Ama bir yandan da gözlerime bakarken çekinen ...

Devamını Oku »

Şarkıdaki Hür Acı | Ayşe TÜRK

Günü hatırlamam da seksen kilometre boyunca beni ağlatan, o gün ciğerimi damıtan şarkı* çalıyor burada. O günüme götürüp o sancı karaladı içimi. Balta vuruşları gibi bu şarkı göğsümde. Saçımı çekip koparacak kadar stres doluyum, aslına bakarsan stresten öte bir şey beni damarlarımdan koparıyor. Ve bağırıp kendimi paralamak geliyor içimden de ben oturmuş yazıyorum. İçimden konuşmalarım yarattıklarına yetişmiyor maalesef. Ne yapsak ...

Devamını Oku »

Sarı Urgandan Bir Minder | Ayşe TÜRK

Yine oturdum tam üzerine duygularımın. Her biri kumaş yırtıp iplerinden örgüler örerken, benle birlikte uykuya dalıyor, uyanıyorlar. Ve ışıklar görüp rüyalarında hayretler içinde kalıyorlar. Şaşkınlıklarına gülüyorum ve gülmekten kusuyorum. Bir süre sonra dönüyorum arkamı. Demem o ki ara sıra tüm duygularımı toplayıp bir minder parçası gibi altıma bırakıyorum, vücut ağırlığım mı, onlar mı daha iri diye bir kavgam oluyor ara ...

Devamını Oku »

Leyli’nin Novellası: “BAKIŞ”

Tüm ağırlığını omuzlarından alıp bakışlarının heybesine doldurduğu bir zaman “göğü gözlerime indirmeden ölmeyeceğim” diyen kadının saçlarını dizlerine dökmüştü Seda. Heybesi ağırdı, ağrılarınca. Yağmur yüklü bulutlar ağlayıp dindirsin sızılarını diye kutsallarından o kadar dilemişti ki. -Gökkuşağının sekizinci rengiyle gelsin biri ve hiç görülmemiş tonlarda boyasın gözlerini. Sahi, bakışlara inen derinliğin girdabından sağ çıkmak öyle kolay olur muydu, heybeni bölüşmeye geldim dese, ...

Devamını Oku »

Ruhumun İki Ucu | Zeynep AVAN

Gökyüzü ağlıyor, bulutlardan tane tane düşen damlalar hızla yeri dövüyor. Sana olan sevgim, isyanım, nefretimle sayfaları mürekkebe doyurdum. Sanırım sevmek değil, sevilmek iyi ediyor insanı. Sevmek dikenli yol, her tarafım yara bere içinde kaldı seni severken. Bence en çok belirsizlik korkutuyor insanı. Umutsuzluk dehlizinde kayboluyorum. Elimde kalem zor duruyor, kurşun kalem izleri defterde soluyor. Her an dakika sayıyorum, günlerim öyle ...

Devamını Oku »

Scent of a Woman: Frank Neler Görüyor? | Bengisu ÖZKES

Ben Frank. Emekli ve görme engelli bir albayım. Lakin asla sizler gibi değilim; görüyorum. Henüz oldukça genç birine de bunu öğrettim: bir süredir yanımdan ayırmadığım, sıradan eylemlerimde bana yardımcı olan genç çocuk Charlie’ye! Bundan böyle güzel yaşayacak. İçleri bomboş bakan o gözlerinizi kapamanızı tavsiye ederim. Size, ona ne yaptığımı anlatayım. Duyun, hissedin. Takdir edersiniz ki bakmak, yalnız gözümüz ile yaptığımız ...

Devamını Oku »

Leyli’nin Novellası: “HASAT”

Ozanlar, burçaklara karşı dövülmeyen yanlarını tutuyordu geceye. Aşık Veysel sazı eline alınca Fatih, ekinleri seyre başladı. Ona söyleyecek söz bırakmadan yeniden yeniden mızraplanıyordu bu ezgi. “Biçer ekinini sürer harmanı, Esen yellerinden savurur onu. Bol gelirse dane ile samanı, O sene ırahat kışlar çiftçiler.” Fırat; uzak, bir o kadar da yakın coğrafyadan katılıyordu geceye. Dilleriyle, halklarıyla, şarkılarıyla, türküleriyle, dengbêjleriyle. Oturduk hep ...

Devamını Oku »

23 Nisan Özel: Bir Çift Gülen Göz | Sevginur DİKİN

Kapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünemem göze görünmez ölüler. Hiroşima’da öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar. Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu. Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ...

Devamını Oku »

Otizm Üzerine: BEN ÖLÜRSEM ÇOCUĞUM NE OLACAK?

Gökyüzüne en güzel gülümseyen çocukların adına merhaba. Bu hikâye uzun zamandır var. Bu toprakların ilk ezilenleri değiliz. Ötekileştirilmiş, yok sayılmış, aç koyulmuş, kırılmış ama eğilmemiş halkların bugüne uzanan neferleriyiz. Biz Alevileriz, Kürtleriz, yoksul işçileriz, köylüleriz, kadınlarız; çocuk işçileri, çocuk gelinleriyiz bu toprakların. Ahvâlimiz bilinmemiş, acımızı bal eylemişiz. Bunca yoğrulmanın arasında unuttuğumuz birileri daha oldu: bizler. Engelli aileler. Bundan beş sene ...

Devamını Oku »

Âdem’in Çizdiği Tanrı | Sipan GÜLER

Bir kadın çiziyor Tanrı durmadan, erkeğin kemiğinden bir kalemle! “Kabul et!” diyor Adem’in canı istediğinde. “Evde oturup çocuk yapacaksın gerektiğinde. Seveceksin onu sevmeyi istemesen de.” Tanrı, Âdem’e teslim ediyor kalemi böylece. “Eti senin, kemiği benim, al kaderini yaz.” diyor. Kadın gülecek oluyor, Âdem yasak çiziyor. Kadın birini sevecek oluyor, Âdem fetva yazıyor. Kadın, uzuvlarını görüyor, kapatıyor Âdem… Güneşe vuruyor kendini ...

Devamını Oku »

Pesimist | Tunahan ÇETİN

Bir çiçek oldum, sabahın çiğine kandım, yağmur sandım, açtım. Kokumu rüzgâra saldım, meğer açtığım yer çölmüş, kurudum. Bir kalem oldum. Aşk üzerine hatıratlar yazacağım sandım. Bir de baktım ki hâkimlerin elinde bir idam mahkûmunun kırılan kalemiyim. Kırıldım… Kırdım… Bir türkü oldum. Özenle, cefayla yazıldım. Leylalar, Mecnunlar için söyleneceğim sandım. Bir de baktım ki bir sarhoşa meze oldum. Şimdilerde ise kendi ...

Devamını Oku »

Özgürlüğe Bir Nefes Kala | Zeynep AVAN

Genç kadın çikolata damlasını andıran bilye bilye gözlerini uzağa dikti ve Levent’teki iş kulelerinin günün son ışıkları altında turuncu, kırmızı, lila gibi renklerle bezenmiş mükemmel bir tablo oluşturduğunu izledi. Geçip giden onca günü düşündü ve derin bir nefes aldı. Güneş gözlerinin içine bakarak yavaşça günden uzaklaşırken, o da kalbinin içinde yavaşça uzaklaşan o tatlı sızıyı hissetti. Verdiği kararın doğruluğuyla tuttuğu ...

Devamını Oku »

29 Ekim Özel: “95 KERE ÇOK YAŞAYAN BİLİR!” | Büşra YAŞAR

Eski bir udun, kıvrımlı parmaklarda yontulmuş gamı sardı etrafımı. Bir taksim geçse dolmayacak kadar huysuzlanmış gözlerimle; neyim, neydim, neydik, ne olduk diye düşündüm. Ya bu dünyaya doymuşlara ya da doyamadan gitmişlere, gönderilmişlere açılacaktır bu gece kalbim… Bir çocuğun gözlerine baktım bu sabah camdan. Özgürce annesine sarılmış kitaplarını sıkıca tutmuş, sanki “geleceği gör” der gibi baktı gözlerime. “Ya ona öğretilen her ...

Devamını Oku »

YAŞAMDAKİ BOŞLUK DÜŞÜ | Ayşe TÜRK

Bir ben yaşasam. Doğruyu söylemek için yüz yıl ardına varsam. Herkesin kaçtığı o sokağı ben anlatırım. Sokağın kaçırtan havasındaki o gizli dişleri de. Herkesin unuttuğu o yağmur melekleri için, yağmurun şemsiye üzerindeki ritmini anlatırım.   Bir ben yaşarsam yüz yıl ardına kadar. Ciğerlerime sinmiş efkârlı yıkımların tozları için, her bir uçuşunun gırtlağıma tıkanmasını anlatırım. Bir ben yaşarsam yüz yıl sonrasına kadar, bugünün sokak ışığında yüreği pır pır öten kuşlarla dolu ...

Devamını Oku »

Balinanın Unutma Kutusu | Tekin TEKER

Kendimi henüz kalabalığın içinde görmediğim zaman, yani henüz ürkmemiş bir balık olduğum zaman şunu söylemiştim: Bir balık nefes almak için suyun yüzeyine çıkmış. Ara sokaklara koşturmuş, henüz içinde olmadığım kalabalığı izlemiştim. Sonra ürküntü… Suya dalmıştım, solungaçlarımdan hızlıca içeri koşturan kızgın köpek sürüsü gibi olmuştu su. Sonra kalabalıkta kaybolmuş, bir daha da dönmemiştim geri. Takipçilerimizden Tekin TEKER’in Leyli Sanat’a özel bir ...

Devamını Oku »

ARZ-I MORGH-E DARYÂ | Rafet KODAŞ

Martıları özledim. Akşam vapurunun siren sesine karışan martı çığlıklarını. Sanki uğurlamaya gelmiş aile kalabalığı gibi dönüp dururlardı üstümüzde. Sabah simidinin taze kokusuydu belki, bu martı çığlıklarına sebep olan. Çığlıklar! Unutmadın biliyorum. Günün yorgunluğuna rağmen bizi bekleyen bu kalabalığı unutabilir misin? Her gün üç simit alırdık hani. Birisini biz paylaşır, diğer ikisini de bize çığlıklarıyla eşlik eden martılara hibe ederdik. Kimsenin ...

Devamını Oku »

KAOSA ÜÇ VAR | Büşra YAŞAR

Senin için bir şeyler yapmaya çalıştığım zaman aklımı başıma alamamaktan şikâyet ederim, muhtemelen içeride televizyon açık kalmıştır. Annem içeride uyukluyordur ya da çayını yudumluyordur. Bense bir on sene sonra bu zamanları çok arayacağımı bilmeme rağmen burada kalıp seni düşünmekteyim. Çayım soğumuş olur, aslında çayı sıcak, çok şekerli severdim. Sonra öylesine alıştırdım ki kendime bunu, Bekletmekten başka bir şey yapmadım çayıma, ...

Devamını Oku »

GÖÇ’ÜK | Sipan GÜLER

Bu toprakların en büyük yarasıdır gidenler. Ümidini, aşkını, dilini bırakıp gidenler… Yaşamak için, yaşatmak için gidenler; çalışmak için, sevmek için gidenler… Peki nereye gidiyor bu gidenler? Anasının aynalı beşikte salladığı, Sarıkız’ın sütüyle büyüyen, Neşet Ertaş’ın: “Cahildim, dünyanın rengine kandım.” dizeleriyle dertlenen, aşkı için dağları delen veyahut çöllerde avare gezen, zeytinine “Evladım” diyen, yeni doğan buzağıları sırtında taşıyan Emine’si, Ömer’i, Leyla’sı, ...

Devamını Oku »

Yaşayan Bir Kahkaha | Nimet ÖZSEVİNÇ

Bugün 27 Mayıs 1987. Hayatım boyunca unutamayacağım bir yaşamın başlangıcı belki de, bunu bilemezdim. Hava bugün epey yorgun ve karışık. Aynı içimde olup bitenleri anlatır gibi. Şehrin kalabalık sokaklarında küçük adımlarla yürüyorum. Bitmeyen yol yapmışlar diye isyan ediyorum. Diğer yandan kafamın içindeki ağırlığı hissetmeden yürümek iyi geliyor diyorum. Nereye gittiğimi bile bilmiyorum ki. Karışığım dedim ya, her zaman her yerde ...

Devamını Oku »

Ayşe Kadınlarımız | Çağlar VANLI

Düşün ki Adana’dasın, Çukurova’da. Yıl da 1975, siyah beyaz bir tarih. Sabah uyanmışsın ilk ışıkla. Ahıra gidip hayvanları yemlemişsin önce. Öte beriyi toplayıp kümesten yumurtaları almışsın daha sonra. Ekmeğini atmışsın bahçedeki odun fırınına. Çocukların uyanacak şimdi. Biri okula gidecek, diğeri yardım edecek sana. Kocan kalkmış çayını içip gitmiş, halletmesi gereken işleri varmış kasabada. Evden çıkıp tarlaya gelmişsin. Tarla dediysem öyle ...

Devamını Oku »

Aya Uzanan Eller | Zeynep AVAN

Uzun boylu olmayı herkes marifet gibi görüyor son zamanlarda. Oysa ha 1.60’sın ha 1.90, ne fark eder? Aradaki 30 santim ile gökten yıldız toplayabilecek misin sanki? Ben küçükken geceleri pencereden Ay’a bakar ve yeterince büyürsem onu yakalayabileceğimi düşünürdüm. Uzun zaman boyunca hep bununla ilgili hayaller kurdum, rüyalar gördüm. Tek istediğim aya bir kez olsun dokunabilmek, temas edebilmek, onu hissedebilmekti. Ama ...

Devamını Oku »

Modüler Varoluş | Büşra YAŞAR

Nefer, süreç, yozlaşmak, kutuplaşmak, suretsiz işler. Biraz cigara, biraz Süryani şarabı, belki kenevir saksıda. İllegalleri severler bir adım öne. Kadeh iki adet. Yüzüne en çok yakışan yalancı tebessüm. Gevrek suratlı, yüzüne tükürülecek bir şeyler. Ayaklarını birbirine değdirmeden yürümeye çalışan bir sokak çocuğu. Onun kirli saçları, Kararmış avuçları, Ve yoksulluğun kokusu burnunda. Keşişlerin bir dine bağladığı o günleri çoktan aforizmalara boğup, ...

Devamını Oku »

Kapanmayan Yara | Sevginur DİKİN

Çocukken sokaklarda hiç yorulmadan, delice oyun oynadığımız günlerden hatıradır dizimizdeki yaralar. Ağlasak bile kalkardık, oyuna devam ederdik. Yaranın üzerini bir yara bandı ile kapatmak yeterdi. Bu bizi yıldıramazdı. Ne de olsa sokakta oynayan son nesil sayılırız. Yıllar geçti, biz büyüdük. Yeni insanlar tanıdık. Bazıları en yakınımız oldu; sevincimizi, kederimizi paylaştığımız… Tabii, bazıları da kalplerimizi incitti. Kimileri vardı ki, kendine hayran ...

Devamını Oku »

Gecen İnsanlık | Büşra YAŞAR

Başlar gecenin uğultusu, maviye açılan bir pencerede kapanmış, mavi bir perdenin azizliğine uğrar. Sen benden gittin gideli diye başlayıp devam eden bütün şarkılar şahit azizim. Bırakıp gidenlere, sarılmadan doya doya. Kamufle edilmiş gibi üzerine çekiyorsun gri nevresiminde ala bula edilmiş kırmızıyı. Sen de sırtını kapatmadan uyuyamayan kimselerden misin diyor gece, ömrünün bütün güvenliğini bu geceye bırakmış gibisin. Niye küs uyuyasın ...

Devamını Oku »

Diyarbakır’da Bahar | Sipan GÜLER

Tarihin belki de en eski kentidir Diyarbakır. Yüzlerce uygarlığın gelip geçtiği; kiminin Amed, kiminin Amida, kiminin Bakır Diyarı “Diyarebekir” dediği şehirdir. Sırtını Mezopotamya’ya yaslamış, umudunu Anadolu’ya bağlamış bir şehir. Bir yanı Toros, bir yanı Dicle; usul usul konuşur rüzgârla… Üniversite kavşağından geçerken yeşil bir örtüde hayat bulur Diyarbakır. Bütün canlılara kucak açan bağrı; eğitime, bilime yol alır böylece. Diyarbakır’ın bereketli ...

Devamını Oku »

DEPRESYON HIRKALARININ TATİL VAKTİ | Emine Ömür SEÇİNTİ

Merhaba, ben depresyon hırkası Denyo! Buğday ve soluk tenliyim. İplerim en az acılarınız kadar sağlam. Bu yüzden sizi en iyi ben iplerim. Kollarım uzun ve bol. Çamaşır ipine yanlış asıldığım için değil. Bir yaşama, bir hayale, bir umuda tutunamamış, acılar ile barfiks yapmış yorgun her kolu örtebilmek için bu kadar uzunum. Her şeyinizi paylaşıyorum. 4. düğmemin yerinden sökülmüşlüğü kadar derinden ...

Devamını Oku »

Dünyamın Kadını | Büşra YAŞAR

  Liseye yeni geçtiğim zamanlar… Yine bir 8 Mart sabahı, Annem kahvaltı hazırlıyor, babam yeni ütülenmiş gömleğinin kollarını sıvayıp, emekli bir subay bakışıyla mutfağa doğru yöneldi. Sert mizacını, gözlerinin altındaki çizgilerden, Alnındaki gerginlikten anlamamız pek tabii mümkün! Böyle bir adam, gizlilikle sever, sevgisini de benden başkasına pek belli edemezdi. Sandalyeyi çekti, masayı az öne itti ve oturuyordu. Annem suratı asık, ...

Devamını Oku »

“Sana çıkan tüm yollar, umudumun mayasından” | Ufuk KADIZ

Hiç âşık olmayan biri olarak aşkın tarifini yapmanın zorluğundan bahsetmek gerek. Aşk nedir? Yarım kalmış bir yalnızlık mı yoksa bir bütünlük mü? Ben aşkın kendisi miyim, yoksa ben ile diğerinin bir araya geldiğinde ortaya çıkardığı üçüncü tekil mi? Ben aşkın yarısıyım. Bir yapboz gibi düşünün beni. Girintili çıkıntılı, bazı yerlerinde başka bir parçaya geçecek olan dişlerim, bazı yerlerinde ise kapanmayı ...

Devamını Oku »

“Aşk Olsun!” | Esen TUNCER

Aşk; tek dokunuş bazen. Sırtında taşımak yüzlerce yavrunu. Ya da ilk dokunuş bu dünyada. Kokusunu çekmek yavrunun… Soğukta tek telde lamba ışığında ısınmak. Ya da pervane olmak aşk ile… “AŞK OLSUN…” Not: Örümcek fotoğrafı annem Mevliye TUNCER’e aittir. Esen TUNCER esentuncerr@gmail.com

Devamını Oku »

Denizler Ortasında Yelkensiz Bırakılanların Şarkısı | Gülay ŞAH

Günaydın. Mutlu bir sabah değil. Şimdi aç penceresini gözlerinin, çek içine yalnızlığın geniz yakan havasını. Diline varmadan kalbinde öldürdüğün “özledim”leri haykır bu sabah gökyüzüne. Kuşlar kanatlarında taşır belki pencereme. Radyoyu aç sonra, bir şarkı dolaşsın aklının odalarında: “Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın”. Ne büyük haksızlık! Koskoca Tanrı, sana mı bırakmıştı tüm dünyaya yetecek kadar korkuyu? Aşamadığın korku duvarına merdiven mi ...

Devamını Oku »

Müzeyyen Senar Anısına.. | Büşra YAŞAR

Cumhuriyetin Divası Müzeyyen Senar’ın ölümünün üçüncü yılında Leyli Sanat ekibinden Büşra Yaşar, kendi yazıp seslendirdiği metnini sizler için hazırladı. En güzel şarkıları söyleyen Müzeyyen bile susmuştu plaklarda, inlemiyordu nağmeler, yanmıyordu yeşil köşkün ışıkları, Eyletmiyordu, söyletmiyordu aynalar…. Her eskiyi saklayıp gitmişlerdi çatı aralarına, eski adamların güzelim sevmelerini, başında kasketiyle mahalle kahvesinde karısından şikayet eden ak saçlı delikanlılar kavakların arasından geçip gitti, ...

Devamını Oku »

Kahve, Aşk ve Yalnızlık Üzerine Yanılsamalar | Sipan GÜLER

“En cesaretli mevsimdir kış. Çünkü yüzüne yüzüne vurur yalnızlığını.” Deniyordu bir yerde. Nerden okuduğumu hatırlamıyorum. İnan ki çok da önemli değil. Hem zaten mesele bu değil. Meselenin yalnızlıkla alakası var. Sevilmekle de bir derdim yok anlayacağın. O gün, ilk kez film izlerken ağladım. Hem de en alakasız yerinde filmin. Annesi, adama kahve yapıyordu ve adam içiyordu. Sadece bu! Bu sahneye ...

Devamını Oku »

13 Fotoğrafta Suyun Mücadelesi | Sevginur DİKİN

Ekip üyelerimizden Sevginur Dikin “Mücadele” temasını işlediğimiz Ocak ayının son gününde bizlere suyun yaşam mücadelesini kendi kadrajından 13 fotoğrafla anlatıyor. “Su, yaşam kaynağı. Bizlerin var olmasındaki en önemli etken. Tarih boyunca uğruna savaşlar çıkaran, bir medeniyet kaynağı. Ve su yoksa ölüm yakın demektir.”  Sevginur Dikin sevginurdikin@gmail.com

Devamını Oku »

“Bitmeyen tek şey can sıkıntısıdır.” | Bolu – Gerede | Özkan ÖZYİĞİT

Denizli’de ikamet eden ve Leyli Sanat’ın kuruluşundan beri desteğini esirgemeyen arkadaşımız Özkan ÖZYİĞİT, “Mücadele” teması için 10 fotoğrafını takipçilerle paylaştı. Kendi cümleleriyle fotoğrafların hikayesini anlatıyor Özkan: “Fotoğraf çekmeyi yeni öğrendiğim zamanlardı ve en üretken olduğum zamanlar, bunalım günleri. Dayımın zoruyla Esnaf ve Sanatkarlar Derneğinin düzenlediği fotoğraf yarışması için Bolu’nun küçük bir ilçesi olan Gerede’ye gittik. İlk başlarda fotoğraflayacak pek bir ...

Devamını Oku »

“Bu dünya bir çerçeve, her gelen bakar gider..” | Esen TUNCER

Ekip üyelerinden Esen TUNCER, Leyli Sanat için çekip seçtiği 10 fotoğrafını www.leylisanat.com üzerinden paylaştı. Kendi cümleleriyle fotoğraflar: “Katılmış olduğum fotoğrafçılık temel eğitimi kursu kadrosuyla, 6 Ocak’ta gitmiş olduğumuz Cumalıkızık-Gölyazı gezisinden “Mücadele” teması için çektiklerimi sizlerle paylaşmak istedim. Gün batımı kimisi için romantizm, kimisi için iş başlangıcı, kimisi içinse gün bitimi… Kimisi sevgilisine bakmakta, kimisi eve götüreceği ekmeğe… Bu dünya ise ...

Devamını Oku »

Ben Dünya İçinim! | Büşra YAŞAR

SESLENDİREN: Büşra YAŞAR DÜZENLEYEN: Ufuk KADIZ Doğduğun anda başlıyor aslında her şey; O nefesten sonra her şey senin hikayen. Önce annenin göğsünden akan nehirlere buluyorsun ufacık yüzünü, aylar geçiyor ellerinle değiyorsun ayak basılan yerlere, Tutunmayı öğreniyorsun süründükten sonra belki de. Ayağa kalkmayı, adım atmayı öğrendiğinde her şey güzelleşiyor. Yürüyorsun, koşuyorsun. Aslında bilmediğin detaylarla daha mutlusun. Haberin yok, sorguluyorsun; çocuksun bir ...

Devamını Oku »

Geyşalığın Doğru Anlaşılma Mücadelesi | Ahmet Koray SAYGIN

Tarihin belki de kendini devam ettiren en eski kültürüdür Geyşalık kültürü. Geyşa dedim ya, belki aklınıza bir milyon tane fantastik seks hikayesi gelmiştir. Ya da bilmem kaç milyon dolara satın alabileceğiniz sıradan bir hizmetçinin eski çağ versiyonu! Aklınıza gelen ilk soruyla başlayalım. Geyşalar erkeklerin tüm isteklerini yerine getirmek üzere eğitilmiş kadınlar mıdır? Tabii ki hayır. Peki nedir Geyşalık? Japonca’da Geyşa ...

Devamını Oku »

Çiçekli Bitkilerim | Umut AKALIN

Vakit gelince doğar, küçük bir çocuğun oyun alanında kullandığı misketleri andırırız. Bizler yuvarlanmayı, fırlatılmayı ve kaybolmayı deneyimler, öğreniriz. Bu deneyimler birer mücadeleye örnek olabilir fakat her mücadele ders niteliğinde bir hikaye değildir. Çünkü bazılarımız çok özeldir. Sokaktayım, dileniyorum… Mücadelem nerededir? Düşünceler yokmuş gibi yaşanılabilir mi? Mide boşluğundaki açlığı yalnızlıkla doyuruyorum. Hayallerimi ve isteklerimi unutmaya çalışıyorum. Dilendiğim sokaktan onlarca insan geçiyor. ...

Devamını Oku »
Scroll UpScroll Up