Kategori Arşivi: MÜZİK

Serhat Haymatlos - Görsel

Serhat Haymatlos: “Hayalin Yaman, edebiyat ile olan bağlarımı büyüten bir şarkı” | Sevginur DİKİN

Serhat Haymatlos - Görsel

Serhat Haymatlos Röportajı

Serhat Haymatlos: “Hayalin Yaman, edebiyat ile olan bağlarımı büyüten bir şarkı”

Geçtiğimiz aylarda yeni tekli çalışması Hayalin Yaman’ı paylaşan Serhat Haymatlos, “Bir nehrin başladığı noktayı düşünün, suyun köpüklenip berraklığıyla kendini nehrin yatağına bıraktığı ilk durağı, yani gözesini. Şiir benim için nehrin başladığı yerdir, gözedir. Daha sonradan yatağını bulup akıp giden su ise şarkılardır. Hayalin Yaman, kendi yazdığım şarkı sözleri dışında bestelediğim tek şiir” cümleleri ile tanımlıyor şarkısını.

Ben de Serhat’ı arkadaşımın tavsiyesiyle dinledikten sonra, söyleşi isteğiyle iletişime geçtim. Vaktimizin çoğunu evde geçirdiğimiz şu günlerde kahvelerimizi içerken, Serhat Haymatlos ile müzik üzerine konuştuğumuz söyleşiyi okumaya ne dersiniz?

Öncelikle sizi tanımak istesek? Kendinizi okuyuculara anlatabilir misiniz?

Elazığ’da doğup büyüdüm ve burada yaşıyorum. 25 yaşındayım. Daha önce farklı kentlerde yaşama deneyimlerim de oldu. Aslına bakarsak kendimi “dünya vatandaşı” olarak görüyorum. Tezer Özlü’ nün nerelisin diye soranlara “hiçbir yerliyim” diye verdiği yanıt biraz da benim aslında. Aidiyet duygusuna hiçbir zaman sahip olamadım. Yaşadığım yer her neresi olursa olsun, harita üzerinde bir toprak parçasından fazlasını ifade etmiyor benim için. Yaşamın güzelliğine ve direncine inanan, çoğunlukla dış dünyada değil de kendi iç dünyasında vakit geçiren, bazen kendine bile uzak kalan biriyim. Özetleyecek olursak hayatın asıl anlamının yalnızlık ve sessizlik olduğuna inananlardanım. Sanırım şarkı söylemeseydim hep susmayı söylerdim.

Yakın zaman önce “Hayalin Yaman” isimli tekli parçanızı paylaştınız. Ortaya çıkış süreci nasıl oldu?

Hayalin Yaman aslında edebiyat ile olan bağlarımı büyüten bir şarkı. Beni müziğe yakınlaştıran da yine edebiyattı, şiirdi. Bir nehrin başladığı noktayı düşünün, suyun köpüklenip berraklığıyla kendini nehrin yatağına bıraktığı ilk durağı, yani gözesini. Şiir benim için nehrin başladığı yerdir, gözedir. Daha sonradan yatağını bulup akıp giden su ise şarkılardır. Hayalin Yaman, kendi yazdığım şarkı sözleri dışında bestelediğim tek şiir. Sevgili şair Aydın Öztürk’ün Açılmamış Bir Mektuptu Zaman kitabından. Sözler bende çok derin bir etki bırakmıştı, ezberlemiştim. Yalnız başıma yürüyüşe çıktığım bir akşamda tınısını o duygu yoğunluğunun içinde bulduğum bir besteydi. İnsan, hayatın içinde bir nehir gibi akıp giderken sağa sola biraz taşmadan edemiyor sanırım. Hayalin Yaman da diğer bestelerim gibi taştığım yerlerden biriydi. Yaklaşık dört sene önce yaz aylarına veda ederken yaptığım bir şarkıydı. Dinleyiciyle buluşması da bu yılın yaz ortalarına denk geldi. Bende özel bir yeri var.

“Yürüyüş yapmanın insanı ezgilere götüren bir tarafı var. Bunu çok seviyorum”

Genç bir müzisyen olarak müzik dünyasını nasıl buluyorsunuz?

Müzik dünyasının en acımasız dönemlerinden birindeyiz. Bu biraz da bizim talihsizliğimiz. Müziğin popülariteye kurban edildiği, sürekli belli başlı isimlerin etrafında dönen, çeşitli bilgisayar programlarıyla dijital dinlenme rakamlarının şişirildiği niteliksiz işler, müzik piyasasını esir almış durumda. “İnsanlar bunu seviyor, bunu istiyor” diye içi boş sebepler sunuyorlar. Olaya sadece arz/talep mantığıyla bakıyorlar. Elbette müziğin dünyada ve ülkemizde bu denli ticarileştirilmesi ve niteliksizleştirilmesi son derece üzücü. Kısıtlı imkanlarla bile harikalar yaratan usta müzisyenlerin, harikalar yaratmalarına karşılık birçoğunun emeğinin karşılığını alamadıklarını hatta geçim sıkıntısı çektiklerini biliyorum, şahit oldum. Hâl böyleyken müzik dünyası, müziğin hakkıyla icra edilmesinden ziyade, birilerinin medyada ilgi odağı olmak için kullandığı bir yığın samimiyetsiz işin biriktiği bir harabeye dönmüş durumda.

Beste sürecinizden biraz bahseder misiniz? Nelerden ilham alırsınız?

İlham dediğimiz olay bana göre çok yönlü. Günlük hayatın içinde veya gece bir başımızayken bizi aniden yakalayıveren, anlık bir durum. Kalabalık bir caddeden veya tenha bir sokaktan geçerken insanların pekte umursamadığı detaylar, ilham dediğimiz o gök taşını yerinden oynatabiliyor. Gecenin sessizliğine gömülen şehri izlemek, o ıssızlıkta dünyanın suskunluğuna tanıklık etmek ya da yağmurdan sonra toprak kokusu eşliğinde yürüyüş yaparken doğanın belleğimde oluşturduğu bir resim ve bu resmi açıklama ihtiyacı duymak, şarkımın veya şiirimin ilk cümlesini beraberinde getiriyor ve bu ilk cümle, küçük bir taş gibi ansızın çarpıp acıtıyor çoğu defa. Yeni bir şarkının veya şiirin ilk adımını çoğu kez bu detayların gölgesinde atmış oluyorum. Ve belirtmeden geçemeyeceğim, yürüyüş yapmanın insanı ezgilere götüren bir tarafı var. Bunu çok seviyorum.

Çoktandır hiç beste yapmadım, oturayım da birkaç satır söz yazıp besteleyeyim” durumu da bende olmadı hiç. İnsanın içinde birikip birden taşan her ne varsa benim şarkılarımın sözlerini ve ezgilerini de bu etkenler beraber harmanlayıp oluşturur. Uzun süre yalnız kaldığım zamanlarda daha üretken oluyorum. Bu da tamamen yaptığım işi içselleştirmemle ilgili.

Beste yapmak gerçekten ciddi bir iş. Öncelik insanlara beğendirmek değil, kendi yüreğimizdekini süzebilmek. İşi ticari boyuta taşımadan sanatın izinden gidebilmek.  Dinleyicinin beğenip beğenmemesinden önce, yaptığım işin benim içime sinmesi daha önemli.

Örnek aldığınız kimler var?

Çocukluğumdan beri türkülerle büyüdüm. Kürtçe ezgileri de çok dinledim, hâlâ dinliyorum. Türkülerle büyüyünce Karacaoğlan’ın sevdasına, Pir Sultan Abdal’ın direnişine tanıklık ediyorsunuz, bunun insanı saran, iyi hissettiren bir yanı da var. Onların bu denli çağları aşmaları, elbette insanda belli başlı etkiler bırakıyor. Bundan beş yüz sene önce yazılan bir şiirin, günümüzde bu denli hissedilerek çalınıp söylenmesi ve her yaş grubundaki insanın bu eserlerde kendinden bir şeyler bulması gerçekten üzerinde durulması gereken bir olay. Aslında işin sırrı birazda bunda, çağları nasıl aşabileceğimiz hakkında çok önemli ipuçları veriyorlar bizlere.

Günümüz sanatçılarından ise sevgili Nurettin Rençber benim için büyük bir ozandır. Müzikal yönü ve duruşuyla örnek aldığım özel bir insan. Bağımsız müzik grubu Kent Şarkıları da çizgisindeki ısrarıyla örnek alınması gereken bir grup. Sevgili şair Ahmet Telli de edebi duruşu ile örnek aldığım, yaşayan en büyük şairlerden biri.

Peki sahneye çıkıyor musunuz? Dinleyicilerinizle nerelerde buluşuyorsunuz?

Hayalin Yaman’dan önce birkaç demo kayıt yayımlamıştım. Bu kayıtlar az da olsa bir kitleye ulaştı. Yaşadığım kentin belli mekanlarında sahne deneyimlerim oldu, neredeyse dinleyici kitlesinin bel kemiğini akranlarım oluşturuyor. Keyifli anlarımız oldu. Maalesef yaklaşık 9-10 aydır dünya bir salgınla mücadele ediyor. Birçok etkinlik yasaklandı veya ertelendi. Hayalin Yaman’dan sonra bir iki kente çok nazik sahne davetleri aldım. Fakat kış aylarının gelmesiyle beraber, salgının sürekli artması durumu daha katı yasakları beraberinde getirdi ve bütün organizasyonların ertelenmesine sebep oldu. Takdir edersiniz ki belli bir noktadan sonra durum sizin kontrolünüzden çıkıp tamamen kurallara bağlanıyor.

Peki buralarda unutamadığınız bir anınız var mı?

Sevgili Cevdet Bağca ile bir anımız olmuştu, ortak bir sahne yapmıştık birkaç sene önce. Kendisi lise yıllarından beri dinleyip sanatsal olarak da örnek aldığım bir sanatçı. Yıllarca cdlerden dinlediğiniz, hayranlık duyduğunuz şarkıları yapan insanla aynı sahnede şarkı söylemek elbette inanılmaz keyifliydi ve çok özel bir anı olarak bende kaldı.

“Arz/talep olarak bakıp ortak bir çalışmaya girişilmesi elbette hem Batı müziğini hem de halk müziğini baltalayan bir durum”

Çok fark edilmese de Halk Müziği’nde de yeni sesler ortaya çıkıyor. Bu olumlu bir gelişme mi sizin için yoksa yozlaşma mı?

Ülkenin dört yanında, kendi yörelerinin türkülerini icra eden müzisyenler var. Bunu detaya inmeden böylece düşündüğümüzde gayet olumlu bir gelişme diyebiliriz. İkinci nokta ise halk müziğinin nasıl icra edildiği. Aslında kilit nokta tam da burası. Bir türküyü veya bir ağıtı dile getirirken kullanılan enstrüman eserin ruhunu yok etmemeli. Eseri okuyan kişi, eserin ruhuna bürünebilmeli. Çünkü türküler, yoğun duyguların ve hislerin hemhâl olmasıyla ortaya çıkmış ürünlerdir, tertemizdir. Tamamen müzisyenin vicdanına kalmış bir durum. Eserlerin ruhu yok edilmedikçe bir yozlaşma değil de olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Neşeli bir türkünün neşesini, acılı bir türkünün acısını almamak gerekiyor. Ve eğer beste yapılacaksa bu konuda belli başlı kişiliklerin, kaynakların ciddi bir şekilde araştırılması gerektiğine inanıyorum. Yozlaşmayı bu şekilde kırabiliriz.

Bunun dışında Batı Müziği veya diğer türlerde müzik yapan müzisyenlerde Halk Müziği sanatçıları ile ortak çalışmalar yapıyorlar. Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Bazı müzisyenler hem ses ve yorum olarak hem de enstrümantal anlamda birbirini tamamlayıp üsluplarını birbiriyle harmanladıktan sonra çok kaliteli işler çıkartabiliyorlar. Bu noktada tarz dediğimiz çizgi ortadan kalkıyor. Son dönemde buna benzer eserleri dinledim. Gerçekten kaliteli işler. Bu durum bence oldukça pozitif. Bunun dışında yine sırf “insanlar bunu istiyor” mantığıyla yapılan işlerin, yani olaya yine dediğim gibi arz/talep olarak bakıp ortak bir çalışmaya girişilmesi elbette hem Batı müziğini hem de halk müziğini baltalayan bir durum.

Covid-19 döneminde en çok etkilenen kesimlerden biri de müzisyenler ve müzik emekçileri oldu. Sizin bu döneme dair yorumunuz nedir?

Covid-19 hayatın her alanını felç etmiş durumda. Dünyanın dengesi altüst oldu. Karantina şartlarından ötürü müzisyenler ve müzik emekçileriyle beraber diğer sektörlerden de birçok insan işsiz kaldı. Ayrıca sağlık emekçileri için de resmen bir kabusa dönüşmüş durumda. Her yaş kesiminden insanı psikolojik olarak çok etkiledi. Her gün çok sayıda insanı kaybediyoruz, bunlar birilerinin anneleri babaları sevdikleri… Çok zor bir dönem. Salgının ilk aylarında sokağa çıktığımda, herkesin yüzünden bir ölüm tedirginliği, bir soğukluk ve kaygı okunuyordu.  Şimdilerde biraz kanıksamış olabiliriz, her alanda getirilen kısıtlamalar salgının önüne geçebilir belki ama Türkiye’deki insanların her açıdan çok mutsuz olduğu bir dönemden geçiyoruz. En kısa zamanda iyi günlere dönebilmeyi umut ediyorum.

“Hayalin Yaman kısa zaman içinde beklemediğim kadar insana ulaştı”

Bağımsız bir müzisyen olarak sektörde kalabilmek zor olmuyor mu özellikle müziğin engellenmeye çalışıldığı şu süreçte?

Müziğin engellenmesi bir yana, hayat telaşı, geçim telaşı derken, müziğe vakit ayırmak, icra etmek zorlaşıyor. Şu anki şartlarda yapabileceğiniz sahne, konser vs. zaten engelleniyor. Günümüzün altüst olmuş müzik piyasası içinde nefes almak gerçekten çok zor. Ayrıca sadece bağımsız müzisyenler değil, birçok müzisyen, müzikten zaten gelir elde edemiyor, mutlaka farklı iş kollarında çalışıyor. Bir de şu var, en yakınınızdaki, birlikte sürekli vakit geçirdiğiniz, aynı sofradan yiyip içtiğiniz, yıllarınızı beraber geçirdiğiniz, akrabanız, iş veya okul arkadaşınız, bir iki istisna dışında bunlardan hiçbiri yaptığınız işi önemsemiyor, görmezden geliyor, inanmıyor. İlk sorun bu.

Albüm çıkmadan önce her konuda zorlanacağımı tahmin ediyordum. Tamamen kendi imkanlarımla şarkımın kaydını bir şekilde tamamladım. Sonrasında tanıtım vs. yine kendi imkanlarımla yapabildiğim kadardı. Bugün şarkıya bir klip bile çeksek yani YouTube olmasa, yayımlayacak tek bir kanal bile tanımıyorum. Hatta çok acıdır ki yıllarını bu işe vermiş müzik emekçileri bile, kliplerini yayınlayacak bir kanal, medya desteği bulamıyorlar. Durum bu denli vahim. Hâl böyleyken sektörde tutunabilmek tabii ki zorlaşıyor.

Ama Hayalin Yaman kısa zaman içinde beklemediğim kadar insana ulaştı. İlk haftasından birçok insan telefonuna indirmişti, çok içten mesajlar aldım. Samimi olmak gerekirse insanlar sizi bir şekilde bulup keşfediyor, dinliyor, ilgileniyor. Sizinle sıcak bağlar kurabiliyor. Daha geniş kitlelere ulaşmak biraz da zamanın işi. Yüreğinde şarkılara yer ayırmış kim varsa bir gün bir tınıda yollarımız kesişecektir. Bunu biliyorum.

Gelecek dönemlerde planlarınız neler?

Gelecek döneme dair güzel planlarım var. İçinde olduğumuz dönemde yeni şarkılar yaptım ve yıllar öncesinden yaptığım şarkılar duruyor, hepsi bir hatıra yumağı. Gönül albüm yapmak isterdi ama o işler çok maliyetli. Ben de Hayalin Yaman ile ilk adımı single olarak attım. Tabii ki devamı gelecek. Yine singlelar ve en fazla beş şarkıdan oluşan EP dediğimiz mini albümlerle bu yolu yürümeye devam edeceğim. Bir de müzik dışında bitirmek üzere olduğum bir şiir dosyam var. İlerleyen süreçte tabii bu süreç çok uzamayacak, ilk şiir kitabımla okuyuculara merhaba demek istiyorum. Baharı bekliyorum. Bahar birçok şey için taptaze bir başlangıç şansı. Bu kasvetli günler elbette geride kalacak. Sağlıklı günlerde bir araya gelmek ümidi ile…

Röportajı Yapan: Sevginur DİKİN / sevginurdikin@gmail.com

The Dirt - Cover

The Dirt: Dünyanın En Kötü Şöhretli Rock Grubu, Mötley Crüe | Sanem TEKKAYA

The Dirt - Cover

The Dirt: Dünyanın En Kötü Şöhretli Rock Grubu, Mötley Crüe

80’lerin ihtişamlı Sunset Strip’inden uluslararası alanda adını duyuran Mötley Crüe’nun The Dirt: Confessions of the World’s Most Notorious Rock Band başlıklı çok satan otobiyografisinden uyarlanan filmde 4 adamın; bazen gerçek hayatın çekici ve tehlikeli faktörlerinde keşfe çıkmaları, bazen de kendilerini kaybetmelerinin hikâyesi, mümkün olduğunca çekinmeden ve açık bir şekilde anlatılması denenmiş. Mötley Crüe ile filmden önce tanışanlar her sahnenin tam olarak yansıtılamadığını düşünüyor olsa da güzel vakit geçirmek ve rock&roll hayat tarzını birkaç saatliğine de olsa tadabilmek için çok güzel bir fırsat.

Açılış sahnelerini Nikki Sixx’i canlandıran Douglas Booth’un ağzından dinliyoruz. Devamında baterist Tommy Lee (Machine Gun Kelly) ve diğer grup üyeleri Vince Lee (Daniel Webber), Mick Mars’ın (Taht Oyunları’ndan tanıdığımız Iwan Rheon) bakış açılarından da hikâyeyi ilgi çekici bir şekilde dinliyoruz.

The Dirt - Film GörseliFilmde geçen “Diğer gruplar öyle yapmaları gerektiklerini düşündükleri için kıyameti koparırdı. Mötley Crüe aptalca şeyler yapardı çünkü onlar Mötley Crüe’ydu.” sözü ile bile aslında filmde karşılaşmanız muhtemel olayları az çok tahmin edebilirsiniz ancak bütün çılgınlıklarının yanında, kendilerini zarar verici eğilimlerde kaybettiklerinde karşılaştıkları ölümden dönme deneyimleri ve belirli talihsizlikleri de yansıtarak yeterince dokunaklı, eğlenceli ve gerçekçi bir film ortaya çıkmış.

Film sonlarına doğru belirli sorular akıllarda yükselse ve bazı noktaların üzerinde yeterince durulmadığı düşünülebilecek olsa bile filmi izledikten sonra eline baget, gitar veya mikrofon almayacak bir insan tanımıyorum ancak uyanık olun, rock&roll hayat tarzının keşfinde, güzelliklerin ve tehlikelerin içinde kaybolup sonu gelmeyecek bir şekilde harcanmayın.

Sanem TEKKAYA

sanemtekkaya0@gmail.com

İzlemek için: https://www.netflix.com/title/80169469

Pusula Grubu

PUSULA: Bodrum Guletimizin Yelkenlerini Açan Grup | Sevginur DİKİN

Pusula Grubu

PUSULA: Bodrum Guletimizin Yelkenlerini Açan Grup

İlk başta belli bir takipçi sayısına ulaşana kadar zorlandığımızı itiraf etmeliyiz ancak bugün bizi anlayan, sahnelerimizi ve konserlerimizi ciddi olarak takip eden takipçilerimiz var. Gittiğimiz birçok mekânı dolu görmek, bizi doğru yolda olduğumuza gün geçtikçe daha da çok inandırıyor.” cümleleri son tekli çalışması ile dikkat çeken müzik gruplarından Pusula’ya ait. Beyaz yakalı profesyoneller tarafından 2008 yılında bir araya gelen Pusula, son tekli çalışması olan Son Şarkım’ı denk geldikleri bir kazadan sonra yapıyorlar. Söz ve müzik Mehmet Ali Akın’a ve düzenlemesi de Yunus Emre Tokmak’a ait. Evet, daha fazla merak ettiniz değil mi Pusula’yı? 🙂 Bizler de Pusula’yı tanıyarak, müzik üzerine kendileriyle bir sohbet gerçekleştirdik.

Merhaba. 🙂 Öncelikle bize kendinizden biraz bahseder misiniz? Pusula nasıl kuruldu? Bir araya geliş hikâyenizi anlatır mısınız?

Pusula 2008 yılında iş hayatından sıkılan ve mevcut hayatlarının içine müziği ve sanatı eklemek isteyen birkaç beyaz yakalı profesyonel tarafından bizzat canlı performans sırasında sahnede kuruldu. O yıllarda Mehmet Ali’nin solistlik yaptığı ekibe gitarlarda Serhan Özörücü ve Poyraz Özkan eşlik etmekteydi. Bir mekânda sahne arasında Özgür Şirin’in davula ve Mustafa Ülke’nin bas gitara konuk müzisyen olarak katılmasıyla ekip ilk defa bir araya gelmiş oldu. Sonrasında ekipten Serhan ve Poyraz’ın ayrılması akabinde 2010 yılında Yunus Emre Tokmak ve Selim Korkmaz’ın katılımıyla ekip son hâlini aldı.

Son tekli çalışmanız “Son Şarkım” şarkınız sosyal sorumluluk bakımından büyük önem taşıyor. Şarkının hikâyesinden ve ortaya çıkış sürecinden bahsedebilir misiniz? Son Şarkım

Pusula ekibi olarak sosyal sorumluluk projelerine oldukça destek veriyor, yazdığımız şarkılarla, müziğimizle, kliplerimizle, konserlerimizle bu konulardaki sesi daha çok kişiye duyurmaya çalışıyoruz.

Son şarkımızın çıkış noktası hayatını kazanmak için sürekli turnede ve yolda olması gereken bir müzisyenin gözünden, Mehmet Ali’nin bir program çıkışı kendini gece yarısı eve giderken yolda bir kazada ölmüş olarak görmesinden yola çıktı. Sonrasında fark ettik ki bu tema aynı zamanda bazen aşkı, bazen hayalleri, bazen sadece kendi olmak istemesinden dolayı öldürülen kadınları da anlatıyor. Üzerinde biraz çalıştıktan sonra bu iki hikâyeyi bir çatı altında buluşturduk. Hem bir yandan kendi hikâyemizi anlatırken diğer yandan unutulup giden başka hikâyeleri de hepimizin ortak sonu olan ölümle anlatsın istedik. Özellikle şarkının ikinci kısmında.

İlk gelen yorumlar nasıl oldu şarkıya?

Parçaya gelen ilk yorumlar beklediğimizin üzerinde olumlu. Birçok dinleyicimiz bu şarkının geçmişte yaşadığı ve unutmaya çalıştığı çok acı yaşanmışlıklarını, kötü anılarını anımsatması nedeniyle, şarkıyı çok beğendiklerini ancak kendilerine bunları hatırlattığı için dinleyemeyeceklerini ifade ettiler. Buna sevinsek mi üzülsek mi bilemedik pek açıkçası.

Bizzat tebrik için aradıklarında bu şarkıyı yazarken, kendi geçmişinden mi esinlenerek yazdığını, onun hayatlarını nasıl bu kadar iyi bilebildiğimizi sordular. Klibin bir kadın cinayetini ve öldükten sonra iki dünya arasında araftaki koşuşturmaları barındırması birçok kişinin bu klibi daha ilk izlemesinde gözlerinin dolmasına neden oldu. İnsanlara bu kadar dokunacağını tahmin etmemiştik.

Pusula - Siyah Beyaz

 “Müziğin insanlara iyi geldiğine, iyileştirici bir gücü olduğuna inanıyoruz.”

Beste süreciniz nasıl işliyor? Beste yapmanın bir ilham işi olduğuna mı inanıyorsunuz yoksa matematiksel bir yanı mı var?

Beste sürecinde genelde bir başlangıç noktası oluyor. Bu bazen bir söz, bazen sadece müzik, bazen küçük bir melodi bazen de bir anda, hepsi aynı anda oluyor. Bu başlangıç noktasına ilham, fikir, düşünce adına ne derseniz deyin. Bir hikâye yaratabilmek için kesinlikle ilham gerekli bizce. Hikâye anlattıkları ile dinleyene ne kadar iyi geçebiliyorsa o kadar güzel bir beste oluyor. Aynı zamanda bu hikâyenin içinde geçtiği bir de dünya var. İşin tasarımsal tarafı da bu noktada devreye giriyor. İlhamı iyi bir hikâye, iyi tasarlanmış bir dünya ile buluştuğunda gerçekten iyi bir şarkı çıktığına inanıyoruz.

Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz?

İçerik açısından singer/songwriter tarzı, gerçekten bir şeyler ifade etmeye çalışan, anlatacak bir hikâyesi olan şarkılar; sound anlamında ise rock temelli, elektronik serpintiler barındıran popüler müzik yapmaktayız diyebiliriz.

Sahnede ise gerek kendi parçalarımız gerek çaldığımız coverlar ile müziği hissederek ve hissettirerek delicesine çalan beş kafadar arkadaşız. Müziğin insanlara iyi geldiğine, iyileştirici bir gücü olduğuna inanıyoruz.

Türkiye’de ana akım dışında müzik yapıyorsunuz. Bu durum sizi ürküttü mü dinleyiciye ulaşmak adına? Ne gibi durumlarla karşılaştınız?

Zor soru. Evet ana akım dışında müzik yapıyoruz çünkü bunu her şeye rağmen canı gönülden yapıyoruz. Bizim müzikal kariyerlerimiz haricinde başka mesleklerimiz de olduğu için birinci önceliğimiz, maddi şeyler gütmeden müzik yapıyoruz. Bu durum aslında birçok müzisyen sanatçıya göre bize büyük avantaj da sağlıyor, bu bizim belki de en büyük lüksümüz.

İlk başta belli bir takipçi sayısına ulaşana kadar zorlandığımızı itiraf etmeliyiz ancak bugün bizi anlayan, sahnelerimizi ve konserlerimizi ciddi olarak takip eden takipçilerimiz var. Gittiğimiz birçok mekânı dolu görmek, bizi doğru yolda olduğumuza gün geçtikçe daha da çok inandırıyor.

Pusula - Sahne

“Dinleyiciniz ve sizi sevenlerle etkileşim hâlinde olmanın daha kolay bir yolu yok bizce.”

Günümüzde sosyal medya büyük bir etken. Özellikle de bağımsız müzik yapanlar için. Sizde bu durum nasıl oluyor?

Müzik sektörü son dönemde müthiş bir değişim geçirdi.  Önceki yıllarda kendini daha büyük kitlelere duyurmanın tek yolu kaset, cd yapmak iken; günümüzde hiç tanınmayan müzisyenler tek başlarına çalıp söyledikleri videoları, çeşitli mecralara yükleyerek bir anda milyonlarca kişiye ulaşma şansını yakaladılar. Bu beraberinde birçok avantajı ve dezavantajı da getirdi.  Bu platformları yararlı şekilde kullananlar, eğer paylaştıkları içerikler iyi ise sektördeki sosyal medya evrilmesini kendileri için ciddi bir fırsata dönüştürmeyi başardılar. Bu anlık başarıyı sürdürebilenler ise yollarına devam edebildiler.

İlk günden bu yana sosyal medya platformlarını olabildiğinde aktif biçimde kullanıyoruz. Kitleniz ile aranızda aracı kalmaması; doğrudan iletişim hâlinde olabilmek kendinizi sesinizi hatta başkalarının da sesini insanlara duyurabilmek gerçekten harika bir şey. Dinleyiciniz ve sizi sevenlerle etkileşim hâlinde olmanın daha kolay bir yolu yok bizce.

Sosyal medya platformlarında genellikle Instagram ve Facebook’u anlık duyurular ve haberler için kullanmaktayız. Youtube’da ise uzun soluklu içerikleri bulmak mümkün. Merak edenler bizleri @pusulamuzik adıyla bütün platformlarda bulabilirler.

“Bodrum guletimizin yelkenlerini açtık, rüzgâr bizi nerelere götürür hep birlikte göreceğiz.”

Gelecek planlarınız neler?

Kısa bir süre sonra yeniden düzenlediğimiz Rüya’nın akustik versiyonunu yayınlayacağız. Seveceğinizi umuyoruz. Muhtemelen 2021 baharında yepyeni, enerjik hareketli bir parça ile karşınızda olacağız. Bodrum guletimizin yelkenlerini açtık, rüzgâr bizi nerelere götürür hep birlikte göreceğiz, nasılsa dümen yine bizim elimizde olacak.

Son olarak sorularımı cevapladığınız için teşekkür ederim. Sizin eklemek istediğiniz bir şeyler varsa söyleyebilirsiniz.

Bu fırsatı bize verdiğiniz için çok çok teşekkür ederiz. Yeni şarkılarda da yeniden birlikte olmayı ümit ediyoruz. Pusula’yı dinleyin ve takip edin, biz yeni projelerimize başladık bile.

Sağlıkla kalın.

Röportaj: Sevginur DİKİN

sevginurdikin@gmail.com

Lorin Akustik, Leyli Sanat YouTube Kanalına Konuk Oldu!

Leyli Sanat YouTube kanalına konuk olarak takipçilerimiz için şarkılar hazırlayan yeni ve yetenekli grup Lorin, bu videoda tüm kayıtlarla sizleri karşılıyor.

Instagram’da Lorin’i takip etmek için: https://www.instagram.com/lorin.akustik/

Sırasıyla Eserler:

1- Büyüdün Bebeğim (Ahmet Kaya Cover)

2- Aldırma Gönül (Edip Akbayram Cover)

3- Tabancamın Sapını (Fuat Saka Cover)

4- Altın Yüzüğüm Kırıldı 

5- Olacak O Kadar (Grup Gündoğarken Cover)

6- Aykız (Keloğlan Film Müziği)

Videomuzu beğenmeyi ve Leyli Sanat’a abone olmayı unutmayın!

Leyli Sanat’ı diğer platformlarda takip edin.

www.leylisanat.com

info@leylisanat.com

facebook.com/leylisanat

twitter.com/leylisanat

instagram.com/leylisanat

İş birlikleri ve diğer tüm konular için: info@leylisanat.com / 0554 185 1224

Tüm edebi içerikler için: www.leylisanat.com

“Gelin, birlikte üretelim!”

DORUK OKUYUCU: “Nefes Nefese” Bir Lansman Konseri | Hakan CAN

Memleketimizde flamenko gitarın güzide temsilcilerinden Doruk Okuyucu. Uzun yıllardır pek çok şarkıcıya yaptığı eşliklerle, solo performanslarıyla bu müziği icra ediyor. Pera Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitmenlik yaptı, İspanya’ da düzenlenen bir yarışmada dereceye girdi ve çeşitli festivallerde solo ya da grup olarak performanslar sergiledi. 2015’te yayınlanan “Giz” adındaki albümü ile tanınan sanatçı, ikinci stüdyo albümü “Nefes Nefese” ile 19 Nisan’da dinleyicileriyle buluştu.

Toplamda 10 tane beste barındıran albümde bazı sözlü eşlikler de bulunuyor. Bunlardan “Yapma” ve “Dönüşüm”, güfteli parçalar ve dinleyene daha başka bir his yaşatıyor. “Karnaval” isimli harikulade enerjik ve “Kalp Ağrısı” isimli oldukça hüzünlü iki örnek de verebiliriz. Benim en sevdiğim parça ise hem hüznü hem de umudu yaşatan “Irmak Gibi” parçası oldu. Pek aşina olmayanlar için her parçanın bir flamenko müzik formatında olduğu bu albüm, eminim ki yeni dinleyicilerine ulaşacaktır.

Eskiye oranla dünya üzerinde daha büyük kitlelere ulaşan flamenko müzik ülkemizde de büyük emeklerle yaşatılıyor ve yaşanıyor. Enstrümantal müzik sevenlere, yeni tarzlar keşfetmek isteyenlere güzel bir alternatif sunuyor Doruk Okuyucu. 17 Mayıs akşamı saat 21.00’da Akasya Kültür Sanat’ta lansman konseri gerçekleşecek olan albümü ile kendisine başarılar diliyoruz.

BİLET ALMAK İÇİN:

http://www.biletix.com/etkinlik/YY452/ISTANBUL/tr

Hakan CAN

canmaj7@gmail.com