Anasayfa » ÖYKÜ

ÖYKÜ

Ya Diğeri Daha İyiyse? | Çiğdem Sude

Ya Diğeri Daha İyiyse? - Çiğdem Sude

Ya Diğeri Daha İyiyse? Sabah mı akşam mı olduğu belli olmayan bir havada, bir akşamüstünde, evinin bahçesinde bir battaniyeye sarılmış şekilde oturuyordu. İşten yeni çıkmış ve yorulmuştu. Uykusu gelmiş olacak ki hafiften gözleri kapanmaya başladı. O arada rüyaya benzer tuhaf şeyler gördü. Ama gördükleri o kadar gerçekti ki rüya diyemiyordu. Kendisini üç farklı şekilde karşısında görmüştü. Üçü de kendisiydi ama ...

Devamını Oku »

Kalan: Doru Atın Terkisi | Cevdet POLAT

Kalan: Doru Atın Terkisi

Kalan: Doru Atın Terkisi Köyün içinden tozu dumana katarak koşuyordu çocuk. Ellerini iki yana açmış, önündeki rüzgârı da kovalıyor gibi koşuyordu. Kan ter içinde gelip kapının önünde durdu. Üstünde kışın annesinin ördüğü enine yeşil ve kırmızı çizgili kazak var. Kolları dirsekten yıpranmış ipleri yer yer dışarı fırlamıştı. Kısa saçlarının altından terden ıslanmış alnındaki damarların atışı görülüyordu. Pantolonun kısa paçasının altında ...

Devamını Oku »

Kıymık | Furkan BAYRAK

Furkan Bayrak - Kıymık

Kıymık Bizans’ın son dönemleriydi, imparatorluk neredeyse 100 metrekarelik bir alana çekilmişti. Artık binlerce yıllık devletin ölümü bekleniyordu. Zaten siyasi manevralar sayesinde yeteri kadar yaşamıştı. İmparatorluk her şeyi ile kokuyordu. Aya İrini Kilisesi’nin bile kubbesinden somurdanmalar geliyordu. Böyle bir dönemde kıymık; o günkü adıyla Konstantiniyye, günümüz adıyla İstanbul’un Galata’sının açık su giderlerinin birinde aşağıya doğru suyun üzerinde akıyordu. Kaçıncı açık giderden ...

Devamını Oku »

Giden: Muhacir | Cevdet POLAT

Giden: Muhacir - Cevdet Polat öykü görseli.

Giden: Muhacir “Hikayelerin en güzel yüreği Hamdi ÜLKER kardeşimin anısına…” Elindeki son bohçayı da kağnının üzerine koydu. Birkaç elbise, bir iki kap kacak ve yol boyunca yetip yetmeyeceği belli olmayan biraz yiyecekti bütün yükleri. Hasan, öküzleri koşmak için kağnının koşum baş tarafını havaya kaldırıp altına değnek yerleştirdi. Az ilerde, yerde yatan öküzleri masta ile dürtüp kaldırdı. Öküzler görevlerini ezberlemiş gibi ...

Devamını Oku »

Göçebe Mutluluk | Çiğdem SUDE

Emir, gözlerini açınca tavanda asılı duran lambayı gördü. Birkaç dakika ona bakarak ayılmaya çalıştıktan sonra yataktan kalktı. Günlük rutinini yerine getirmek için mutfağa gitti. Mutfakta kendisine bir tost yaptıktan sonra alelacele evden çıktı. Emirle birlikte gitmek zorunda olan biri vardı. Çünkü o emire sadıktı. Ama onu gören yoktu. Yolda tostunu yedi. Arabanın camından şehrin her yerini istila eden o gökdelenleri ...

Devamını Oku »

SEL | Rênas ROZ

“Sen; kötü biten kısa bir öyküsün..” Bütün öyküler ağır… Hatta yalan, yalan kadar ağır… Oysa daha karanlıktaydı, gece gibi… Yeni yeni aydınlığı tanımaya başlamıştı gözleri. Beklediği gün ne zaman gelecek diye sorardı güneşe. Karanlığın içinde, nasıl da konuşabiliyordu sıcak sarı, bu çelişkiye kendisi bile şaşıyordu. Ama güneşte çelişkiyi seviyordu onun gibi işte. Yüzünü bir yere dönmeye korkuyordu hep. Çünkü yüzünü ...

Devamını Oku »

PARANORMAL AŞK | Nudem ROJAR

I Yağmurlu bir nisan akşamıydı gözlerine uğradığı gün. Kafe kalabalıktı, koşturmaca vardı, herkes oradan oraya seğiriyor; yer kapmaya çalışıyordu. Rodin, Deniz ile kafede oturmuş, muhabbet ediyordu. O esnada görmüştü onu, bir daha asla unutamayacağı kadını. Üzerinde mor bir kazak, siyah bir kot, ayağında yüksek topuklu siyah bir bot vardı. Beline kadar uzanan saçları, sol yanağının üzerinde küçük bir beni ve ...

Devamını Oku »

S/us Düğümü | Seda BAŞTAŞ

Canımdan başka verecek neyim kaldı ki, dedi adam iki dudağının arasından zor duyulan bir sesle. “Eğer mutlu edecekse sizi, alın, parçalayın. Lime lime olan etlerimi atın kurtların önüne. Belki doyurur aç gözlüleri yetimin eti. Almayı maharet sayıp vermeyenlere inat, alın kalbimi de parçalayın ellerinizde. Zaten kırık, yaralı, harap… Düğümlenmiş s/uslarınızı çözmeden bitirin bu işi yoksa bir ucundan tutup bütün damarlarınızı ...

Devamını Oku »

Şarap Terbiyecisi | Fırat ÇİÇEK

Ayşe Türk’e ithafen Ceketinin göğüs cebinden çıkardığı sigarayı yakmadan önce frişka rüzgarının esmesini bekledi. Rüzgârın ona ramak yaklaşmasını beklemeden ayağa kalktı. Yüzünü yalazlayan rüzgâra bıraktı. Sigarayı pakete geri koyup ilerlemeye karar verdi. Bu ilerleyişi çok normal olmayan, adeta beş adama yetişecek kadar hızlı bir yürüyüş biçimiydi. Gökyüzü kızıla boyanmaya başlamıştı. Buna rüzgârın taşıdığı nem ve kokunun eşlik etmesi ile yoğunluğu ...

Devamını Oku »

251. SES’SİZLİK | Fırat ÇİÇEK

Telefon çaldı. Girdiği tedirginlik haliyle dört elle o telefona sarıldı. Neler yaşayacağından ve yaşatacağından habersizdi belki de. Hemen ekledi: “Bakıyorum” dedi. “Yaşayacağın ve yaşatacağın tüm kurgunun sorumlusu sensin.” Bunu duyar duymaz, ahizeden duyduğu son ses “Dıt! Dıt! Dıt!” diye kapanan telefonun sesiydi. Bunun ne demek olduğunu tam kestiremiyordu, duyduğu bu ses kendisini oldukça tedirgin etmişti. Diğer yandan buna hazırlıklı olma ...

Devamını Oku »

Henüz Layık Değilken Tomurcuk Kadar Aşka | Hidayet ÇELİK

Bu fotoğrafta gördüğünüz kurumuş gül tomurcuğunun hikayesini dinlemek ister misiniz? “Sene 2004. Baharın en güzel günleri. Sekizinci sınıfız, orta son. Ne çocuk ne yetişkin ne de genciz o zamanlar. Yerine göre bunların hepsinin olduğu değişken bir ruh halindeyiz. İki arada bir derede kalmışız. Dünyaya tek başına meydan okuyacak kadar güçlü, yazık deseler ağlayacak kadar nahifiz. Müthiş gelgitler yaşıyoruz iç dünyamızda. ...

Devamını Oku »

Sarı Çiğdem | Çiğdem SUDE

Uzun bir uykudan sonra, 22 Eylül sabahında iki kayanın arasından bir boşluk bulup üzerine atılmış bir yığın toprağı yararak başını yeryüzüne çıkarmayı başardı. Zorlu şartlara sahip olsa da asla pes etmedi. İnatla hedeflerine doğru yol aldı. Gözlerini gökyüzüne dikti. Bir ışık topu gözlerini kamaştırdı. Aynı zamanda ışık topu ona iyi geldi. Sanki vücudunun içine ruhunu üflemişti. Bu sayede köklerini hissetmeye ...

Devamını Oku »

Hoş Geldin Yalnızlığım | Seda BAŞTAŞ

Çocuk, amaçsızca dolaşıyor ortalıklarda. Bir eğlence var ama sebebini kavrayamıyor altı yaşındaki soyutluktan uzak mantığı. Giydirmişler sünnet elbisesini, biraz da havalı yürü demişler sanırım. O günün prensi sensin. Bir uzvundan ufak bir parça alındı halbuki, canı da yandı ama kalabalık mutlu ve o kalabalık eğlenmenin peşinde şu an. Bazıları dedikodunun, kimisi gösterişin. “Gelenek” diye bir söz dolaşıyor ortalıkta, çocuk tam ...

Devamını Oku »

Yok Mu Senin Gökkuşağın? | Fırat ÇİÇEK

Hatırlıyorum, iki gün önceydi. Odamda deli gibi volta atıyordum. Bir o yana bir bu yana gidiyordum. Küflenmekten ve rutubetten yeşermiş duvara bakakaldım. Kireci sökülmüş, bana oldukça anlamsız gelen ama çizen için çok şey ifade edeceğini düşündüğüm hiyeroglif sanatını andıran çizimler, hiç mi hiç ilgimi çekmiyordu. Evin oldukça uzun olduğunu gördüğüm antresine doğru yol aldım. Mutfakta, arta kalan atıkların kokusu ile ...

Devamını Oku »

Cazİplik | Emine Ömür SEÇİNTİ

*Doksan bir numaralı atlı karınca manzarası. Birimiz yirmi sekiz, diğerimiz yetmiş iki yaşında. Yürüyoruz intihar parkına, yaşamı kumdan dört kubbeli kale yapmaya. Büyük bir kavgadan çıktık. Onun soluğu intihara haklılığını anlatıyor. “Bitirmişim, yapmışım zaten ben her şeyi.” diyor. Benim soluğum tutulmuş bir sonun başlangıcı. Solumuyorum. Yürüyoruz. Yağmur yağıyor. Ayakkabılarımız yok. Bize ait olmayan saçma terlikler giymişiz. Ellerimiz yumruk vaziyetinde ceplerimizde. ...

Devamını Oku »

Kırmızı Oje | Zeynep AVAN

Yarısı yenmiş tırnaklarındaki kırmızı ojelere baktı. Ne zamandır duruyordu tırnaklarında kan kırmızısı ojeler? Bu, içindeki bir şeyi uyandırdı, sonra aylardır yapmadığı şeyi yapıp aynanın karşısına geçti. Uzun, bakımsız saçları iki yandan omuzlarına dökülmüş, güzel kahverengi gözleri çukura kaçmış, dudaklarının rengi solmuş ve çatlamış, bakışları donuk, kısacası kendine hiç benzemeyen bir kadın gördü aynada. “Bu ben miyim?” dedi fısıltıyla. Aynaya dokundu, ...

Devamını Oku »

HOŞÇA KAL DEĞİL, ELVEDA! | Çiğdem SUDE

“O gece iki bedenin en unutulmaz sahnesi yaşanır… Yan yana duran iki beden… Aradan geçen bunca zamana inat kopamayan ama birlikte olmayı da beceremeyen iki beden… Belki de bir başlangıçtı o gece… Diğer bedenler için aynı ama küçük beden için farklı olan sıradan bir kış günü, İstanbul gecesi, Kadıköy sokakları, Nuestra… Müzikli bir yerde oturan bir grup genç… İçlerinde ise ...

Devamını Oku »

Süt Kokulu | Çiğdem SUDE

Sabahın erken saatinde bedenine sığmayan bir heyecanla yatağından kalkar. Annesinin ona aldığı beyaz elbiseyi dikkatli bir şekilde giydikten sonra tokalarını da alıp annesinin yanına koşar. Annesinden saçını yapmasını ister. Annesi, saçının iki yanından birer tutam alarak örer ve kalanı saçlarının üzerinde birleştirerek bağlar. Böylece kendi etrafında döndüğünde saçı, bir kuşun kanat çırpışı gibi hareket ederken yüzüne de gelmez. Daha sonra ...

Devamını Oku »

Edd’in Bozuk Radyosu | Fırat ÇİÇEK

Saat sabahın altısı idi. Tedirgin düşlerimden bir anda uyanıp yanı başımdaki fotoğrafa dikildi gözlerim. Sene 1987 idi. Resimde ben, annem, babam ve daha geçenlerde kaybettiğim köpeğim Masi vardı. Doğum günümde bu resmi bana annem çerçeveletip hediye etmişti. Hüzünlüyüm. Köpeğimi kaybettiğim için çok hüzünlüyüm. Göz pınarlarımda akan gözyaşlarıma izin vermeden yüzümü temizledim. Resmi bağrıma basarak tüm bu yaşanan şeyleri bir kere ...

Devamını Oku »

Uzay | Emrah SAĞLAM

Pencereleriniz tozlanmıştı, geldim temizledim. Gene de aklanmadınız. Üzerine yazmaya kıyamadım ismimi. Yazarsam delireceğim inanın. Buna ve bunsuzluğa. Bir daha buraya geleceğimi düşünmüyordum. Durdu, sevinir gibi oldum. Küçücük delikten izledim boş vermişliğini, umursamazlığını. İstedim ki açılmasın. Açtı kapıyı, sarıldı, elleri ile boynumu okşadı, öptü. Tüm öfkem geçti o an. Ya sonra. Böyle heder ettim kendimi, zaaflarım yüzünden ödün vererek erittim iklimlerimi. ...

Devamını Oku »

KARIN AĞRISI | İlker YILDIZ

Bir çocuğum var nur topu gibi, maşallah deyin lütfen, nazar değmesin! Onsuz yaşayamam. Güzel bir evliliğim var, mutluyum. Eşimle çok iyi anlaşırız; duyarlı, anlayışlı biridir. Çok şükür işlerim tıkırında, Allah’a şükür rızkımızı da kazanıyoruz. Her şey bu kadar tozpembe değil tabi, sağlık sorunlarım var beni rahatsız eden. Çaresiz bir hastalık değil; hastaneye gidiyorum, tedaviyi araştırıyorlar. Ancak sorunun ne olduğunu anlayamıyorlar, ...

Devamını Oku »

Gözlerini Sımsıkı Kapat | Seda BAŞTAŞ

Gözlerini sımsıkı kapat, yazının sonunda bahsedeceğim bütün süreçleri anı anına yaşadıktan, hissettikten sonra. Göz bebeklerimiz süzerken etrafımızı, algılarımız açıktır her türlü uyarıcıya. Ondandır ki bilinçaltımız uykumuzda açığa verir pişmanlıklarımızı, kırgınlıklarımızı. Rüya olarak nitelendirsek de, mealini araştırıp her türlü tabir cetvelinden geçirsek, süzsek de bilincimizi nafile. Her şey geçmişin harabesinde saklıdır, bilinçaltı denilen kara delikte. Gözlerini sımsıkı kapat. Düşün ki ömür ...

Devamını Oku »

Körebe | Emine Ömür SEÇİNTİ

Oyunu kuralına göre oynamadığım için mızıkçı ilan edilmiştim. Köşemi ve mendilimi kapıp kabul etmeyişe tutsak olmaya başladım ağlayarak. Bundan sonra, timsahların leyleklerle uzuneşek oynayamamasının mücadelesini ben verecektim. Ama… Âşık olmuştum. Ay! Yani şey… Saklambaç oynuyorduk. Kesinlikle bulacaktım ve sobeleyecektim sümüklüleri! Seksek oynarken çizgiye basınca “Öldüüüüün! Öldüüüünnn!” kıyametinin kopuşu gibiydi arayıp onu saklandığı yerde bulamamak. Ya ben gölge kovalamacadaydım ya da ...

Devamını Oku »

Kirli Camlar, Yorganlar Ve… | Ufuk KADIZ

“Hayır. Ne olur, biraz daha yavaş. Lütfen, biraz daha yavaş.  Acıyor. Lütfen!” Öyle bir yerdeyim ki sanki bütün emeklilere bilet verip aynı yerde toplanmalarını sağlamışlar gibi. Tıkış tıkış. Birbirine karşılıklı bakan koltuklardan birindeyim. Gözlüklerini burnunun ucuna indirmiş kır saçlı teyze ara sıra cama bakıp bir şeyler söylüyor. Anlaşılmıyor, yanındaki erkek modeli ise işitmemesine rağmen kafasını sallayıp onay veriyor. Cama dönüyorum. ...

Devamını Oku »

Zühre | Fırat ÇİÇEK

Zühre, kendi halinde birçok şeyde fedakârlık gösteren, aile içindeki en güçlü kızlardan biriydi. Güçlü kadın olmanın yanı sıra otuz iki yılının verdiği tecrübeyi de göz ardı edemezdik. Diğer aile bireylerinin kendi halinde süren yaşantısına pek kulak asmayan, çoğu zaman dilimini anne ve babasının dizinin dibinde geçirmiş, bir kadın ruhunu asla üzerinden atamasa da bahsedildiği gibi iki ayağının üstünde durabilen, ayakları ...

Devamını Oku »

SarmAŞIK Olmak | Zeynep AVAN

Çocuktuk kalplerimize bu derin aşk düştüğünde. Hiçbir şey bilmiyorduk birbirimizden ve çılgın oyunlarımızdan başka. Göz göze, el ele dolaşır yapabileceğimiz en çılgın şey ne diye düşünür dururduk. Yaptığımız şeyler etrafımızdaki herkesi deli ederdi. Tüm sevdiklerimizi bize karşı cephe almaya zorladık belki de zamanla. Ama biz birbirimize aittik ve böyle büyüdük. Karanlıkta dans ederdik birbirimizin kollarında, çimenlerde uzanır göğe bakardık uzun ...

Devamını Oku »

Sarı Bisiklet | Tunahan ÇETİN

İnsan ağladığı için Tanrı’ya küser mi? “Anne, babam neden konuşmuyor?” diye hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı daha on üçünde olan Serhad. Her damla gözyaşı güneşin kavurduğu toprağı ıslatırken, içinden hep bir şeyler eksiliyordu. “Anne üşüyorum sarıl bana, babam hiç yataktan çıkmıyor, bana sarılmıyor. Yağmur yağıyor üşüyorum, anne sarılsana bana.” Yağmuru çok severdi çünkü yağmur yağarken, o nefretle baktığı güneş olmazdı. Yağmuru ...

Devamını Oku »

KARINCA | İlker YILDIZ

Kumdan tepelerin oluşumuna yere uzanıp yakından bakıyorum, küçük küçük toprak tanelerini tek tek, üst üste koyarak yapmışlar. Karıncaların para olduğunu hep söylerim ama insanlar anlamak istemez. Soğuk, dağınık odam; duvarlar çatlak, öyle de olmalı. Çatlak duvarların arasından dışarıya bakıyorum, arkadaşlarımın arasından bir tanesi dışarı çıkıyor, geri gelirken gökyüzünü odasına alıyor, düşünsenize! Ama fazla tutamıyor tabii, o çatlaktan kocaman gökyüzü dışarı ...

Devamını Oku »

Rahat Olma! | Muhsin ESER

Evet onlar. Yavaş yürümeli ve heyecan yapmamalıyım. Göz göze gelmeden rahat tavırlarla geçip gidebilirim yanlarından. Şapkamı biraz daha eğersem şüphelenebilirler mi? Gülümsesem mi? Selam vererek gülümsersem, bu da bizden derler mi? Yok yok, en iyisi sadece yürüyüp aldırış etmeden gitsem yeter. Tamam, hadi başarabilirsin. Ama son günlerde çok kişiyi aldılar ve hiçbirinden haber alınamadı. Ya beni de alırlarsa? Geri mi ...

Devamını Oku »

Aynalar Da Konuşur | Seda BAŞTAŞ

Dağınık saçlarını, kalemi toka niyetine kullanarak gelişigüzel topladı Yağmur. Pratik çözüm bulma konusunda kadınların üzerine hiçbir canlı türüne rastlanamayacağını düşündü, gülümsedi. Masasının üzerinde renk renk, çeşit çeşit kalemler vardı; bir de dosyasında fazlasıyla karalama kâğıtları… Alnına düşen buklesini geriye doğru attı, yalnızca bir şeyler yazarken taktığı siyah çerçeveli gözlüklerini de çıkarıp rahat koltuğunda güzelce gerindi. Bacaklarını da sehpaya uzattı: “Kendime ...

Devamını Oku »

Dozajı Yüksek Yalnızlık | Seda BAŞTAŞ

Yanık bir mazinin ağır kokusunu taşıyordu üzerinde Asya. Onu kim görse önce tuhaf tuhaf bakıyor, sonra da hızla kaçıyordu yanından. Çirkin değildi hatta güzel bile sayılabilirdi ama başka bir şey vardı, siyah pelerinli cadı dokunmuştu yüreğine sanki ve lanetlemişti onu. Şeker vermek istediği çocuklar ellerine bakıp önce gülüşüyor, sonra ardına bakmadan kaçıyorlardı. Ellerine bakınca sadece diğer insanlara göre biraz daha ...

Devamını Oku »

Sevgi Üstüne | İlker YILDIZ

Kahve dükkânının içi kalabalıktı. Orta boylarda birisi kahve içmek için içeri girdi. Herkes kahvesini almak için sıraya geçmiş, sabırla beklerken; adam da o sıraya katıldı. Sırada beklerken aklına daha önce buraya geldiğinde yer sıkıntısı çektiği düşüncesi geldi. Üst katta yer olmadığı için kahvesini eline alıp sokakta içmek zorunda kalmıştı. Bu yüzden sırayı bırakıp üst kata çıktı ve son boş kalan ...

Devamını Oku »

Beyaz Kağıt, Kırmızı Şarap | Ufuk KADIZ

Uzun zamandır sigara içmiyordum. Filmlerde olur ya, yazarlar kitaplarını bitirdikten sonra kutlamak adına bir kadeh kırmızı şarap ile sigarasını yanı başına hazırlar. Evde şarap yok, sigaram da şurada bir yerde olacaktı. Yazıma başlamadım bile, sigaraya gereksinim duyuyordum. Sanki içime çekeceğim duman, hikâyemin akışına öyle bir yön verecekti ki, yüzyılın en iyi yazısı bana ait olacaktı. Koca bir yalan! Yeni aldığım ...

Devamını Oku »

Yorgun Sandalye | Emine Ömür SEÇİNTİ

Başlangıcı olmayan bir sonun içinde depar atıyordum. Gözlerimi kapattığım an gördüğüm tek şey kırılmış bir aynaydı. Hayır, bunlar sadece siyah beyaz bir filmde gördüğüm vampirin kırmızı spiral dişleri. Ne bir başlangıca ne de kırık bir aynayı görebilmek için gözlerimi kapatmaya ihtiyacım vardı. Birbirlerinin tamlayanı ve bütünleyeni olmayan şarkılar zihnimde birbirlerine aitler. Kollarımı gördüğüm zaman tek duyduğum bu. “Kürdan kollar dokunsalar ...

Devamını Oku »

Lanetlenmişler Topluluğu | İlker YILDIZ

Yeşil gömlekli asansörün sesine yöneldi. Sağdan ikinci kapı açıldı. Avuçlarını kokladı, iğrenç sigara kokusu ellerine sinmişti. Bekledi, asansörün kapısı kapandı. Sonra, kapı açıkmış gibi asansöre binmeye çalıştı, kafası kapıya çarptı. Sonra tekrar asansöre adım attı, yine kafası kapalı kapıya çarptı. Kapalı asansör kapısından içeri girmeye çalışıyordu. Ellerindeki hoşuna gitmeyen sigara kokusundan kurtulmak için tuvalete gitti. Lavaboda iki avcunu birleştirdi. Lavabonun ...

Devamını Oku »

Gecenin Eşiği | Fırat ÇİÇEK

Kırmızı avuç hasretimi, avuç dolusu kan kusmuğunda giderdim bugünümü. İki mavi bir beyaz eder diye sanıyordum, gri gökyüzünün altında kalan mavinin kirlendiğini gördüm. Göz altı torbalarının morarmış hali ürkütüyordu beni. Duygularımın neden iki büklüm olduğunu anlamaya çalışıyordum. Ansızın sigara küllüğündeki kapkara küllerin içine bakarak “Tam da bunun gibi mi benim de kaderim?” diye isyan edip kaderime boyun eğmişçesine içime gömüldüm. ...

Devamını Oku »

Kuş Uykusu | Ayşe TÜRK

Aceleyle yukarı çıktı. Dış kapıya yöneldi, bir an önce kendisini her gün buraya hapseden iş yerinden çıkmak ve rahatlayacağı saat dilimlerine kavuşmak istiyordu. Gün boyunca kafasında kurmuş olduğu düşü bile o an için unutmuştu. “Oh be!” dedi. Daracık caddeye baktı, karşı kaldırımdaki çiçeklere, telaşlı telaşsız gidip gelenlere. Bazısı telaşsız yürüyebiliyor demek ki, diye düşündü. Aceleci olmak zorunda olduğu için hayıflandı. Beş ...

Devamını Oku »

Gülümse Balık | Büşra YAŞAR

İstikrarlı bir yokluğun acısı, bugün tok karnına alındı bir sabah bir akşam. Üzüm çekirdeğini doldurmayacak belki, olsun kış geliyor portakal kabukları bırakırım kuzinelere… Dizine yatmışçasına sararım başımı kaz tüyü minderlere. Bölüş annenle acını, diyen bir şarkıyla uyur, uyanırız. Çok geçmez alışırım yine kendimi paydaladığım her satıra. Güzel baharlar ısmarlarım, sonbaharın kuytularına. Çay soğur, Ellerim dirseklerime sığar… Başımda miskin bulutlar bekler, ...

Devamını Oku »

GİZEM | Ozan Cemre KISA

Rengarenk neon ışıkların arasında savrulan düzensiz sigaralar. Kusanlar, yüksek sesin büyüsü ile kucaklarında birbirini yükseltenler.  Hissiz öpüşler ve tuvaletler… İnmiş pantolonlar, inmiş etekler. Bir külün omuzuma düşmesi ile bu ortamın hayvansılığından bıktığımı anladım. Nereye savrulacağı belli olmayan sigarayı, tutunduğu elden söküp aldım ve avcuma bastım. Bir çift gözün dehşet ile bana baktığını görüyordum lakin kahverengi gözler ilgimi çekmemiştir. Hayat acıdır! ...

Devamını Oku »

Ayrılık ve Başlangıç | İlker YILDIZ

Arkadaşım gülümseyerek eliyle misafirine sandalyeyi gösterdi. Misafir ise beğenilen birisinin utangaçlığını kibarca sergiledi, çantasını açtı ve içinde bir şeyler arıyormuş gibi yapmaya başladı. Sandalyeyi kendine doğru çekerek oturdu. Kaçamak bir bakışla sevgilisini izledi. Arkadaşım; masadaki peçeteyi, kaşığı, çatalı kendi sorumluluk alanında hisseder gibi düzenledi ve benimle yarım kalan konuşmasına devam etti; sevgilisi olan bir insan yine de başka sevgiliyi arzular, ...

Devamını Oku »

Süt Mısır ve Melankoli | Emin HAYTA

Güneş, dünyaya en yakın pozisyonunu almış, “Dur lan şurada top oynayan oğlanların ağzına sıçayım” der gibi tepemizi oksijen tüpüyle deliyordu sanki. İki sokak ötedeki boş arsanın kenarına tır şoförü Ökkeş Dayı’nın koyduğu çıkma benzin deposunun üzerine oturmuş, iki mahalle arasındaki rekabetin en şiddetli sahnesini izliyordum. Aşağı mahalle ile bizim mahalle iki haftada bir, her cumartesi kolasına maç yapar, maçın hangi ...

Devamını Oku »

KISA ÖYKÜ | Emine Ömür SEÇİNTİ

Bülbülü Öldürmek Kralın biri o kadar mutsuzmuş ki daha önce sesini hiç duymadığı bülbülüne yalvarmış. Kral: -Benim eşsiz, bir tanecik bülbülüm. Hiç susma, lütfen şakı ve gül biraz. Seninle ve en az senin kadar eşsiz olduğunu düşündüğüm o kadife sesinle mesut olmaya ihtiyacım var. Lütfen gül. O güzel kahkahanı duymazsam mutsuzluktan öleceğim. Bülbül: -Yiaaa salakksss asdsaddasffsaasjgdsagj! demiş. İPEK Çürümüş bir ...

Devamını Oku »

İZMARİT | İlker YILDIZ

-Hey sen! Hemen duvara yaslan, arama yapacağım ve birkaç soru soracağım. Emir katıydı, ilk görüşte şaka olduğunu düşündüm, önemsemedim. Uzun boylu birisi, elleri büyük birer yumruk olmuş, her an saldırmaya hazır dik bakış, beni itaat etmeye zorladı. Üniformaya benzer giyinmiş, ama polis değildi. Gözleri iri, kaşları çatılmış, sık saçlı, iri gövdeli, iriliğini gücünün simgesi olduğunu düşündüren bir duruşla sergiliyor ve ...

Devamını Oku »

Kesik Süt Tadı | Elif Hümeyra AYDIN

Ananem, annem ve ben. Göremediğimiz ama orada olduğunu bildiğimiz bir manzarayı izliyoruz. Bütün gün hiçbir iş yapmadan karşısında oturduğum, biçilmekte olan dağ tarlaları, kurumak üzere olan bir çay, onun üzerine yıllar evvel yapılmış fakat çalışmayan su değirmeni, daha yakında çayırlar, sol tarafta kalan diz boyu papatya tarlaları ve en yakında ise bir köy mezarlığı. Şimdi güneş tüm köyden çekilmişken, günlerdir ...

Devamını Oku »

SICAK MERHAMET | Emin HAYTA

Gök gürültüsünün şiddetli sesiyle uyandı Aki. Hemen doğruldu, başını ellerinin arasına alarak yere kapandı. Gürültü bitene kadar da öylece kaldı. Çakan şimşeğin ışığı mağaranın içini bir kandil gibi aydınlattığında etrafına bakma fırsatı buldu. Arkadaşı ve en yakın yoldaşı Nin de uyanmış, korkuyla kendisine bakıyordu. Gökten şiddetli sesler geliyorsa eğer, yukarıda yaşayan Tanrılardan biri çok kızmış olmalıydı. Birbirlerine korkuyla bakmaya devam ...

Devamını Oku »

33 PARÇADAN BİR EKSİK BİR FAZLA | Aydanur YILMAZ

Saat 19.32. Gün yavaş yavaş batarken ardında bıraktığı sıcağı balkonumda hissediyorum. Masanın üzerine doluca bir kutu koyuyorum. Sonra annemin özenle baktığı çiçeklere gözüm ilişiyor. Nasıl da güzel dokunmuş ona ruhuyla, ah! Her biriyle ayrı ayrı konuştuğu sabahları hatırlıyorum. Kırmızı döşemeli sandalyelerimizden birine oturup kutuyu önüme çekiyorum ve bir özlem kokusuyla açıyorum. Yıllardan kalan, sayısını bilemediğim bazıları yıpranmış, bazıları bantlanmış fotoğrafların ...

Devamını Oku »

ZİNDAN | Ozan Cemre KISA

Kafamı kaldıramayacak kadar yorgunum. Soğuk taş blokların yer altına gömülü durumu rutubeti de peşinden getirmiş. Dilim dişlerimi arıyor. Tüm hislerim yaşlı bir körlüğe tutulmuş durumdayken, düşünebildiğim tek durum köstebekler… Köstebekler güneşe çıktıklarında acaba nasıl hissederler? Aklımın küçük odalarında çalınan bir şarkıdır, yankılanır duvarlara çarptıkça. Acaba romatizmaları var mıdır? Ağır bir hayat olurdu, böyle bir açmaz içinde kalmak. Toprağın altında yaşamak, ...

Devamını Oku »

Boşluk Doldurdu Geceyi | Ufuk KADIZ

Geceleri uyuyamam. Geceleri çok uykum gelir ama uyuyamam. Direnirim. Kapatmam gözlerimi. Kapatırsam tüm olacakları kaçıracakmışım hissi peşimi bırakmaz. Öylece dururum, zaman akar, akar, akar. Dururum. Zaman akar, gün ışığı sızar pencereme. Ondan da kaçarım. Bir odam var. Karanlık, küçük ama sıcacık. Perdeleri çektim mi, dünyadan koparıldığımı hissederim. Tek duyduğum; dışarıda, penceremin önünde miyavlayan kediler. Kavga edip duruyorlar birbirleriyle. Pencereyi açıyorum, ...

Devamını Oku »

REYHAN | Emin HAYTA

Hasan amca kendini bildi bileli sebze meyve haline bahçede yetiştirdiği ürünlerini satarak geçimini sağlıyordu. Bu işe ne zaman başladığını bile hatırlamıyordu. Babasından devralmıştı işini. İyi para kazanmasa da geçimini sağlıyordu. “Azıcık aşım, ağrısız başım” düsturuyla hareket eden, kanaatkâr olmayı ve şükretmeyi kendine ilke edinmiş biriydi. Babası da öyleydi. Demek ki kendisi de böyle yaşamalıydı. Babasından iyi bilecek hali yoktu. Temmuz ...

Devamını Oku »

LEBLEBİ TOZU | Hakan GÖKKAYA

Bayram günleri hep neşeli olmuştur burada, eller öpülür, harçlıklar toplanır. Bakkal önünde dikilerek bakkalın gelmesini beklerlerdi çocuklar, bayramdan bayrama harçlık gören ceplerini boşaltırlardı hemencecik. Nane şekeri, kola, Cino çikolatası, Tipitip, Turbo sakızı ve vazgeçilmez leblebi tozu. Hani öğütülmüş leblebi ve içinde biraz toz şeker karışımı, küçük sarımtırak bir kutuda satılan üstü kâğıtla kapatılmış, minik mutluluklar. Bakkalın önünde şen dakikaları arka ...

Devamını Oku »

Fuzuli Bir Adamın Su Hadisesi | Hidayet ÇELİK

H2O… Merak etmeyin size suyun kimyasını anlatmayacağım. Ama belki biraz aşkın kimyasından, aşkın insan kimyasını bozmasından lakırdayabiliriz. Benim ismim de sevdiğimin ismi de “H” ile başlıyor.  Yani H2O; ben, sevdiğim ve o/onlar… Ah sevdiğim… Gözümde bir içim suydu.  Gönül kimi severse güzel odur ya hani… Kimse onun eline su dökemezdi bence.  Su gibi aziz bir şeydi… Eşeği suya yollayıp ve ...

Devamını Oku »

GUGUK | Elif PAKLACI

Görsel: Tekin TEKER Bir guguk kuşu neslini inkâr ederek yuva yapmaya karar verdi. Daha geçen bahar burayı terk ederken kafasına koydu bu işi. Diğer tüm ağaçlar sararmış yapraklarının rüzgarla savrulmasına izin verirken, bu ağacın dalında tatlı bir yeşerme telaşı vardı. Geri döndüğümde dedi, eğer hala burada kalabilirse bu ağaç, direndi ise insanların kötülüklerine, yuvam böyle bir güzelliğin içerisinde olmalı. Bu cümle ...

Devamını Oku »

ÖZLEME GÖZLEM | Emine Ömür SEÇİNTİ

Gözlemlemek acayip mükemmel bir şey değil mi ya? Çocukluğumdan beri en sevdiğim şey. Saçma sapan inançlarım vardı: Bakardım, ağlayan insanlara su içirirlerdi. Kaybettiği suyu geri alması için sanardım. Özellikle “şekerli su” olsun diye belirtmeleri beni heyecanlandırırdı. Gözyaşımın tuzlu olduğunu tadınca anladım. Hastayım sandım. Bir hafta boyunca şekerli su içtim. Sonra acaba gözyaşım şekerli oldu mu diye oturup ağlamaya çalıştım. Kurbağa ...

Devamını Oku »

ESKİYEN GÜNÜN ERTESİ | Ozan Cemre KISA

Güneşte kavrulan tozların rüzgâr ile birlikte kanatlanıp alnımda damla damla birikmiş olan tere yapıştığı ve ortalama bir insan kadar, ortalama olan alnımın ortasında, kocaman bir çamur havuzunun gelişmiş olduğunu hissediyordum. Tenim, etten ince bir zırh olma özelliğini kaybetmiş, çamurdan heykele dönüşmüştü. Hareketlerim ağırlaştıkça ağırlaşıyor, uçuşan tozlar havadan direkt vücuduma lehimleniyordu. Her şey çok kızmıştı. Elimi kararan alnıma doğru götürdüğüm de ...

Devamını Oku »

MERYEM | Emin HAYTA

Büronun kapısının tıklatıldığını duyar gibi oldum. On saniye sonra tekrar iki kez tıklatıldığında ancak emin olabildim. “Buyurun!” diyerek kapıyı çalan kişiyi içeriye davet ettim, içeriye saçları dağınık, kıyafeti özensiz diyebileceğim bir amca girdi. Başındaki kasketi elleriyle göğüs hizasında tutuyordu, ilk andan itibaren mahcupluğunu ve utangaçlığını bana hissettirmişti, onu rahatlatmak için ayağa kalkıp, “Lütfen oturun!” diyerek tam karşımdaki sandalyeyi işaret ettim. ...

Devamını Oku »

WOLFSBURG ÜST OLUR MU? | Emin HAYTA

–Yüz doksan altı Umut.  -Burada!  – Yüz doksan yedi Selda.  -Buradayım öğretmenim.  O zamanlar henüz ikinci sınıftayım. Bana göre sınıfın en güzel kızı olan Selda ile isimlerimizin yoklama alınırken de olsa, bu kadar yakın çağırılması beni heyecanlandırıyordu. Yoklama bittikten sonra, kafamın içinde bu ses tınısı dolaşmaya başlıyordu: ” Yüz doksan altı Umut, yüz doksan yedi Selda…”  Selda’ya karşı pek şansım olabileceğini düşünmediğim için hiçbir ...

Devamını Oku »

Yanlışa Temas | Ahmet Koray SAYGIN

Hayatta hiçbir şey acı kadar acı, acı kadar gerçekçi değildir. Sevdiğim ne varsa hepsinin sonu acıdan ibaret oldu. Kimilerine göre en büyük hata bir insanı yanlış sevmektir. Ya da sevdiğin insan yanlıştır. Caddede el ele tutuşmak yanlıştır. Sokaklarda sarılmak da öyle. Parklarda içmek, içip içip sapıtmak da yanlıştır. Evde yüksek sesle müzik dinlemek de. Bunların üstündeki en büyük yanlış ise karşılıksız ...

Devamını Oku »

MAHİR | Emin HAYTA

  … – Yüzüğü alınca “Evet!” der sandım. – “Hayır” mı dedi? – Hayır. Yani hayır demedi. Evet de demedi. Ağladı sadece. Ağlamasını gerektirecek bir durumun olduğunu düşünmüyordum. – Eee, daha sonra evet dedi mi bari? – İki gün geçti aradan. İnsan ümitlenmek için var olmuş bir canlı bence. Gerçeği önümüze sunsalar da biz inanmak istediğimize inanıyoruz. Misal bu akşam ...

Devamını Oku »

BABAANNEM AKVARYUMDA | Ömer Hezarfen BOZKURT

 “Bana aynı anda iki yerde olmanın mucizesini anlatan herkese, aynı anda hiçbir yerde olamamanın ağırlığını anlatmak istiyorum.” Ben, evrenin altı günde yaratıldığı yüzyıla denk gelmiş kazazedelerden biriyim. Yaratım çılgınlığı içinde gelişigüzel yoğrulmuş hamuruyla var olan atom toplamı! Ya da helvadan yapılmış pek âlâ acıkınca yenilen bir putum. O gün başıma yaratılmış olmaktan daha çılgınca bir şeyin gelmeyeceğine o kadar inanıyordum ...

Devamını Oku »

AÇIK HAVA TUTSAĞI | Ufuk KADIZ

“İstemeye hakkım var mı bilmem ama seni yürekten ilgilendiren şeyleri, başkalarına anlatmaktan kaçınacağın şeyleri duymak isterdim. Anlat bana.” Tomris Uyar böyle söylemiş zamanında. Ona nasıl hak verdiğimi bilemezsiniz. Anlatacağım şey sizi yürekten ilgilendiriyor mu onu da bilmiyorum. Kaçındığım bir konu değil belki anlatmak fakat yine de duymanızı istiyorum. Buna hakkım var. Varlığından bile haberim yoktu. İlk defa bir araya geldiğimiz ...

Devamını Oku »

“Aynada kendini arıyordu gözleri” | Ufuk KADIZ

  Aynada kendini arıyordu gözleri. Ellerine baktı, annesiyle beraber el ele, sokak sokak dolaştıkları günleri hatırladı. Dışarı atılan ne varsa onlar için değerliydi. Evleri yoktu, kaldıkları harabe soğuk günlerde ölümden daha beterdi onun için. Kaç kere içinden geçirdi ölebilmeyi. Yok olsam da daha fazlasına katlanmasam diye. Olmuyordu, annesi vardı ilk başta. Onun verdiği bu yaşam mücadelesine aşıktı. Ne kadar aşağılansa ...

Devamını Oku »

HÜDÂ BUTİK | Ertuğrul Erol KERİMOĞLU

Güneşli güzel bir bahar günü, öğleden önceydi. Özgür, birkaç ay önce yeni müessesesini açan arkadaşına sürpriz ziyaret için aldığı tarif üzerine yola çıkmıştı. Uzun yıllardır bu şehirde yaşamasına karşın son yıllarda böyle ufak kaçamaklar yapıp yeni keşiflere çıkmaya başlamıştı. Bunun da onun için iyi bir tecrübe olacağından emindi. Tarihi yarımada, bu keşifler için bulunmaz nimetti adeta. Her an bir türbe, ...

Devamını Oku »

ŞEYTANIN ELİNDEKİ KIRMIZI ŞARAP | Esen TUNCER

Payiz’di adamın adı. Kapkara gözleriyle hüzünlü ve derin bakardı. Sanki konuşmasa, gözleriyle anlatacaklarını dinlerdi insan saatlerce… O gün karar vermişti Bahar’a açılmaya. Son cemre de düştüğüne göre içinde çağlayıp duran nehre izin vermeliydi artık. İlk gördüğünde “İşte bu!” demişti. Daha önce defalarca altında oturdukları ulu çınara gittiler yine. Bir süre süren huzur sessizliğini Payiz bozdu. “Çay içer miyiz?” Bahar yakınlarda ...

Devamını Oku »

Kibrit Kutusu | Ertuğrul Erol KERİMOĞLU

Dededen kalma eski sarı pirinç başlıklı karyolada uyanalı birkaç dakika olsa da keyifle sarımtırak renge bürünmüş ahşap tavana bakıyordu. Muhtemelen saat yediyi geçmişti ki şimdiden; ilerideki caddede işine yetişmeye çalışan insanların ayak sesleri uğultu halinde geliyordu. Bütün hayatın ve koca şehrin uğultusundan, hırından güründen uzak bir cankurtaran simidiydi bu küçük ev onun için. Bir oksijen çadırıydı. Sıcacık yün yorganını biraz ...

Devamını Oku »

KIŞA ÖYKÜ | Emine Ömür SEÇİNTİ

KIŞA ÖYKÜ Zamansızsın sen aşk! Ayakkabılarımı bağlamadan koştum sana. Kendimi ağustos ayında sonbahar yaşarken buldum. Yok, hayır! Ağustos ayında kış yaşarken buldum. Eminim. Ayağım kaymıştı. Etrafımda koşuşan ağaçlar vardı. Fidanlarını alıp benden hızla uzaklaşıyorlardı. Hayır Asla Seni Anlamadım Neden’ Anlamalıyım? 4 (bkz:Hasan Salih Keski) Yazan: 404 *** Baştan aşağı anlam karmaşası olan yazıma bir açıklama yazmam gerektiğini düşündüm. Başlayalım! Başlıkta ...

Devamını Oku »

Bahtiyar Yolcu | Ertuğrul Erol KERİMOĞLU

Müzisyen arkadaşım Hakan’a Heyecanlıydı. Yeni bir diyara doğru giderken bir an geride bıraktıklarını düşünüp içi cız etse bile geleceğin sunacağı güzellikleri hayal ederek kendini teselli etti. Ya peki aksilikler yahut kötü kişiler diye gönlüne buğzeden bu karartı?  Derken yine hocasının sözleri zihninden geçip gönlünde Şehbal açtı “Allah bana yeter. O en güzel vekildir.” “Vatanını en çok seven ona en iyi ...

Devamını Oku »

Aşk ve Kar | Rafet KODAŞ

Çatırdayan odun alevinin loş ışığı aydınlatıyordu odamı, bitmek bilmeyen gecenin kasvetine kapılmış, büyük bir iştahla orlon yumağıyla oynayan kediciğe dalmıştı gözlerim. Gözlerimi kaldırıp sıcaktan buharlanmış cama yöneldiğimde hışımla yağan yağmur yerini çoktan tane tane yağan kara bırakmıştı bile. Cılız ve soluk sokak lambalarının zor aydınlattığı sokağa çevirdim yüzümü, yine böyle bir kış gününde gelmiştin yüreğime. Kapıdaki tıkırtı mıydı yoksa zihnimi benimle ...

Devamını Oku »
Scroll UpScroll Up