Anasayfa » DENEME » Bu Nasıl Bir Özgürlük? | Onur Ömer DARA

Bu Nasıl Bir Özgürlük? | Onur Ömer DARA

Bu Nasıl Bir Özgürlük? - Yazı Görseli

Bu Nasıl Bir Özgürlük?

“Mutluluğun sırrı özgürlüktür. Özgürlüğün sırrı cesarettir.”
Tukidides

Hiç kapitalizm ve özgürlük arasında bir ilişki olabileceğini düşündünüz mü? Elbette ki düşünmüşsünüzdür. Kuşkusuz kapitalizm günümüzde hâlen varlığını güçlü bir şekilde sürdüren bir sistemdir. Kendisiyle birlikte yaratmış olduğu ve sürekli olarak yeniden üretim ile çağın dinamiklerine ayak uydurduğunu hepimiz biliyoruz. Bunu her ne kadar ekonomik bir zeminde kullanıyor gibi görünse bile kapitalizm her alanda kendisini yeniden üretmeye programlanmış bir sistemdir. Kültürden ekonomiye, siyasetten edebiyata her alanda kendisini yeniden üretmektedir. Bu yeniden üretim durduğu ve işlevsiz hale geldiği zaman kapitalizmin asıl çöküşünü fiilen görebilmemiz mümkün olabilir. Özgürlük kavramı da kapitalizmin bu yeniden üretim mekanizmasına dâhildir.

Gerçekten özgür olup olmadığımızın cevabının bulunabilmesi tabii ki tek bir perspektif üzerinden açıklanması mümkün değildir. Aslında özgürlükte, birçok kavram gibi göreceli sayılabilecek bir kavramdır. Birçok insan özgürlük tanımını kendi düşüncesi etrafında yorumlamaktadır. Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre özgürlük: “Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî” demektir. Aslında kimilerimize göre bu kavramın böyle bir tanım içine sıkıştırılması bile özgürlüğe aykırıdır. Hatta bu tanım üzerinde bile biraz düşünecek olursak özgürlük kavramının sadece bir tanımla nasıl kısıtlandığını görmemiz mümkün olacaktır.

Kapitalizm her şeyi şekillendirdiği, dönüştürdüğü gibi özgürlük kavramını da şekillendirip dönüştürüyor. Bunu belki gözle görülür bir biçimde fark etmemiz biraz zor olabilir. Ama yine de bu gerçekliği değiştiremez. Kapitalizm kendi sınırları içerisinde izin verdiği kadar özgürlüğün tesis edilmesini sağlayan ikiyüzlü bir sistem olarak düşünülebilir. Çünkü kapitalizmin en büyük gayesi kendisini sürekli yeniden üretmesi ve varlığını sürdürmesidir. Tıpkı birçok sistemin yaptığı gibi kuralları belirler. Özgürlük kavramının aslında içinin boşaltıldığının örneğini içinde yaşadığımız modern dünya üzerinde yorumlamak gayet mümkündür.

Kapitalizme göre eğer kapitalist geleneğe, sistemin kurallarına ve bu ideolojik perspektife uygun davranışlar sergileyebilirseniz özgür bir birey olabilme şansınız vardır. Ama gerçekten özgür olabilmek için bu geleneğe, kurallara ve ideolojik perspektife uygun bir şekilde hareket etmek zorunda mıyız? Tabii ki hayır. Eğer özgürlüğü sınırlı kavramlar içerisinde bir özgürlük olarak tanımlayabilme şansımız olabilseydi bu mümkün olabilirdi. Toplumun çoğunluğunun yaptığı bir hata olan özgürlük tanımı kapitalizmin anlayışından yola çıkılacak bir tanıma çok benzemektedir. Genel bir tabir olarak  “Özgürlük: belirli kurallar çerçevesinde, kimsenin kimseye karışmadığı ve kimsenin alanını işgal etmediği bir kavramdır.”

Kapitalizmden sonra denetim ve gözetim mekanizmaları da özgürlük üzerinde bir hayli baskı kurmuş ve özgürlüğü kısıtlamakla önümüze çıkmıştır. İlk çağlardan günümüze gelindikçe devletlerin ve yönetimlerin bu denetim ve gözetimden asla vazgeçmediklerini tarih kitaplarında ve olayları bizzat yaşayan kişilerin anılarından öğrenebilmekteyiz. Özellikle modern devlet biçiminin şekillenmesiyle birlikte yönetimde bulunanlar tarafından gerek toplumun bazı kesimleri gerekse de toplumun tüm kesimi denetim ve gözetime maruz kalmışlardır. İşte bu denetim ve gözetim sürekli bir güç veya birkaç güç tarafından insanların özel hayatlarına kadar müdahale edecek biçimde ileri safhalara çıkmıştır.

Özellikle Michel Foucault’nun metinlerinde bu denetim ve gözetim biçimlerine birçok örnek vermek mümkündür. Foucault “İktidarın her zaman kendisini özne konumunda tutup halkı bilinçli bir şekilde nesne olarak görüp ve sürekli bir biçimde denetim, gözetim ve sınavlarla onları kontrol etmeye çalışan bir yapısının olduğunu” [1]söylemektedir. Modern devletin giderek gelişmesiyle bu baskıların arttığının da altını çizmektedir. Foucault’un bu sözleri kuşkusuz günümüz dünyasıyla da örtüşmektedir. “Mobese” diye adlandırılan kameralarının artık hayatımızın parçası edilmeye çalışılması ve dünya çapında gelişen kamera izleme sistemlerinin gelişmesiyle birlikte, sanıldığının aksine aslında özgürlüğümüz üzerinde bir engel de oluşturulmaktadır. Hong Kong’da çıkan protestoların bir nedeni de bundan kaynaklanmaktadır. Devletler insanlar üzerinde onların sürekli izlendiğini, takip edildiklerini ve dinlendiklerini hissettirmeye başladıklarında toplumun büyük bir çoğunluğunu psikolojik olarak hegemonyası altına almaktadır. Aslında biz insanları nesne konumuna getiren sadece devletler değil, aynı zamanda bizleriz de. Peki, nasıl olur da kendimizin bu kadar denetlenmesini ve gözetlenmesini sağlayabildik? İşte bu sorunun altından da ne yazık ki birçok yerden çıktığı gibi kapitalizm çıkmaktadır.

Kapitalizm yaratmış olduğu popüler kültürü kendisini yeniden üretmeye programlamasına borçludur. Böylece her yeni dönem yeni bir popüler kültür yaratarak insanları özgürlük vaadiyle denetim ve gözetime tabii tutmakta ve onlara adeta bir özgürlük biçimini dayatmaktadır. İşte bu dayattığı özgürlük biçimi daha önce bahsettiğim; kapitalizmin kendi kuralları ve kendi perspektifine uygun bir şekilde örtüşmektedir. İşte bu dayatılan özgürlük ile halen birçoğumuz kendimizi özgür hissetmekteyiz.

Özellikle son yirmi yıldır hayatımızın yeni bir parçası haline getirilen sosyal medya işte bu yüzyılın başlangıcının popüler kültürü konumuna gelmiştir. Birçok tartışmaya neden olan sosyal medya, kimilerimiz için yeni yüzyılın bir özgürlük alanıyken kimilerimiz içinde bize dayatılan bir özgürlük yanılsaması olarak görülüp bizim sürekli izleniyor olmamıza neden olmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde 2016 yılında yapılan başkanlık seçimlerinde birçok insanın kişisel bilgilerinin Facebook tarafından Cambridge Analytica şirketine satıldığı ve bu şirketin bu bilgileri cumhuriyetçilerin adayı olan Donald Trump’ın seçim kampanyasında kullanıldığını bariz bir biçimde hepimiz gördük. Bu konuda yazılan birçok makale mevcuttur.

“Göründüğü üzere kapitalizm adından övünerek bahsettiği ve insanların hayatını sürekli indirgemeye çalıştığı sosyal medyanın o özgürlük diye bahsettiği alanı yine kendi eliyle özgürlük dışı bir alana mı dönüştürüyor?” sorusunu eminim ki hepiniz içinizden sormuşsunuzdur. Aslında bu bir kapitalizm çelişkisidir. Çünkü kapitalizm, çelişkiler üzerine kurulu ince bir duvardır. Bu duvarın büyük görünmesi yıllardır insanları caydırmaktadır. Bizler ise yıllar boyu bu duvarı büyük gördüğümüz için hep bir çekince içimizde var olmuştur. Dediğim gibi kapitalizm ince bir duvardır. Peki ya, kapitalizmi en aza indirgemek veya kapitalist sistemi tamamen sona erdirmek bizleri gerçekten özgür yapar mı?

Kişisel görüşüme göre Jean Jacques Rousseau’nun toplum sözleşmesinde “Tarihte ilk kez bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip ‘Burası benimdir.’ diyen ve buna inanacak kadar saf olan insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun ilk kurucusu oldu.” der.[2] Aslında özgürlük devletin temelinin ilk atıldığı zaman kısıtlanmaya başlamıştır. Yani göçebe toplumun sona ermesi, yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte kurulan yönetim ve devlet biçimleri özgürlük kavramını kısıtlamaya başladı. Daha sonrasında statükoyu korumak ve sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla bir gelenek biçimi yaratıldı. Bu gelenek biçimi özgürlüğü kısıtlayan başlıca faktörler arasında gelmekteydi.

Özgürlüğümüzü kısıtlayan bir diğer faktör ise eğitim sistemidir. Genel bir eğitim sistemi anlayışının çocukluktan itibaren programlı ve planlı bir biçimde bizlere dayatılması; ancak ve ancak bizleri bir kalıp içine sokmaya neden olmaktadır. Kimilerimiz bu kalıptan sıyrılıp çıkabilsek de birçoğumuz hâlen bu kalıp içerisinde hapsolmuş bir biçimde hayatımızı devam ettirmeye çalışırız. Bu kalıp içerisinden çıkamayanları suçlamamak gerekir. Çünkü bütüncül bir şekilde hayatımıza yansıyan temel politikaların bir sonucudur.

Son olarak, özgürlüğümüzü kısıtlayan bir diğer faktör de gelenektir. Geleneklerimiz birçoğumuza göre gayet özgürlükçü görülebilir. Ama gelenekler, özgürlüğümüzün önünde aşılması güç sorunlar yaratmıştır. Eminim ki hepimiz “Bu geleneklerimize aykırı! Bunu yapman bize ters! Bunu yapamazsın çünkü böyle bir şey geleneklerimizde yok!” sözlerini birden fazla kez işitmişizdir. Yani özgürlüğümüz önünde geleneklerimizin de engel olduğunu varsayabiliriz.

Yaşadığımız dönemde şunu anlıyoruz ki özgürlük hepimiz için gerekli bir kavramdır. Hepimizin hayatında özgür olması, hiç kuşkusuz hepimizin faydasına olacaktır. Belki mutlak bir özgürlük tanımı bulamayabiliriz. Belki bu kadar engellemelere, planlı programlı politikalara ve özgürlüğe karşı ideolojilere rağmen mutlak bir özgürlüğü de tesis edemeyebiliriz. Ama birbirimizle konuşarak, muhabbeti devam ettirerek, müştereklerimizde beraber olarak, çoğulcu fikirler temelli bir ağ oluşturarak, beraber yaşama duygusunu birbirimize saygı temelinde kurarak mutlak olmasa da bir özgürlüğü tesis edebiliriz. İnsan-devlet ilişkisindeki özgürlük, devletin insanı gözetlediği ve denetlediği değil; insanın devleti gözetlediği ve denetlediği bir bağlam içerisinde tesis edilebilir.

Özgür yarınlarda buluşmak dileğiyle!

Onur Ömer DARA
onurodara@outlook.com

 

[1] Foucault, M., & Ergüden, C. I. (2003). İktidarın gözü: Michel Foucault. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

[2] Rousseau, J. (2009). Toplum sözleşmesi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

 

2 yorum

  1. Tek taraflı bir takip söz konusu özgürlüğün üzerinde kişiden kişiye gruptan gruba değişen su özgürlük tanımı birden fazla tanıma gelse de tam anlatılmış olmayacaktır diye düşündüysem de bundan şüphe duydum. Şu sıralar yani belli bir tarih vermem gerekirse son dört yıldır hiç özgür değilim değiliz. Tel başına kaldıkça aslında kendinle kalamadığını görünce evet özgür değilim diyorsun ve sonra bam bam ama isim var evim var her yere gidiyorum geliyorum. İzliyorum okuyorum özgürlük daha başka ne ola ki acaba? Sanırım bu dediklerimden ve senin yazdıklarından yola çıkınca elimizde olan değil elimizde olmayan yapmadığınız yasamadığız, etrafımızdakilerin dokunarak her birimiz de yarattığı yaşam akışı bir yanılgı dan ibaret. Bunu da pekala seviyoruz.. kalemine sağlık açıklayıcı olmakla birlikte sorgulamaya şöyle bir durup düşünmeye ve bulmaya yönlendiren yazını kutlarım 👏👏👏

  2. Bu nasıl özgürlük yahu !

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*