Anasayfa » DENEME » -Nerelisin? +Dünyalıyım! | Dilara ŞİMŞEK

-Nerelisin? +Dünyalıyım! | Dilara ŞİMŞEK

-Nerelisin? +Dünyalıyım yazı görseli.

-Nerelisin?

+Dünyalıyım!

İki sene önce Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nde staj yaparken, tercümanlık yapan ve başka bir ülkeden gelen arkadaşa nereli olduğunu sordum. Amacım sohbet etmek idi, hiçbir kötü niyetim yoktu. Ancak hiç beklemediğim buruk bir gülümsemeyle hiç beklemediğim bir cevap verdi:

-Dünyalıyım.

Yüzünde garip bir ifade vardı. Bu gülüş “Neden herkes bana nereli olduğumu soruyor, neden ön yargı ve ayrımcılıkla yaklaşıyorlar?” diyordu sanki. Birkaç saniye süren şaşkınlığımdan sonra işi şakaya vurdum ve gülümseyerek “Biliyorum. Ben de Dünyalıyım. Ama dünyanın neresindensin, merak ettim. Mesela ben Hataylıyım, sen nerelisin?” dedim. Bu cevabıma karşılık “Irak” dedi, gülümsedi ve başka da bir şey demedi.

Bu kısa olay beni uzun bir süre düşündürdü. “Neden basit bir soruya böyle bir karşılık vermiş olabilir, zoruna giden şey ne, beni yanlış mı anladı acaba?” diye uzun süre kendimle didişip durdum. Bu olaydan sonra farkında olmaksızın çevreye daha çok dikkat kesilmeye, mülteciler hakkında söylenen şeyleri daha çabuk duymaya başlamışım. Özellikle duyduğum şeyler şu şekilde idi:

“Savaştan mı kaçmışlar? Ben olsam kaçmam, savaşırım bir yere gitmem.”

“Onlar hiç de yoksul değil. Hepsi gayet zengin, sen bizim insanlarımıza bak. Hepsi yoksul, aç, fakir. Asıl bizimkilere üzül.”

“Her yeri mülteciler kaplamış ya. Nereye gitsek yabancılar var. Bir rahat vermediler.”

Bunlar ve bunlardan çok daha kötü, ayrımcılık dolu cümleleri duyuyordum. Bu cümleler beni daha çok üzüyordu. Özellikle mülteciler alanında çalışmış olmamdan dolayı olaylara daha realist ve duyarlı yaklaşıyordum. Nasıl olabilirdi? İnsanların bilgisi bile yoktu ama fikirleri o kadar kin ve ayrım doluydu ki… Hangi ara bu kadar yozlaşmışlardı?

Dernekte çalışırken kış günü terlikle gelen çorapsız mültecileri, emeğinden çok daha az parayla yevmiye usulü çalışan mültecileri, kalp hastası çocuğunu ameliyat edebilmek için çözüm arayan mültecileri görmüştüm. Hastanede sosyal hizmet uzmanımız hasta bir mülteci çocuğa evde ne yemek yediklerini sorduğunda, 12 yaşındaki çocuk şöyle demişti: “Patates ve pilav.” Sosyal hizmet uzmanımız kahvaltıda ne yediğini sorduğunda “Patates” demişti. Başka bir şey yiyip yemediğini sorduğunda çocuk “Babam bir tencerede çok yemek veren şeyler alır. Patates ve pilav alıyoruz ki tüm aile doysun.” demişti.

Oysa ki halkımızın büyük bir çoğunluğu mültecileri zengin ve umursamaz sanıyordu. Sanki onların bir kalbi ve gururu yokmuş gibi onlara durmadan ayrımcılık yapıyor ve onları yargılıyordu. Bilgileri yoktu, mültecilik nedir diye sorsanız cevap bile veremezlerdi. Toplum, kendi ülkesinde olan açlığa ve yoksulluğa ses çıkarmak yerine mültecilerle kıyaslıyor, mültecilerin daha yoksul olmalarını istiyor, yoksulluğu önlemek yerine yoksullukları karşılaştırıyordu. “Neden savaş var?” diye sormuyorlardı, “Savaştan neden kaçtılar?” diyorlardı. Mültecilerden biri bir suça karışmışsa bu olayı tüm mültecilere yüklüyor ve hepsini suçlu olarak damgalıyorlardı. Oysa ki bu hayat tercüman arkadaşımın “Dünyalıyım” demesi kadar pürüzsüz olmalıydı. Dünya parsel parsel satılmış, sınırlar çizilmiş, sınırlar bozulmuş, savaşlar çıkarılmış ve bir zamanlar bir yerlerin yurttaşı olan insanlar artık mülteci olmuştu. Dünyanın bunlardan hiç haberi yoktu, belki de geri kalanlar, dünyanın her gün dönüyor ve belki de içinde aynı düzenin sürüp gittiğini sanıyordu.

Bir olay, bir durum veya bir insan hakkında ön yargılar oluşturmak kolaydır ve bu yüzden insanların çoğu buna başvurur. Ama önemli olan ve olması gereken şey bir insana yaklaşırken dikkatli olmak, sırf et ve kemik yığınından ibaret olmadığını bilmek, olaylara yaklaşırken ise derinlemesine düşünmektir. Her insan aynı şartlarda doğmaz, bir insanı şartlarından bağımsız değerlendiremezsiniz. Özellikle savaş gibi yıkıcı bir olgudan kaçan, başka bir ülkede yaşamaya çalışan insanları şartlarından bağımsız değerlendirmek, ayrımcılık yapmak ve dışlamak, harap olmuş psikolojilerini daha kötü hale getirmek düpedüz bir insanlık suçudur. Savaşı halklar çıkarmaz, olan halka olur. Bu nedenle savaşlardan ve kırımlardan kaçan, kendilerine yeni bir yaşam kurmak isteyen insanlara kin dolu gözlerle bakmak yerine “Merhaba” deyin, gülümseyin, yıkıcı değil yapıcı olun.

Siz onların yerinde olsaydınız, bir savaştan kaçıp dilini bilmediğiniz bir ülkede hayatta kalmaya çalışsaydınız, birçok travmatik olay yaşasaydınız, size karşı nasıl davranılmasını isterdiniz?

Dilara ŞİMŞEK

dilarasmsk620@gmail.com

Bir yorum

  1. Hüzünlendim. Kutlarım kalemini 👏👏👏

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*