Anasayfa » İNCELEME » Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu | Ufuk KADIZ

Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu | Ufuk KADIZ

Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu kitabı, Kadın Çalışmaları Yüksek Lisans programında Feminist Teori dersine giriş yaptığımızda adını gördüğüm ve ilgimi çeken yapıtlardan birisi oldu, sonrasında kitabı satın aldım. Sel Yayıncılık’ın Kadın Kitaplığı serisinden güzel bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Daha önce Andre Breton’un Sürrealist Manifesto adında bir eserini okumuştum, Solanas’ı okurken de yer yer aklıma geldiğini söylemeden geçmemeliyim. Sürrealist Manifesto da o zamanki sanat anlayışına, klasik olana karşı gelen ve yeni yapılanmaların hatta yapılanma-ma-ların üzerine sıkı bir eserdi.

Solanas’ın manifestosuna geçmeden önce Solanas’ın hayatına biraz bakmak gerekir. Radikal feministlerden biri olan Solanas, psikoloji mezunu fakat hayatını oyun yazarlığı ve seks işçiliği yaparak idame ettirmiş bir kadın. Yazmış olduğu manifestoda, ataerkil düzene ve eril şiddete son verenin ancak kadınlardan oluşan bir topluluğun olabileceğini anlatır. Bu manifestoyu dağıtarak fikirlerinin birçok kesime ulaşmasını sağladı. Aynı zamanda yönetmen Andy Warhol ile de tanışıklığı vardı. Warhol, yazmış olduğu film senaryosunu beğenmeyip üstüne kaybedince Valerie Solanas tarafından vuruldu. Sonrasında hapse giren ve kişilik bozukluğu teşhisiyle hayatına koğuşlarda ve otel odalarında devam eden Solanas, 1988 yılında hayatını kaybetti.

Kitap, eseri Türkçeye çeviren Ayşe Düzkan’ın bir ön sözüyle başlıyor. Valerie Solanas’ın hayatından kesitler sunan ve alıntılar yapan çevirmen, aynı zamanda Andy Warhol’la yaşadığı olayı da detaylıca sunmuş, okurken dikkati daha da esere çektiğini söyleyebilirim. Sonra internette yaptığım bir aramada “I Shot Andy Warhol” adlı bir bağımsız sinema filmi buldum. Mary Harron’un yönetmen koltuğunda olduğu 1996 yapımı filmde, Valerie Solanas’ın hayatına ve Andy Warhol olayına odaklanılmış.

Kitapta iki bölüm mevcut, biri zaten adını da taşıyan SCUM Manifesto (Society for Cutting Up Men) ve SCUM Yan Örgütü. Manifesto kısmında özel ve kamusal alan üzerine birbirinden farklı ve çok sayıda başlık altında fikirlerini saymış Solanas. Öncesinde bazı başlıkları saymak gerekirse, Savaş, Para, Evlilik ve Fuhuş, Babalık ve Zihinsel Hastalık, Mahremiyetin Engellenmesi, Benzeşme, Otorite ve Hükümet, Konuşmanın Engellenmesi, “Büyük Sanat” ve “Kültür”, Cinsellik, Nefret ve Şiddet not ettiğim öne çıkanlar. Görüldüğü gibi hayatın birçok noktasına değinmiş ve fikirlerini korkusuzca, kendini sansürlemeden, açıkça paylaşmış.

Onedio’da karşıma çıkan ve kitapta da geçen bir cümleyi buraya taşımak isterim.

”Birey olmak istese bile eril, başka erkeklerden hafifçe farklı olan her şeyinden korkar. Bu onun gerçek bir ”erkek” olmadığından kuşkulanmasına yol açar.”

Bu cümleyi okuduğumda yaşadığım coğrafyayı ve kurumları düşünmeden edemedim. Çünkü ideal olarak bakılan eril bir sistem var ve bu da erkeklik kavramını meşrulaştıran, erkeğe rol model olma görevi üstlenen ve ideal erkekliği yayan bir sistem. Buna uyan ve yönetimden sorumlu eril kişi, altında yer alan diğer erkekleri de yönetmiş ve şekillendirmiş olur. Bu erkekler de kendilerini eksik, yarım ya da yetersiz görerek erkekliklerini sorgulamaya gider. Solanas da tam bu noktada bu sorgulamanın sıkıcı bir şüpheden öteye gidemediğini söyler. Bu erkeklik olgusuna uymayan kişi, erkek değil “ibne” ifadesini üstlenir. O yüzden de bir şekilde erkekliğini ispat etmeye yönelir, gerek eşinin üzerinde, çocuklarında ya da kendinden aşağı statüde yer alan herhangi birinde.

İkinci ve son olarak şu ifadesini de paylaşmak istiyorum:

“Erkeğin sanatsal amacı hayvansılığını gizlemektir.”

Kültür ve sanat konularına erkeğin yönelmesini aslında içindeki hayvansı ve duygusuz yanını bastırmak ve olmadığı bir kimlik üzerinden kendini var etme çabası olarak görür Solanas. Sembolist konulara yönelmeleri ve derinlemesine inceleme yapmalarını yorumlar, bahsettiği erkekler, çok basit bir şeyin varlığına altın bulmuşçasına sevinerek kıymet bindirmiştir. Burada da bok örneğini veriyor. Bokta güzellik ararlar, çünkü görebildikleri tek şey boktur, diye ifade eder.

Altını çizerek okuduğum çok fazla yer var kitapta fakat bu iki örnek bile keskin bakışının ve o dönemlere getirdiği radikal yaklaşımının ne denli önemli olduğunu açıkça ifade ediyor. Son olarak, SCUM Yan Örgütü’nde erkeklere yer verse de bu erkeklerin ne kadar pasif kalacağını aktarmış ve aslında diğer erkeklerin yok edilmesini sağlayarak bu yan örgüt erkek üyelerinin kimliklerine de yabancılaşmasını sağlayacak bir sistem tasarlamıştır.

Muhakkak okunması ve günümüz feminist anlatılarla karşılaştırılması, birlikte yorumlanması gereken ölümsüz eserlerden biri olduğuna inanıyorum.

Ufuk KADIZ

ufukadiz@gmail.com

Ufuk KADIZ

Ufuk Kadız 1995, Kartal doğumlu. Lisenin son yılına kadar öğretmenlik diye tuttururken kararından vazgeçip Kadir Has Üniversitesi Radyo, TV ve Sinema bölümüne tam burslu olarak girdi. Mezun olmasına yakın Leyli Sanat'ı kurdu ve çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor. Öte yandan mezun olduktan sonra Halk Eğitim'de Kısa Film Yapımı kursları verdi, çalışma hayatında sinema ve eğitimi birleştirmek ve Leyli Sanat'ı fiziki bir yere dönüştürmek en büyük iki hayali.
2019'da ise İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları anabilim dalında yüksek lisansa başladı.
Ufuk KADIZ

3 yorum

  1. Sorunlu/sağlıksız bir kadınmış ama ilginç tespitleri var gibime geldi. Genel kültür babında iyi bir perspektif verebilir cinsten.

  2. Çok iyi bir açıklama akılda kalacak bir anlatım olmuş ve düşündürücü yanınıda gayet başarılı aktarmışsın kitabı ilk fırsatta okuyacağım. ?? Tebrikler yorumuna sağlık ?

  3. Erkeklik ve erillik kavramı hakkındaki analizlerine bakılırsa sıkı gibi görünüyor. Okuyanı güçlendirecek bir kitap. Anlatımın ve fikirlerin de çok sağlam kalemine sağlık.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Scroll UpScroll Up