KADINLAR, KADINLARA SESLENDİ: 25 KASIM

Kadına Şiddete Hayır

KADINLAR, KADINLARA SESLENDİ: 25 KASIM

Kadınlar, Kadınlara Seslendi

Kadınlar, Kadınlara Seslendi!

Leyli Sanat ailesi olarak geçtiğimiz günlerde çıktığımız çağrıya ses veren tüm kadınlara çok teşekkür ederiz.

Bu güzel yazıları ve videoları hazırlayan kadın dayanışmacılara sevgilerimizi iletiyoruz. Unutmayın, birlikte güçlüyüz. Ve siz, bu sesleri işiten, okuyan kadınlar, yalnız değilsiniz. Tüm kadınlar yanınızda yürüyor.

Kadınlar, Kadınlara Seslendi! - 25 Kasım“25 Kasım Dünya Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü” kapsamında Leyli Sanat Platformu’nun dayanışma çağrısını görünce ben de kayıtsız kalamadım. Ne yazık ki her gün televizyonlarda, gazetelerde kadına yönelik şiddet haberleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Bir gün o kadınlardan biri olarak haberlerde yer almayacağımızın hiçbir garantisi yok.

Peki şiddeti kınamak, şiddete karşı olduğumuzu dile getirmek şiddeti önlemek için yeterli mi? Maalesef ki yeterli değil. Biz kadınların birbirimize yaralar açmayı bırakıp birbirimizin yarasını sarıp sarmalamayı öğrenmemiz gerekiyor. Birbirimize her konuda destek olmayı, birbirimizi bilinçlendirmeyi ve birlik olmayı öğrenmemiz gerekiyor. Bir şiddet olayıyla karşılaştığımızda “O kadın da öyle giyinmeseymiş”, “O kadın da o adama güvenmeseymiş” demeyi bırakmamız gerekiyor.

Kadın yerini bilsin anlayışını terk etmemiz, erkeklerin bir adım gerisinde yürümeyi reddetmemiz gerekiyor. Bu yanlış cinsiyet algısını değiştirecek olan yine biz kadınlarız. Bunu da kendi değerimizin farkına vararak ve kendi değerinin farkında olan kız çocuklarıyla onlardan cinsiyet yönünden hiçbir üstünlüğü olmadığının bilincinde olan erkek çocukları yetiştirerek sağlayabiliriz. Ne olursa olsun bir kadın isterse her şeyi başarabilir. Bunu hiç unutmayın ve gücünüzü asla küçümsemeyin olur mu? Hepinize sevgiyle sarılıyorum. Aydınlık, eşit ve şiddetsiz günler dileğiyle…

Arzu Şahankaya

Kadınlar, Kadınlara Seslendi - 25 Kasım

Çok Saygıdeğer Beyefendiler,

Adı üstünde “Bey Efendi” dediğimiz, efendiliğini ve kibarlığını kanıtlamış, sosyal çevresinde saygı duyulan efendiler!
Bu yazımı sizler için kaleme almak zorunda hissettim. Peki neden mi?
Her gün gazeteler, haber kanalları sürekli kadın cinayetlerini, çoluk çocuk tecavüzlerini verirken nerelerdesiniz?
Tuttuğunuz bir takım için verdiğiniz mücadelelerin; futbolcuların, antrenörlerin zenginliğine zenginlik katmak için bulunduğunuz katkıların onda biri kadarını hangi kadın, çoluk çocuk kuruluşlarına veya eğitime katkıda bulunmak için kullandınız?
Üstelik her geçen gün hemcinsleriniz yüzünden beyefendilik kavramı yok edilirken nerelerdesiniz?
Kadınlar bir bir yol ortalarında, ana baba ocaklarında öldürülürken içinizden: “Nasılsa bu kadın da bir şey yapmıştır, hak etmiştir.” diye geçirdiğinizde bu gidişle sıranın sizin etrafınızdaki kişilere de geleceğini hiç düşündünüz mü?
Yeryüzündeki tüm canlıların yaşam hakkı olduğunu, özgür bir şekilde kendini ifade etme hakkı olduğunu, evlilik gibi ayrılığın da hak olduğunu evlatlarınıza kaç kez anlattınız?
Çocuklara yapılan bunca zulüm varken, babalık duygularınız sadece kendi evlatlarımıza mı yetti?
Erkek çocuklarınız, erkek kardeşleriniz veya erkek arkadaşlarınız bir kıza göz koyup musallat olduğunda, erkekliğin şanından mı dediniz?
Peki ya kızınız, kız kardeşiniz bir erkeği sevdiğini söylediğinde ne yaptınız?
Ya halen daha erkek hegemonyasında olan siyaset, yargı, asayiş ve yasalardaki boşluklar, işlenen kadın çoluk çocuk cinayetleriyle doldurulmak için mi bekliyor?
Kadınlar artık çığlık atmaktan, seslerinin bumerang gibi kendilerine dönmesinden yoruldu. Artık siz beyefendilerin de ellerinizi taşın altına koymanızın vaktidir. Zira çok yakında ne evlenecek ne de eğlenecek kadın yanınızda bulamayacaksınız. Çoluk çocuğa sahip çıkmazsanız, gün gelecek sahip olabileceğiniz bir çocuk olmayacak.
Sözüm elbette “insana insanca muamele edenlere” değildir.
Sözüm meclisten dışarı…

Funda Sevim 

02.10.2020

Merhaba Hemşirem,Sessiz Kalmayın - 25 Kasım

Sen hem kız kardeşim hem de yaralarımı saransın. En umutsuzluğa kapıldığın anda bile yeniden, tüm gücünle doğrulansın.

“Peki ya benim yaralarım, kim saracak onları?” diye sorarsan bir gün, lütfen bil ki ben buradayım. Benim gibi pek çok kadın senin için burada. Tıpkı ihtiyacı olduğunda senin de yanında olduğunu bilecek kadar yakınında.

Kendini asla yalnız hissetme. İçinde yaşadığımız zaman büyük bir sınavın ortasında ve biz kadınlar artık görüyoruz. Yaşamı büyük bir farkındalıkla kucaklıyoruz. Gerçek fedakarlığın bize öğretilen koşullara bağlı olmadığını idrak ediyoruz. Gerçek sevginin bize anlatılan masallardakinden çok daha farklı olduğuna şahit oluyoruz. Günbegün değişiyoruz ve dönüşüyoruz. Kendimizi bulma, bulduğumuzu sevme ve keşfetmeye yeni yeni başladığımız yaşam yolumuzu kucaklayışımız kimilerinin hoşuna gitmiyor elbette. Normal. Böylesine tıkır tıkır işleyen ultra lüks ve her şey dahil bir sistemden kendin pişir kendin ye için çıkarıldığını düşünüyor bazıları.

Kim onlar hemşirem? Sadece erkekler mi? Hayır. Hatta inan, kendi yolunu kendisi keşfetmeye çalışan nice insan var cinsiyeti fark etmeksizin.

Sadece henüz idrak edememiş, kalbini ve zihnini dönüşüme açmaktan korkan, bilinmeyenden korkan, düzeni bozulacak diye ödü kopanlar engellemeye çalışıyor senin kendi yolunda gitmeni. Bunları onlardan nefret et diye söylemiyorum, lütfen yanlış anlama beni. Beni, kendini ve onları şefkatle anla diye söylüyorum. İnan bana seni kaybetmekten korktukları için, değişirsen onları bırakırsın diye engellemek istiyorlar kendinle tanışmanı.

Sırf kendini tanımaya vaktin kalmasın diye kadınlığına tonlarca anlam yüklüyorlar. Senin cesaretinin aranızda uçurumlar açmasından korktukları için değişimine karşı çıkıyorlar. Onların lehine dönen bu çarkı durduracak gücün olduğunu biliyorlar ve bu gücü keşfetmenden korkuyorlar.

Hepsi kaybetmekten, hepsi bilinmezden korkuyor sadece. Şiddet ve öfke ne yazık ki bu toprakların travmalarla baş etme şekli. Şiddet, kronik hale gelmiş bir ağrı. Öfke, hepimizin içimizde bilmeden büyüttüğümüz ve beslediğimiz bir tümör.

Şunları unutma sakın hemşirem:

Kendin ol. Kendinden başka birine ait olmak zorunda değilsin.

Önce kendini sev. Sırf doğurabiliyorsun diye anne olmak zorunda değilsin.

Kendine inan. Hazır olmadığın bir evliliğe, sana uygun görülen geleceklere evet demek zorunda değilsin.

Sezgilerine güven. Hiçbir şeyi baskı altında ve zorla yapmak zorunda değilsin.

Sakın pes etme. Sindirecekler, korkutacaklar, tehdit edecekler belki fakat inandığın şeylerden sırf başkalarının zehirli zihinleri, kirlenmiş yargıları yüzünden vazgeçmek zorunda değilsin.

Umudunu kaybetme. Yaşın kaç olursa olsun, hayatın neresinde olursan ol, asla ama asla hayallerini yüzüstü bırakmak zorunda değilsin.

Unutma. Yalnız değilsin.

Melisa Parlak

20.11.2020

Merhaba,

Kadınları anlamak için “KADIN” olmak zorunda değilsin ama “İNSAN” olmak zorundasın. Şiddet karşısında ve şiddetin karşısında olmak zorundasın. İnsansan insan gibi davranmak zorundasın. Sadece insan ol yeter. 

Yeliz Karayağız

Kadına Şiddete Hayır

Merhaba Sevgili Okurlar,

Bugünkü yazımı hemcinslerime seslenmek, onlarla birlikte olduğumu duyurmak için kaleme alıyorum. Cesaretin bulaşıcılığından, birlikteliğin gücünden esinleniyorum.

Sabahın erken saatlerinde uyanmıştım, bu yazıyı yazışımdan yaklaşık bir ay öncesi olmalıydı. Sabahları radyo dinlemeyi gelenek haline getirişimden ziyade bunu çok seviyor oluşum, hemen telefonumdan sevdiğim radyo kanallarından birini bana açtırdı. Sabah uyanmanın belirtileri el, diş, tarak, kahvaltı bir yandan da radyodan gelen sesler. Ben uyanık kalmaya, radyo sesini duyurmaya çalışırken; radyo sesini duyurmayı, ben de uyanık kalmayı başarmıştım. Radyoda zemine oturmuş harflerle konuşan bir kadın, hatta iki kadın vardı. Radyo mantığı; biri sunucu diğeri misafir. Misafir olan “A” harfini şehrin meydanına, “C” harfini evlerin çatısına alfabeden alıp koyuyordu. “K” ya da “Ş” harfinin etkisini hissetmiş olmalıyım ki hemen işimi bırakıp kadının harflerini toplamaya başladım. Kadın yaşadığı bir tacizden bahsediyor, bunları anlatmamızdan, anlattıkça bize bunları yapamayacaklarından bahsediyordu. İlerleyen zamanlarda sunucu da bunları anlatmakta güçlük çeken kadın oranının çokluğundan bahsediyordu. Ben de bir an kendimi o çokluğun içinde buldum, bir ankete katılmadım belki ama ben de sayılamayan ve sayılan o çokluktan biri olduğumu düşünmeye başladım. Çünkü beş altı gün önce gittiğim doktor muayenesinin bir taciz olduğuna artık iyice karar vermiştim. Radyoyu durdurdum, evet bu bir tacizdi. Bunda karar verilecek hiçbir şey yoktu, evet bu bir tacizdi. Ben kadın kimliğimden dolayı, doktor muayenesinde bir tacize uğramıştım.

Hemcinslerim, bizler kadın kimliğimizle dünyanın tüm mekanlarında şiddetin birçok farklı biçimleriyle yüz yüze kalıyoruz. Kimimize yapılan şiddet duyuluyor, kimimize yapılan şiddet hiç duyulmadan örtbas ediliyor ve bizler yaşadığımız şiddetle mücadele etmek için kendimizi oradan oraya savuruyoruz. Şiddetin şiddet olduğundan emin olmak için deliller arıyoruz. Oysa ki şiddet şiddettir, ispata gerek yoktur. Bu şiddet cezasını bulmalıdır. Cesaretimiz tüm kadınlara umut olacaktır ve ataerkil zihniyetin zeminleri çatlayacaktır.

Duygu Kaya

 

                                                                                                                             

                                                                                                                                      

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*


Shares