Anasayfa » MEKTUP » MEKTUP YA DA… | Jıyan BARAN

MEKTUP YA DA… | Jıyan BARAN

Sevgilim, sana bu mektubu üçüncü ve son kez geldiğim Van’dan yazıyorum. Bir yasın ve ihanetin ardından terk ettiğim şehrine, bu defa şen olmak için geliyorum. Nikah şahidi ya da mutlu olacak iki kişinin mutluluğunu onlarla taşımaya geliyorum. Derimin içinden ve üzerinden sıyrılan eşiklerden topallayarak geldim. Hâlâ yürüyor ve hâlâ kokuna benzeyen şehrinde seni arıyorum. Şunu bilmeni isterim ki yaşamım; beni bozuk bir saat gibi erken ya da geç kalacağım anlara evlatlık verdi. Birileri beni dünyanın avlusuna bıraktı, tekrarlayan arif cümleler gibi. Geç kalıyorum, tıpkı geç vakitlerde uyanmış bebeğin zihninde ilerleyen rüyalar gibi. Uzun süre yıkanmayan sofra bezlerine benziyorum. Sana ve yürürken dünyanın bütün serinliğini yeniden yaratan tenine geç kaldım. Kanım da dahil olsun diye sürekli damarlarımı kesip ekiyorum mektuplara. Bilmelisin, iz tutan bardağını hala saklıyorum. Dudakların gülümsüyor üzerinde, ihtişamlı bir haritaya dönüşüyor bardağın gölgesi. Sevgilim, günün akşamına Bostaniçi Toki yolunu kullanıp içimdekileri gökyüzüne bağırdım ve ağlayarak ilerledim. Gelen dolmuşlara baktım, binemedim hiçbirine. Sabahına, Edremit’te Van Denizi’ni izledim. Seninle kör aşıklar gibi birbirimizi aradığımız deniz fenerine milyonlarca kez baktım. Buz kesti yüzüm, içimdeki soğuk piyesin ışıklarını söndürüp bekledim. Ezberimdeki ekmek ve tuz tariflerini tekrarlayıp durdum. Hafiften bir rüzgâr ağladı bedenime ve kuru kumaşlar ile geçtin zihnimden. Seni düşünürken dahi büyülenen benliğim, kendini öpen uçurumlar gibi tekrarladı. Düşündü, seni ve öteni… Bileklerinde büyüyen nabzın, konuşurken ağzından çıkan sözcüklerin parıltısı, kulaklarının arkasında uyuyan saçların, düzenli çiçekler gibi oturan kaşların, beni yıkayan kokun, parmaklarından omuzlarına uzayan kolların, süt rengine benzeyen avuçların, yüzümü gölgesinde misafir eden tırnakların, üzerlerinde parlayan siyah ojenin berrak kalıntıları, beni sürekli sana yolcu eden kadınlığın, gri eteğinde biriken dağlar, kar suyunu hatırlatan sesin, aynı yoldan gittiğim ama başka isimler verdiğim müstesna güzelliğin… Üzgün ya da incinmiş olduğumu defalarca belirtmek istiyorum ama dilim varmıyor bunca yokluğuna. Benimle konuşan bütün her şeyi dinliyormuş gibi yapıp içimdeki misafir odalarını hep sana açıyorum. Hep senin için seriyorum, bahar kokan yorganları ve yolların sokulgan beceriksizliğini. Sevgilim, sanki Siyabend’mişim de ruhumu fikrime dert edip sana gelmişim. Uçurumun dibine sana yazdığım şiiri düşürmüşüm de, narin ve sancılı o boşluktan alıp sana getirecekmiş gibiyim. Sen ki sevgilim, kendini yüzümde eritip bana dönerdin ve hep bana saklanırdın. Camille Claudel gibi, dönüp beni yaratırdın ve en çok sana benzemek için yaşardı kalbim. Sanki üç yılımı Van’da değil de otuz yılımı akıl hastanesinde, sevdiğim kadının varlığı daha da büyülü olsun diye geçirmiş gibiyim. Kimsenin bilmediği bu sır için, nefes aldığım günlerin nöbetçisiydim. Bu mektubu da şehrini terk ederken Van Denizi’ne bırakacağım. Eğer geçmiş zamanda seni hissedebilseydim ve dünyaya açtığın gözlerinden haberim olsaydı, ruhumu geniş bir ufka yaslar, ellerimi kesip ayaklarımdan bir uçurtma yapar, Bingöl’den Van Denizi’ne süzerdim kendimi. Ama artık çok uzaklarda ağlayan köprüler gibiyiz. Sevgilim, şimdi havaalanı yolundayım, sağ elimle bavulumu çekiyorum, sol elimde ise senden kalan, Umay Umay’ın, “Rüya Duvarları” başlıklı kitabı gülümsüyor. Yürüdükçe büyüyor avucumda. Kitabın arasında saçlarından çıkarıp bıraktığın nergis çiçeği var ve on yedinci sayfasında şöyle yazıyor: “Kış güneşi yaralarımı şekerli suyla sardım. Rüzgârın sesini doldurdum kahve fincanına. Ters çevirip dilek tuttum.” Sevgilim, şehrinden ayrılıyorum ve senin hiç göremeyeceğin bu mektubu ters çevirip dilek tutuyorum. Gönlünün ferah, teninin de her zaman ruhuna dökülmesini diliyorum. Saçlarına astığın tokanın gölgesinde buluşmayı diliyorum. Yolunun pak, gözlerinin güneşli olmasını diliyorum. Sevgilim, bu mektup sana ulaşırsa eğer, kendine dönüp beni anlatmanı diliyorum.

Jıyan BARAN

14 Ekim 2019 / Van – İpekyolu

jiyanbarann@outlook.com

Bir yorum

  1. O kadar zarif ve o kadar içten geldi ki betimlemeler, vermiş olduğun küçük ayrıntılar başından sonuna kadar birbirini takip eden duygu değişimleri hissettim. Kalemine sağlık 👏👏👏👏 kutlarım 👏👏

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*