Anasayfa » RÖPORTAJ & SÖYLEŞİ » Modern Dünyanın Kent Ozanı: Canozan – Röportaj | Sevginur DİKİN

Modern Dünyanın Kent Ozanı: Canozan – Röportaj | Sevginur DİKİN

Canozan: “Müziğimi bir kategoriye sokamıyorum, istesem de bu olmuyor”

Ah sor bana nerdeyim, olmayan bi yerdeyim, üstüme gelmeyin, şu an delirmek üzereyim” sözleri ile yaşadığımız dünya düzenine atıfta bulunan ve kendisini 90’larda post-modernizme tepki olarak doğan bir birey olarak tanımlayan, modern dünyanın kent ozanı Canozan’ın yeni tekli çalışması “Paranoyak”a ait.

 Sar Bu Şehri”, “Mutlu Olmak Zordur Derler”, “Toprak Yağmura”, “Öyle Kolay Aşık Olmam” ve “Baktın Olmuyo” gibi şarkıları ile tanıdığımız Canozan, geçtiğimiz haftalarda son tekli çalışması “Paranoyak”ı dinleyicileri ile paylaştı. Karantina günlerinde Avrupa Müzik etiketi ile yayımlanan şarkı, sözleri ile de günümüzü özetliyor. Deniz Tekin, Sedef Sebüktekin ve Zeynep Bastık gibi sevilen müzisyenler ile de çalışmalar yapan Canozan, müziğe olan ilgisini “Ben yaşadıklarımı şarkı formunda anlatmaya alışığım.” ile dile getiriyor. Bizler de bu karantina sürecinde kendisiyle keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Klişe bir soruyla başlayacağım. Öncelikle Canozan kimdir? Sizi siz yapan şey nedir?

Klişe bir cevapla başlayayım. 😀 Yarışmaya İstanbul’dan katılıyorum. Beni ben yapan şey, kararlarım ve hayata bakış açımdır.

Öncelikle yeni şarkınız “Paranoyak”ı karantina sürecinde paylaştınız. Ne kadar süre içerisinde bu şarkı ortaya çıktı? Bu hazırlık sürecinden biraz bahseder misiniz?

Şarkının başlangıcı iki ay öncesine dayanıyor. Farenjit olmuştum ve aynı günlerde sınır harekatı başlamıştı. Daha sonra olan olaylarla birlikte şarkı pişti. Evde kayıt yapıp Dilan’a (trompet) ve Ertuğrul’a (davul) yolladım. Onlar üstüne kaydedip kanalları bana yolladılar. Feryin’e (bass) ve Kaan’a (back vokal, gitar) yolladım. Aynı şekilde onlarda kaydedip bana yolladılar. Sonra Burçin’le ev yapımı bir klip yapmaya karar verdik. 😀 İnternetten Selin Sanlı’nın da yardımıyla birçok video topladık ve ortaya kolaj bir şey kurguladı Burçin. Avrupa Müzik etiketi ile de yayımladık.

“Ah sor bana nerdeyim, olmayan bi yerdeyim, üstüme gelmeyin, şu an delirmek üzereyim” dizeleri başta olmak üzere şarkıda genel olarak bir kendini arayış, varoluş arayışı var. Bu arayışı tetikleyen şey sizde ne oldu?

Dünyanın içinde bulunduğu kaotik durum ve bunun nasıl ve ne zaman biteceğini kimsenin bilmemesi, bu şarkının çıkışını hızlandırmak istememin nedenlerinden biriydi.

“Beste yapma süreci karmaşık ve zor bir süreç”

Müziğin sizin hayatınızda hep olduğunu biliyoruz fakat “Ben müzik yapacağım, bu alanda ilerleyeceğim” dediğiniz o an ne zaman ve nasıl oldu?

13-14 yaşımdan beri bu konuya anormal derecede ilgim olduğunun farkına vardım. Hatta “Ben büyüyünce müzik yapıcam.” tarzı şeyler söyleyip ailemi korkuttuğum birkaç konuşma anımsıyorum. 🙂

Beste süreciniz nasıl oluyor? Beste yapmak bir ilham işi mi yoksa matematiksel bir formülü mü var?

Beste yapma süreci karmaşık ve zor bir süreç. Ayrıca açıklaması ve anlatması da zor çünkü çoğu zaman insan kendi de anlamıyor tam olarak nasıl olduğunu. Tabii ki oturup şarkı yazıyorum ve bazen güzel şeyler yazıyorum. Yüzeysel olarak bakıldığında çok rahat anlaşılabilir ama daha derine inip insanların çok fazla değer vereceği bir şarkının nasıl ortaya çıktığını sorgularsak işler biraz garipleşiyor. Röportajda değinilmesi zor bir konu. Bunu yüzyüzeyken konuşuruz. 😉

Ben yaşadıklarımı şarkı formunda anlatmaya alışığım

Her şarkınızın bir hikayesi var mı yoksa çalışmanın bir sonucu olarak mı ortaya çıkıyor? Hikayesi olan bir şarkınızı bizimle paylaşır mısınız? Nasıl ortaya çıktı?

Hikâyeden ne kastettiğine bağlı. Ben şarkının kendisini bir hikâye olarak görüyorum. Geleneksel bir hikâyeden farkı ise; anlatım biçimi soyut, sadece yazınsal biçim kullanmıyor aynı zamanda melodi, ritim, kayıt teknolojilerini ve pazarlama tekniklerini de kullanıyor. İletişim bölümlerinde öğretilen bir kavram vardır; “Medium is the message”. Yani iletilen ortam, iletinin kendisidir. Şöyle bir örnek vereyim; bana o şarkıyı yazdıran olayları hikâye formatında başkalarına anlatmak isteseydim, çok farklı bir yapıya bürünecekti o hikâye. Kelimeler; giriş, gelişme, sonuç, pazarlama teknikleri, hikâyenin nerede paylaşıldığı (kitap formunda mı, yoksa internette mi?). Yaşadıklarımı sana da hissettirmek için çok farklı yollar kullanacaktım ve belki de gerçekte olan olayları çarpıtacaktım, hissettiğim şeyleri hissettirebilmek için. Ancak ben yaşadıklarımı şarkı formunda anlatmaya alışığım. Dolayısıyla kullandığım akortlar, melodiler, aranje biçimleri, kayıt teknikleri, cover resimleri ve pazarlama teknikleri total bir anlatım ve hikâye oluşturuyor.

Sonuç olarak eğer merak ettiğin şey “Ne yaşadın da bu şarkıyı yazdın?” gibi bir şey ise; bunu anlatmayacağım çünkü hikâye biçiminde anlatmayı bilmiyorum. Ne olduğunu anlatmaya çalıştığımda benim hissettiğim şeylerin hiçbirini hissetmeyeceksin, anlamayacaksın. Çünkü hikâye zaten şarkının ta kendisi, özü ve esas duygusu içine gömülü. Belki hikayesel formda anlatmak gerekiyorsa şu alıntı gerçeğe yaklaşabilir; “Bekle dedi gitti, ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.

Müziğimi bir kategoriye sokamıyorum, istesem de bu olmuyor

Yüksek lisans tezinizi Türk müzik endüstrisi üzerinize yazdınız. Müzisyen ve aranjör gözüyle Türkiye’deki müzik dünyasını nasıl buluyorsunuz? Bu sektör içerisinde müziğinizi hangi kategori içerisinde görüyorsunuz?

Spotify gibi streaming servislerinin ortaya çıkışıyla müzik dünyasının renklendiğini, daha demokratikleştiğini ve yeşerdiğini düşünüyorum. Müziğimi bir kategoriye sokamıyorum istesem de bu olmuyor. 😀

Bağımsız bir müzisyen olarak dinleyicilere ulaşmak adına dijital müzik servislerini nasıl buluyorsunuz?

Müzik sektörünün içindeki her rol için daha iyi bir iklim yarattığını düşünüyorum. Çünkü müziğe verilen değerin yıllar sonra tekrar maddi kazanca dönüşmesini sağladılar. Müzik endüstrisinin gelirleri geçtiğimiz yıllarda streaming sayesinde katlandı. Bu pastadan en tatlı dilimi bağımsız müzisyenler aldı gibi görünüyor uzaktan ama tabi verilere bakmak lazım. Detaylı veriler bulmak çok zor, kimse paylaşmıyor. Görüşüm bu yönde.

Sosyal medya, benim ritmime fazlasıyla uyuyor

Modern dünyada birey ve toplum üzerindeki yaşanan olumsuz gelişmeleri sözlere yansıttığınızı görüyorum. Her şeyin hızlı tüketildiği bir çağda müzisyen olarak müzik yapabilmek nasıl? Bu hızlılık sizde bir korku veya endişe yaratıyor mu?

Tabii. Sosyal medya kültürü, sizden devamlı içerik talep ediyor ve çok hızlı bir şekilde de tüketiyor. Ben çok şikayetçi değilim çünkü çocukluğumdan beri çok fazla şarkı yapan bir insanım. Benim üretim ritmime fazlasıyla uyuyor ancak genel anlamda endüstriyel etkisine bakacak olursak ortalama kaliteyi düşürdüğünü söyleyebilirim. Fakat tabii çok büyük bir genelleme olur. Bilimsel bir şey söylemek imkânsız çünkü bütün şarkıların iyiliği, güzelliği görecelidir.

60’lı yılların sonlarında progresif rock yapmak isterdim

Günümüzden ayrı olarak farklı bir zaman diliminde müzik yapsaydınız bu hangi dönem olurdu?

60’lı yılların sonlarında progresif rock yapmak isterdim heralde. 😀

Karantina sürecinde eşlik edersek, neler yapıyorsun bir gün içerisinde? Belli bir ritüelin var mı?

Kahvaltı yapıyorum, kitap okuyorum, yoga yapıyorum, işlerimi hallediyorum. Burçin’le (menajerim, arkadaşım ve komşum) yemek yiyoruz. Dizi/film izliyorum. Gece olunca da şarkı yapmaya başlıyorum.

Karantina sürecinde Instagram ve YouTube üzerinden canlı konser yayınları büyük ilgi görüyor. Sizin bu konserlere bakış açınız nasıl oluyor?

Instagram’ı açtığımda 753635235423 tane canlı yayın görmekten sıkıldım açıkçası ama ne yapsın, insanların sosyalleşecek başka yolları yok.

Bu süreçte en çok dinlediğiniz 5 şarkıyı bizimle paylaşır mısınız?

Spotify’da “Melankoli” adlı listem var, oraya koyuyorum çok dinlediğim şeyleri.

Son olarak bu karantina süreci sonrasında yapacağınız planlarınız var mı?

tatiiiiiiil, deeeniiizzz, kummm, güneeeeeeeeşşşşş. (Gülüyor.)

Sevginur DİKİN

sevginurdikin@gmail.com

 

Sevginur DİKİN

Sevginur Dikin, bir nisan gününde İstanbul’un Üsküdar ilçesinde dünyaya gelmiştir. Fotoğrafa ve sanata olan merakı İşletme Bölümü'ne uymayınca yeniden sınavlara hazırlanarak Plato Meslek Yüksekokulu’nda Medya ve İletişim okumuş, devamında da Kocaeli Üniversitesi’ne geçiş yaparak Gazetecilik Bölümü’nü bitirmiştir. Medya sektörünün birçok alanında çalışarak deneyim kazanmıştır. Okumayı ve araştırmayı her daim hayat felsefesi olarak nitelemektedir. Hem Leyli Sanat'ta içerik üretirken hem de Maltepe'de yerel bir gazetede muhabir olarak çalışmaktadır.
Sevginur DİKİN

2 yorum

  1. Yanıtları bana çok sıcak geldi epeyce yakın hissettim kendime. Sormuş olduğun su soruya, Her şarkınızın bir hikayesi var mı yoksa çalışmanın bir sonucu olarak mı ortaya çıkıyor? Verdiği yanıtta söylemiş olduğu bu kısımlara kesinlikle katılıyorum.”Hikayesi olan bir şarkınızı bizimle paylaşır mısınız? Nasıl ortaya çıktı?
    Sonuç olarak eğer merak ettiğin şey “Ne yaşadın da bu şarkıyı yazdın?” gibi bir şey ise; bunu anlatmayacağım çünkü hikâye biçiminde anlatmayı bilmiyorum. Ne olduğunu anlatmaya çalıştığımda benim hissettiğim şeylerin hiçbirini hissetmeyeceksin, anlamayacaksın. Çünkü hikâye zaten şarkının ta kendisi, özü ve esas duygusu içine gömülü. Belki hikayesel formda anlatmak gerekiyorsa şu alıntı gerçeğe yaklaşabilir; “Bekle dedi gitti, ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.” ikinizide tebrik ediyorum yolunuz daim olsun 👏👏

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Scroll UpScroll Up