Anasayfa » SİNEMA » Parasite Film İncelemesi | Tibet TEBÜKTEKİN

Parasite Film İncelemesi | Tibet TEBÜKTEKİN

Uzun zamandır izlediğim bir şeyden bu kadar memnun kalmamıştım. Joker güzel bir filmdi, ama sanatsal bir Kore filmi olan Parasite bence daha güzel. Üç vakte kadar filme dair her şey zihnimden silineceği için unutmadan hemen notlarımı düşeyim. İsmi Parasite olunca ve afişteki eğreti duran insanlar yüzünden sanki uzaylı mikrop ve zombilerini izleyeceğimi sanmıştım. Oysa konusu gayet moderniteye dairmiş. Aslında modernite de değil; zengin ve fakirlerden oluşan iki sınıflı (veya servet-kutuplu) kapitalist düzenin röntgeni. Neolitik çağdan beri süregelen hikâye.

Zenginler ve fakirler hem birbirlerinden parseklerce uzaklar hem iç içeler. Hem birbirlerini anlamayacak kadar yabancılar hem de birbirlerine tam karşıdan bakabildikleri için diğerini en iyi tanımlayanlar da onlar. Her daim farklı sebeplerle yekdiğerinden tiksinenler de onlar, taşıdıkları farklı meziyetler mucibince övüşenler de onlar. Tam bir simbiyotik yaşam örneğidir bu zenginlerle fakirler.

Filmin konusu sınıf mücadelesi değil, yanlış anlaşılmasın. Çünkü bu iki grup birbiriyle artık mücadele etmiyor. Zenginler kendi aralarında, fakirler de kendi arasında sırayla nöbet değişiyor. Herkes rolünü biliyor. Değişmeyen şey ise kapitalist toplumlarda sınıfların kast sistemi kadar kaskatı olması.

Spoiler vermeden ana hatlardan bahsetmek istiyorum:

Konu: Fakir ailenin oğlanı, gökten düşen bir fırsatla zengin bir ailenin liseli kızına İngilizce dersi vermek üzere işe başlar. Sonra da türlü türlü oyunlarla kendi ailesini istihdam ayağına zenginlerin hanesine sızdırır. Anne hizmetli, kız sanat terapisti, baba şoför. Böylelikle zenginlerin ‘gündüz hayatına’ komple akuple olurlar. Aradan fazla zaman geçmez, hesaba katmadıkları bir talihsizlik yüzünden baş edemeyecekleri durumlara ve psikolojik gerilimlere gark olurlar… İlginç ilginç şeyler.

Karakterler: Başrolde iki ailemiz var. Evet başrol, 8 kişi.

Fakir ailemiz:

Baba: Salaşımsı, dikkati dağılabilen, mülayim ve günlük yaşayan.

Anne: Asabi ve somurtkan. Diğerlerine nispetle bir tık acımasız.

Kız: Gerçek bir üçkağıtçı ya da tiyatrocu. Porselen ifadeli, daha bencilimsi ve fırsatçı. Üniversite çağında.

Oğlan: Uzlaşmacı, hırssız, nazik. İmkânı olsa üçkağıt yapmayacak. Üniversite çağında.

Dışarıdan bakıldığında tam bir takımlar ve komünal yaşıyorlar. Oğlan babaya benzer gibi, kız anneye. ‘Ulan İstanbul’u andırıyor. Her ferdinin nitelikli düzenbaz olduğu fakat suçlu ya da dışlanmış ya da kaçar modda olmayan normal bir aile. Ufak işlerde çalışıp günlük yaşıyorlar. Hepsi biraz şapşal. Ama şapşallığı örtecek kadar da uyanıklar. Mottoları ‘nerde bedava biz orada’.

Filmde tüm karakterler kendilerine dair hafif abartılı şeylerden yola çıkılarak bizimle tanıştırılıyor. Ve oldukça tipleştirilmişler. Ama sonra, her insan kendine özeldir ya, her fakir de kendine özel fakirdir demeye getiriliyor. Buna mukabil zenginler daima tipik kalıplar dahilinde anlatılmış. Paranın bir standart getirmesine atıf olabilir. Fakirler ise mücadele edebilmek için daha kreatif teknikler kullanmalılar. Dolayısıyla daha çeşitli ve renkli olabiliyorlar.

Zengin ailemiz:

Baba: Başarılı iş adamı, vizyoner, ailesini de ihmal etmiyor. Tabii ki iş ağırlıklı yaşıyor. Tipik modern, alfa erkek.

Anne: Young, simple and gullible*. Çok bilmiş gibi takılan ama kandırılması kolay, tipik ciks kadın.

Kız: Tipik bir zengin genç kız. Kıl oldum abi tripleri eksik olmuyor haliyle. İlgi istiyor. Ama öyle şımarık değil, hatta oldukça mütevazi ve anlayışlı.

Erkek kardeş: Bir travma sonrası aşırı müsamaha ile büyütülen bir çocuk. Formel eğitim alamıyor. Biraz haşarı ama patolojik değil.

*filmden replik

Dışarıdan bakıldığında ilk bireysellikleri göze çarpıyor. Baba kızla pek ilgilenmiyor, anne de oğlana laf geçiremiyor. Çocuklarla aralarında genel olarak bir mesafe var. Baba işkolik, anne evin müdürü. Her türlü aktiviteleri planlı ve masraflı. Hepsi bazı bakımlardan şapşal ama para şapşallığı örtüyor. Mottoları “her şey olması gerektiği gibi -kaliteli- olsun”.

Yan karakterleri zikretmiyorum.

Sıkıcı mı? Hikâye doğrusal ve hızlı ilerliyor. Hep merakta bırakıyor acaba iki dakika sonra ne olacak diye. İlk perdede uzayan sahnelerde farklı vesilelerle irkilebiliyorsunuz. Ne zaman ki tam donuklaşmanın kıyısına geliyor gidişat, bir uyarıcı ile ekrana bağlanıyorsunuz. İkinci perdede bu tarz ani uyarıcıların yerine daha yayılmış bir gerilim var. Daha fiziksel ve sert sahneler görüyoruz. Sıkılmamanız için her türlü konfor düşünülmüş, merak etmeyin.

Filmin Mizacı:

Film boyunca absürtlük ile olağan hayat arasında arafta bırakılıyoruz. Çok harika bir ip cambazlığı. Daha ilk açılış sahnesinden itibaren tüm olaylar gerçekleşme olasılığı düşük oldukları için garip, ama hakikaten de gerçekleşebilecekleri için makul. (Possible but not probable, but eventually they render real.)

Diğer ana unsur mizah. Şirin olanından. Çarpıklıklar ve sosyal tespitler mizaha sarmalanarak verilmiş. Mesajı yüzümüze yüzümüze çarpmanın vereceği sığlık bu şekilde aşılmış. Beklenmedik yerlerde ortaya çıkmaları da sıkıcılığı izale etme fonksiyonu görüyor.

Mizah yapıldığını her seferinde 2,75 saniye gecikmeli fark ettik (biz derken tüm salon). Bunun sebebi sanırım Korece olması. Bir ekrana bakıp bir altyazıyı okumaya yetişip sonra da “aa burada komiklik varmış” demek 2,75 saniye.

Filmin ustalığı: Sık sık sanat filmleri izleyen biri değilim, bu işlerden anladığımı da hiç sanmıyorum. Ama Parasite’i bence özel kılan şey pop sinema ile sanat sinemasının tam ortasını tutturması. Mükemmel karışım.

Verilmek istenen mesajlar ve göndermeler çok net ve estetik verilmiş. Senaryo kısmı virgülüne kadar mükemmel yazılmış. Oyuncuların tüm teknik ve artistik puanları zaten 10 10 10. Tertemiz bir film valla.

Senaryo tezatlıklardan besleniyor. Fakir bir insana dair ne gösterilmişse aynısının karşılığı zenginde de gösterilmiş. Bu tezatlıklar ve kıyaslar izleyicide durmadan duygular uyandırıyor. Acıma, tiksinme, empati, sevimsizlik, aşinalık, burkulma vs. Benim gibi bir robotu bile duygusal etkileşime geçirdiğini söyleyebilirim.

Filmin temposu ve hikâyenin açılımı seyirciyi çok edeplice yeni duruma iteliyor. Gelişmelerin absürtlüğü ya da olanakdışılığı aklınıza takıldığı anda onu bir sıradanlık takip ediyor ve yönetmen hikâyeyi size yutturuyor. Sonra da tüm şüpheleriniz “Niye olmasın ki?” ile bitiyor.

Sinematik plan denilen şey nedir diye bir ders yapılsa göstereceğim 3 filmden biri bu olurdu. Dandik mekanlar bile tablo gibi. Hatta bir görüntü yönetmeni için en sevimsiz sayılacak koridor, koridorda yürüme, iki duvar arasında durma, bir koridordan başka bir koridora geçme, merdiven, merdivenden dönme vs. gibi kâbus planların bu kadar anlamlı ve estetik çekilebileceğini düşünemezdim.

İzlerken aklıma hep şu geldi: Yönetmen Bong Joon-ho her bir sahnenin her bir detayı için kaçar saat düşünmüş olmalı? Masabaşında psikopatça ayar çekilmiş bir film olduğu her halinden belli. Sonra öğrendim ki adam acayip ayrıntılı ve nitelikli storyboardlar çiziyormuş. Sete geçtiğinde onları gerçek hayata taşımak kalıyormuş. Sürprize yer yok, her şey planlı. Eee zaten başak burcuymuş, farklısı olamazdı.

Güzellik rastgele olan bir şey değildir. (Kamu spotu.)

Toparlıyorum

Zengini yeren, fakire iyi dilekte bulunan bir film değil demiştim. Sadece hakiki durumu anlatıyor. Kim kimin parazitiymiş tekrar tekrar düşündürüyor. İşbu sosyal sınıf kalıplarına, servet endeksli yaftalara ve birbirimize karşı girdiğimiz rollere karşı özel bir gıcığım olduğu için midir, yoksa filmin aşikâr estetik güzelliğinden midir bilmem ama izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.

Parasite bir alegorik anlatım harikası. Bununla ilgili verilecek onlarca örnek var ama onu da siz izleyince konuşuruz. Hayırlı seyirler.

Tibet TEBÜKTEKİN

f1454@yahoo.com

 

2 yorum

  1. Yazını tekrar okuyunca daha anlaşılır geldi bana. Sanırım bazı yazılar tek solukta okunmuyor. Tekrardan tebrik ederim kalemini.

  2. 1) Düzeltmem istenilen yerlere çekidüzen verdim. Ondandır.
    2) Biraz eğlenceli olsun diye çok subjektif yazıyorum galiba. nerde bilgi veriyorum nerde geyik yapıyorum bunu ayrıştırmak okuyuca kalıyor gayri ihtiyari.. E bu da kasıyor.. Ondandır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Scroll UpScroll Up