Anasayfa » RÖPORTAJ & SÖYLEŞİ » Bambaşka Bir Hikayenin İçindeyiz: Doğu Yücel Röportajı | Sevginur DİKİN

Bambaşka Bir Hikayenin İçindeyiz: Doğu Yücel Röportajı | Sevginur DİKİN

Ben mutlaka bir şeylerin değişeceğini düşünüyorum. Kapitalizmin dayatması olan ve teknolojik gelişimimize uygun olmayan ‘Her gün işe gelmelisiniz’ anlayışı bile şimdiden yıkıldı, bu bile tek başına yaşam kültürümüzde birçok şeyi değiştirecek. Kültür sanat ve edebiyat penceresinden bakarsak ben daha klasik yapıdaki anlatıların tekrar önem kazanacağını düşünüyorum.” cümleleri yazar Doğu Yücel’e ait.

 Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları”, “Hayalet Kitap”, “Varolmayanlar”, “Kimdir Bu Mitat Karaman?” adlı kitaplarıyla tanıdığımız Doğu Yücel’in geçtiğimiz eylül ayında “Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam ve Diğer Tuhaf Hikayeler” isimli kitabı yayımlandı. Son öykü kitabıyla dijital dünyada yaşanan ilişkilere ışık tutan yazarımızla pandemi günlerinde keyifli bir söyleşi yaptık.

 

Klasik bir soruyla başlasam, “Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam ve Diğer Tuhaf Hikayeler” adlı kitabınızdan sonra kendinizi Google’da arattınız mı hiç?

Özellikle de kitap çıktıktan sonra arattım. 🙂 Okurların yorumlarını öğrenmek ya da gerçekleştirdiğimiz herhangi bir röportajın yayımlanıp yayımlanmadığını görmek için. Bazı sanatçılar medya takibi için bazı kuruluşlarla anlaşıyorlar, ben ara ara Google’layarak bunu bedavaya getiriyorum. 🙂

Aşırı yargılayıcı-şüpheci olduğum için bu alışkanlığımın “dengeleyici” olduğunu düşünüyorum

İnsan neden kendini Google’da aratır? Bu merak duygusunu yaratan şey nedir?

Birçok sebebi olabilir bunun. Sanırım iş başvurularında şirketlerin insan kaynakları birimi de baktığı için kontrol amaçlı kişiler de kendileri için “arama” yapıyorlar. Eğer herhangi bir sanatsal iş ortaya koyduysanız ya da spor karşılaşmasında, herhangi bir etkinlikte yer aldıysanız o olayın yankılarını görmek için baktığınız oluyordur illaki. Ben daha çok okurların yorumlarını merak ettiğim için bu işlemi eserlerim tazeyken yapıyorum. Belki biraz narsisistik güdüler de bunda rol oynuyordur. Ama genel olarak kendim hakkında aşırı yargılayıcı-şüpheci olduğum için bu alışkanlığımın “dengeleyici” olduğunu düşünüyorum.

Genelde gördüğünüz veya yaşadığınız olaylardan hareketle hikayelerinizi yazıyorsunuz. Peki, ilk öykünüz olan “Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam” nasıl ortaya çıktı?

Önceki kitabım Kimdir Bu Mitat Karaman?’ın okur yorumlarını merak ettiğimden kendi adımı Google’larken aklıma geldi. Kendi kendime gündüz düşü tasarlarken şöyle bir beyin fırtınasında buldum kendimi: “salak bir megaloman gibi kendini aratıyorsun, gururunu okşayacak bir yorum görmek için… peki ya tam tersi bir şey görsen, mesela öldüğünü görsen!” Sonra kendi kendime güldüm ve tam bu noktada ilginç bir öykü fikri yatıp yatmadığını sorgulamaya başladım. Biraz daha düşündüm ve bunun aslında dijital çağla birlikte değişen modern insana dair iyi bir öyküye sebep olacağına karar verdim. Bir de hayalet hikayelerinde olur ya; hayalet, hayalet olduğunun farkında değildir, yaşamaya devam eden bir insan gibi davranıyordur, sonra ufak bir anda aslında çoktan öldüğünü idrak eder. Bunun en iyi bilinen örneği Altıncı His’te Bruce Willis’in oynadığı karakterdir. Fakat aslında çok eski bir korku öyküsü geleneği bu. Ambrose Bierce’in ‘Owl Creek Köprüsünde Tuhaf Bir Vaka’ öyküsünde okumuştum. Ben de bu hayaletin ölü olduğunu idrak ettiği ânı yazmak istedim ve bunun 2019’daki versiyonunun dijital ekran üzerinden olmasının yazmaya ve okumaya değer olduğuna karar verip kolları sıvadım.

Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam ve Diğer Tuhaf Hikayeler” öykü kitabınızda yazarken zorlandığınız bir öykü oldu mu? Olduysa sebebi nedir?

En çok ‘Kusursuz Bir Ayrılık’ta zorlandım. İlk sayfalarını defalarca yazdım. Farklı üsluplar ve teknikler denedim her defasında. Teknik tarafı dışında, öykünün birçok yönden tartışmalı yönleri vardı, bir kelimede hata yapsanız seksist, homofobik, kadın düşmanı bir okuma yapılabilirdi. Son yıllarda gelişen ve geliştiğine de sevindiğim hassasiyetleri zorlayan bir yanı var bu öykünün. Ama politik doğruculuğa çok sadık kalırsanız da okuru şoke etmek, onların düşüncelerini provoke etmek gibi edebi silahlardan mahrum kalıyorsunuz. Kısacası bu iki düşünce arasında çok savaş verdim bu öyküyü yazarken. Bir de bu öyküyü en başta Küçük İskender’in bir derlemesi için yazmaya başlamıştım. Sonra İskender’in hastalık haberini aldık, bu da duygusal olarak beni tuhaf yerlere götürdü. Öyküyü bitirdim, İskender’e gönderdim ama maalesef okuyabildi mi, ne düşündü, hiç bilmiyorum.

Öykü anlatıcılığında en önem verdiğim dramatik unsurlardan biri inandırıcılık

Her hikayenize bir gerçeklik ile başlıyorsunuz ve onu fantastik bir olgu ile birleştiriyorsunuz. Sizi yıllardır takip eden bir okurunuz olarak “aslında gerçek olabilitesi var” diye içimden geçiriyorum okurken. Gerçeklik ile fantastik arasındaki bu bağı nasıl kuruyorsunuz?

Öykü anlatıcılığında en önem verdiğim dramatik unsurlardan biri inandırıcılık. Ama bu aslında “gerçekte olabileceğine inandırma” amacıyla aynı şey değil. Çünkü okuru düşsel bir unsurun gerçek hayatta olabileceğine inandırmayı doğru bulmuyorum. Geçmişteki bir hurafeyi desteklemekten veya yeni bir hurafe yaratmaktan kaçınırım, bunu yapanlar var ama benim “iyi edebiyat” anlayışım bunu içermiyor. Ben öykülerimdeki olayları inandırıcı, kendi içlerinde tutarlı, renkli ve lezzetli kılmaya çalışıyorum sadece. Okur öyküyü severse “gerçekte olsa ne güzel ya da ne kadar heyecan verici olurdu” gibi bir düşünceye kapılıyor. Lovecraft’in Cthulu mezhebi gibi. Lovecraft de, onun okurları da bu mezhebe ve ona dair hikayelere inanmıyordu ama hayal güçleri tetiklendi, hayal dünyaları zenginleşti ve hayatlarına bir renk kattı. Ben de aslında bunu yapmaya çalışıyorum. ‘Bariyer’ isimli öykümde içine şeytan giren ve lüks arabalara musallat olan bir otopark bariyerini yazmıştım. Bu öyküyü okuyan okurlar hala bana e-mail atarlar, “bariyerlerin yanından geçerken korkuyorum,” diye. Okur, bunun bir hayal olduğunu biliyor, Bariyer’in içine şeytani bir ruh girdi diye Bariyer’den korkmuyor, sadece böyle bir olasılıkla dolu bir dünyanın olasılığı onu cezbediyor ve korkuyor. Ve sonra korkusuna gülüyor. Monoton ve katı kurallarla çerçevelenmiş hayatımıza bir renk yani. 🙂

Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam ve Diğer Tuhaf Hikayeler”e yönelik gelen yorumlar nasıl oldu?

Çok güzel. Hala uzun uzun yorumlar, analizler yazanlar oluyor Instagram, ekşi sözlük, Kitapyurdu, 1001Kitap ve Goodreads gibi platformlarda. Az da olsa, olumsuz eleştiriler de var, hepsini zevkle okuyorum.

Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam ve Diğer Tuhaf Hikâyeler” kitabınızı takip eden yeni çalışmanız olacak mı?

Bunu yayıneviyle konuşmadığımız halde kapak tasarımında kapağın sağ üst köşesine, kapaktaki çizgi roman anlayışını destekleme amacıyla #1 yazmışlar. Bir an buna itiraz etmeyi düşünmüştüm, çünkü “devamı gelecek” gibi bir algı yaratıyor ama sonra vazgeçtim.

Bambaşka bir hikâyenin içindeyiz

Distopik diyeceğimiz günlerden geçiyoruz. Peki, karantina günleriniz nasıl geçiyor? Neler yapıyorsunuz?

Tek başımayım. Çalıştığım reklam ajansı evden çalışma formatına geçti haliyle, o yüzden bu şekilde devam. Diğer yandan yemek yapmayı öğrendim, ona vakit gidiyor. Temizlik yapmak, bulaşıkları yıkamak, karantina kostümünü giyip, maske takıp çöpü atmak derken zaman geçiveriyor. Henüz yazarlık mesaisine başladığımı söyleyemem. Öncelikle odaklanmakta zorlanıyorum. Daha da önemlisi, bu dönemde anlatmaya değer öykü nedir, bu nasıl anlatılmalıdır gibi soruların yanıtlarını henüz kafamda oturtmuş değilim. Bambaşka bir hikâyenin içindeyiz ve bu tuhaf hikaye halen daha devam ediyorken bu gerçeklikten bağımsız bir hikaye yazabilir miyim? Bu ve benzeri soruları kendi içimde yanıtlayıp öyle işe koyulacağım.

Hayatın sanıldığı kadar basit olmadığı anlaşıldı

Bu süreçten yeni öyküler gelir mi?

Mutlaka gelir. Birkaç tane öykü fikri yazdım mesela. Biri korku, biri büyülü gerçekçi, biri dram. Pişmeye başladılar.

Bir edebiyatçı gözüyle COVID-19 ve beraberindeki karantina süreci sonrasında dünya nasıl şekillenir?

Bu konuda farklı branşların uzmanlarından çok makale okudum ve anladım ki kimsenin bir fikri yok. A fikri de olabilir, onun tam zıttı olan B fikri de. En korkuncu şu olur: Hiçbir şeyin değişmemesi ve eski düzenin devam etmesi. Ama ben mutlaka bir şeylerin değişeceğini düşünüyorum. Kapitalizmin dayatması olan ve teknolojik gelişimimize uygun olmayan “Her gün işe gelmelisiniz” anlayışı bile şimdiden yıkıldı, bu bile tek başına yaşam kültürümüzde birçok şeyi değiştirecek. Kültür-sanat ve edebiyat penceresinden bakarsak ben daha klasik yapıdaki anlatıların tekrar önem kazanacağını düşünüyorum. Soyut laflar ya da hayatı çözmüş gibi davranan aforizmalar artık prim yapmayacak. Çünkü hayatın sanıldığı kadar basit olmadığı anlaşıldı ve farklı olasılıkları anlatan gerçek hikayelerin değeri anlaşıldı.

İyi bir müzik dinleyicisi olduğunuzu yıllardır biliyorum. Yazarken en çok kimleri dinliyorsunuz? Yani “Şu şarkı veya albüm olmazsa olmazım” dediğiniz bir ritüeliniz var mı?

Eskiden yazarken çok müzik dinliyordum, özellikle de Nightwish, özellikle de Nightwish’in “Oceanborn” ve “Wishmaster” albümlerini çok dinliyordum. Opera ve metal’i buluşturan bu grubun tarzı sanki öykülerime bir soundtrack oluşturuyor gibiydi. Fakat daha girift öyküler yazdıkça ve üslubuma daha fazla önem verdikçe sessizliğe ihtiyacım olduğunu fark ettim, artık yazarken müzik dinlemiyorum, sadece ara verdiğimde.

Bu süreçte Instagram ve YouTube’da gerçekleşen canlı yayın programları ve konserleri nasıl buluyorsunuz?

Instagram’daki canlı yayınlara olan bu ilgi televizyon kanallarının klasik içerik anlayışının bayatladığının ispatıdır. O yüzden destekliyorum.

Herkes dinlesin istedim

Karantina günlerinde Spotify’da bir çalma listesi paylaştınız. Birçok müzik türünden şarkılar var. Normalde daha sert müzikler dinlediğinizi biliyoruz. Bu değişimle karantina sonrası dünya düzeni ile bağdaşıklık kurabilir miyiz?

O çalma listesini herkes dinlesin istedim, dinlerken umutlanacakları parçaları seçtim. Listenin çoğunu Twitter takipçilerim önerdi zaten.

Daha önceki söyleşilerde “Kimdir Bu Mitat Karaman?”ın bir üçleme olacağını söylemiştiniz. Devamı gelecek mi Mitat’ın?

Evet, ikincisi üzerinde çalışmaya başladım.

Kimdir Bu Mitat Karaman?” isimli kitabınızın görsel medyaya uyarlanma fikri vardı. Hatta senaryo üzerinde çalışıldığını söylemiştiniz. Projenin durumu nedir?

Senaryoyu yönetmen Süleyman Arda Eminçe ile yazdık, onlar filmin storyboardlarını baştan sona hazırladı bile. Şu an piyasaya yeni girecek bir dijital platform ilgileniyor. Hayat normalleşince bakalım…

Leyli Sanat olarak röportaj isteğimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Leyli Sanat takipçilerine ve okurlarına söylemek istedikleriniz var mı?

Güç, sağlık ve sabır sizinle olsun!

Sevginur DİKİN

6 yorum

  1. Tebrik ederim güzel bir röportaj olmuş. Bir önceki röportajı da sevmiştim. Lakin bu hemen öne geçti. Sanırım Doğu Yücel in söylediklerine tekrar tekrar bakıp okuyacağım. ikinizi de yolu açık olsun tebrikler 👏👏

  2. firatcicek116@gmail.com

    Sevgili @⁨Sevginur LS⁩ ben de az önce röportajını okudum. Tabiki Leyli Sanat’ın emektar kişisisin ve bu platformda çok sayıda röportajın yayımlandı. Sonra işte yeni yeni sevgili Aycan dahil oldu onun da bu mecradaki çalışmalarını tabiki beğeniyorum.
    Senin içeriğine değinecek olursam bu eserinin diğer eserlere nispeten aşağıda kaldığını söylemeliyim. Bunu oluşturan şey ise yöneltilen sorulardır. Elbette her soru birbirinden bağımsızdır genelde ama birbirini tamamlar nitelikte olması gerektiğini düşünüyorum.
    Bu noktada birkaç yerde sekteye uğramış röportaj.
    Bunu biraz daha açmam gerekirse birkaç yerde röportajı okurken bu soruyu, şu soruyu sorarken sorabilirdi diye dediğimi biliyorum. Bunu belirtmemdeki amaç her sorunun derli toplu bir cevabı olsun diyedir.
    Ancak şunu da belirtmek gerekir ki bu iyi bir röportajcı gerçeğini değiştirmez. Bazen olabiliyor bunlar. Emeklerine sağlık diyorum. Merakla diğer içeriklerini bekliyor olacağız

  3. Tunahan çetin

    Merhaba biraz gec olsada yazmak istedim. Normalde pek röportaj okumam ilgimi cekmez ama gercekten bu olaya o kasar hakim olmussun ki ve icten akici yazmissin sonu gelmesin istedim. Tebrik ederim seni. Ve bu arada sorularin doyurucu cevablar alinacak sorular.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*