Anasayfa » RÖPORTAJ & SÖYLEŞİ » Ressam Can Ersal ile Özel Röportaj | Aycan SERCAN

Ressam Can Ersal ile Özel Röportaj | Aycan SERCAN

Can Ersal yaşamında nasıl bir yol almış?

Benim yollarım çok zikzaklı dolayısıyla zikzaklı yollarda yürürken bir kere hayalperest olacaksın. Hayallerin olacak, yolun eğrilikleri seni demoralize etmemeli. Ben yıllar boyu kağıtlara çizip çizip attım ama bir gün o kağıtların değerinin anlaşılacağını bilerek çizdim. Bu yola girdiğim andan itibaren geri dönüşü düşündüğün an kaybediyorsun. O yolun sonunda çok büyük şeyler de beklemeyeceksin, o yol seni bir yere götürecek ama inanacaksın, kendine güveneceksin, bir de acele etmeyeceksin. Esasen yola çıkmak için arabaya benzin koyan ailedir. Ailenin senin arabana ne kadar benzin koyduğu ile ilgili. Ben daha ilkokuldayken ailemin beni götürdüğü yer Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi. Dolayısıyla benzini böyle koyarsan yolun sonu da buralara gidiyor. Çocukluktan itibaren sana işleniyor. İşleyenler, ailen, öğretmenin… Öğretmen çok önemli. İlkokulda benim öğretmenim resmi çok severdi. Mustafa Pilevneli gelir bize ders verirdi. Bunların hepsi üst üste bindiği zaman senin rotanı çiziyor.

Sanat hayatınızdaki dönüm noktaları neler?

Her şey bir dönüm noktası sanatta, yani sanatçıyı etkileyen ve sanatçıya güç veren her şey. Düşünsene bir sanatçının bir sergisi var, sergide bir resmin satılması da bir dönüm noktası veya senin resminin bir dergide yayımlanması da bir dönüm noktası. Bak, bugün seninle bir röportaj yapıyoruz bu da benim için bir dönüm noktası yani sanatçıyı etkileyen her şey sanatçının dönüm noktasıdır. Dönüm noktalarını belli bir kalıba sıkıştırmak bence yanlış.

Tabii ki çok büyük bir dönüm noktaları var yeter ki U dönüşü olmasın. Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi’ne gitmem bir dönüm noktası, Mustafa Pilevneli’den ödül almam bir dönüm noktasıydı, Sunay Akın ile bir araya gelmem bir başka dönüm noktası, Can Yücel ve Cemal Süreya ile bir araya gelmem dönüm noktası. Bazı dönüm noktaları vardır, adı üstünde öyle bir döndürür ki hayatı bitirir. Bu senin ne aradığın ve neyi bulduğun ile ilgili bir şey ama çok U dönüşü yapıp, dönüp sonra tekrar zirveye çıkan çok arkadaş da gördüm, bu ayrı bir şey. Hayata bakış, insanlara bakış, sanata bakış bunlar çok önemli. Bunların hepsi pozitif anlamda bir araya geldiğinde senin için dönüm noktası oluyor.

Çizdiğiniz resimlere şiirler ekliyorsunuz. Bu tarz resim yapma fikrinin nasıl geliştiğini bizimle paylaşır mısınız?

Bu işin gırgır hikayesi şöyle; Bir gün şiirlerimi topladım. Sunay Akın’a götürüp “Sunay, şiirlerimi sana okutmalıyım.” dedim. O da şiirleri tek tek okudu ve dönüp bana “Sen resim yapmaya devam et yaa.” dedi. Onun üzerine işte hep derim zaten kendime “Sen şiirle ne uğraşıyorsun, şair arkadaşların var, bırak onlar yazsın. Sen resim yap.” Ben Sunay’ın dörtlüklerini seçiyorum, Sunay’a söylemeden resmini yapıyorum, önüne koyuyorum o seçtiğim dörtlüğü, Sunay bana sormadan altına yazıyor. Sunay ile bu muhabbetimizden sonra gelişti. Benim amacım şiirlerimi Sunay’a götürüp o şiirler arasından birkaç tanesini seçip üzerine resim yapmaktı ama bu şiirler Sunay’dan dönünce o zaman Sunay’ın şiirlerini aldım ve bu süreç öyle başladı.

Bu zaten uygulanan bir sistem, Nazım Hikmet ile Abidin Dino gibi hatta daha evvelden Cemal Süreya’nın da böyle çalışmaları var. Orhan Veli ile Bedri Rahmi’nin yaptıkları var. Bu bir gelenek esasen. Sanat camiasında şairler, ressamlar, edebiyatçılar yolları kesişen insanlar.

Eda Şahan ile gerçekleştirdiğiniz “Can-ı Eda Tezhip Suluboya Karması Ortak Sergisi’’ hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

Eda Geleneksel Türk sanatından tezhip yapar. Eda’nın bir eskizini aldım ve onun üzerine kendi resimlerinden birini çizdim ve öylece başladık. İki tane sergi yaptık ve ikisi de çok ilgi gördü. Bir sergi daha yapmayı düşünüyoruz.

Resimleriniz gelenekten izler barındırıyor mu?

Resmin konusu gelenek İstanbul, malzemesi gelenek çoğu yerde sulu boya.

Resimlerinizde İstanbul temasını sıklıkla kullanıyorsunuz.

İstanbul bir hazine. Her sokağında bir hikâye var. Üç tane imparatorluğa başkentlik yapmış ve hangi sokağına girersen bir şair, bir ressam çıkar. İstanbul’un neresini dolaşırsan dolaş. Beyoğlu’na çıktığın zaman o binaların üzerinde hikayeler var. O binaların üzerindeki taş oymalarında, demirlerinde hikayeler var. Çift başlı yılanlar, oranın ne olarak kullanıldığını anlıyorsun. Kapıların tokmağının bir anlamı var. Kaç yılında yapıldığını, kimin orada yaşadığını, her birinde bir hikâye var. Her birinde ayrı bir siluet. Bir sokağına giriyorsun Osmanlı, bir sokağına giriyorsun Bizans, bir sokağına giriyorsun Roma, başka bir sokağına giriyorsun; hepsi bir arada.

Resimlerinizin en belirleyici özelliği nedir?

Resimlerime insan figürü koymam çünkü İstanbul’u bozanları koymam. İnsandır bozan İstanbul’u. Şu anlamda diyorum insan yaşantısını anlatan resimlerim var ama İstanbul’a çok geniş açıdan, çok uzaktan bakmayı seviyorum. Dolayısıyla bu perspektif içerisinde insan figürünü koymayı istemiyorum. Ben yalın, tek başına bir şehir hatları vapurunu da yaptığım zaman vapurun içerisinde oturan insanlarla uğraşmak istemiyorum. O vapuru salt yapıyorum, Kız Kulesi’ni salt yapıyorum.

Son olarak şehirdeki değişimler resimlerinize yansıyor mu?

Görmüyorum onları. Onların hiçbirini görmem. Ben şimdi Ayasofya’nın arkasında görünen gökdelenleri mi göreyim? Ben görmek istediğim gibi çiziyorum. İstanbul’u olması gerektiği gibi çiziyorum, bozulmamış bir İstanbul. Şöyle bir hikâye var. Ressam bir kadına âşık oluyor. O dönemde kadın on sekiz – yirmi yaşlarındadır. Sonra insan altmış yaşına gelip o kadını çizdiğinde o kadın hala on sekiz yaşındadır. Nasıl görmek istiyorsan öyle çiziyorsun. Sevdiğin bir insanı ağlarken çizebilir misin? Ben çizemem çünkü sen onu öyle görmek istemezsin. Sen sevdiğin bir insanı çizdiğin zaman hep mutlu çizersin. Örneğin ben, Che Guevera’yı gülerken çiziyorum. Atatürk’ü hep öyle çiziyorum. Ben onları kalbimde, ruhumda, özümde nasıl görüyorsam öyle çiziyorum, İstanbul’da öyle işte. Vapurları bile. (gülüyor) Gerçekten bir boğaz resmi çizdiğimde o vapurları koymam oraya.

Aycan SERCAN

aycansercan483@gmail.com

Bir yorum

  1. Beni gülümseten bu röportaj çok geç okuduğum için üzüldüm şimdi. Son da ben salt gördüğümü çizerim . ‘Gerçekten bir boğaz resmi çizdiğimde o vapurları koymam oraya.’ dediği kısımda tepkileri canlandı gözümde. Gülümsedim. Tanışmak istedim. Bilmem mümkünü var mıdır ? Tebrikler canem ????

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*