Anasayfa » ÖYKÜ » S/us Düğümü | Seda BAŞTAŞ

S/us Düğümü | Seda BAŞTAŞ

Canımdan başka verecek neyim kaldı ki, dedi adam iki dudağının arasından zor duyulan bir sesle. “Eğer mutlu edecekse sizi, alın, parçalayın. Lime lime olan etlerimi atın kurtların önüne. Belki doyurur aç gözlüleri yetimin eti. Almayı maharet sayıp vermeyenlere inat, alın kalbimi de parçalayın ellerinizde. Zaten kırık, yaralı, harap… Düğümlenmiş s/uslarınızı çözmeden bitirin bu işi yoksa bir ucundan tutup bütün damarlarınızı sökeceğim.”

Gülüştüler adamın söylediklerine, kanına enjekte ettikleri uyuşturucunun etkisiyle saçmaladığını sanıp. Halbuki hayatında söylediği en doğru sözlerdi ağzından çıkanlar. Hüsranlar, vefasızlıklar, aldanışlar öyle yaralamıştı ki kolu kanadı kırık kuşlar gibi kalmıştı ortada. Özgürlüğün tadını yaşayamamıştı ve sevilmemişti hiç delicesine severken herkesi. Acıyan bakışlara maruz kalmak ne demek bilir misiniz? Yırtık ayakkabılarla dolaşmak senelerce ve nasır tutan parmakların acısını hissetmek her adımda. Horlanmak, itilmek ve kimsenin okşamaması saçlarını… Ne demek bilir misiniz?

O biliyordu. İlk kez değer gördüğü bir toplulukta olduğunu sanmıştı. Onun gibiydi herkes. Kirli, yaralı ve suçlu… Nihayet birkaç kuruş görmüştü cebi. Hırsızlık yaparken yakalanmıştı bir kez. İki sene yatıp döndü sokaklara.

Sokaklar… Evi, yurdu.

Kaldırımlar… Avuç açıp, dilendiği mekân. Ve onurunu da insanların ayaklarına serdiği yer.

Ağaçlar… Sonbaharda hüzün, yazın ise hayaller.

Ve kuşlar… Kanatlarından azat edilen göç çığlıkları.

Arka sokaklarda kaç kişiyi yaraladığını bilmiyordu. Kafasını uyuştururken ruhunu da ölüme hazırlıyor gibiydi.

Bir gün, gasp etmeye çalıştıkları adamın kızı korkuyla kaçarken hızla gelen arabayı görmedi. O gün hep geceydi, her yer karanlık… Mazi araladı defterini ve çocukluğunun iç yakan sayfası belirdi gözünün önünde. On yaşlarındayken birkaç kötü adam babasını bıçaklamıştı. Maaşı yeni yatmıştı ve gururla oğluna ışıklı ayakkabı almaya gidiyordu, mutluluğun zirvelerinde el ele yol alıyorlardı. Sonra koşa koşa eve geldiğinde annesinin de kaza geçirdiği haberini almıştı ablasından. Aynı gün kader ondan hem annesini hem de babasını almıştı.

Şimdi ise küçük kız, öylece, yerde, kanlar içinde…

O günden sonra tek istediği, iyi bir insan olmaya çalışmaktı ama bırakmıyorlardı onu. Bu pisliğe giren çıkamıyordu. Polise gidip ihbar etmesinden korkan arkadaşları her gün daha fazla dozda uyuşturucu enjekte edip uyuşturuyorlardı, ellerinden, ayaklarından zincirleyerek.

Ölüyordu…

Her geçen gün daha da eriyen bedeni, hislerini de eritmeye başlamıştı.

Bir gece yastık altında sakladığı kalem ve kâğıdı alıp şunu yazdı:

“Cehennem… Bekle beni. Yanmaya geliyorum. Ancak kül olup ufalanırsam diner içimdeki ızdırap.”

Ertesi sabah derin bir bıçak kesiği gördüler boğazında ve yerde kan denizi… Cansız bedenini battaniyeye sarıp gömdüler ormanlık alana. Zaten arayıp soranı da olmayacaktı. Bir insanın daha kördüğümü çürümeye yüz tutmuştu, cehennemin arka sokağında…

Seda BAŞTAŞ

sedabastas@hotmail.com

Seda BAŞTAŞ

Seda Baştaş 14.06.1986 tarihinde dünyaya gelmiştir. 99 Gölcük depremi onun iç dünyasında da derin sarsıntılar açmıştır. Zira hayatını iki döneme ayırmıştır: "Fay hattından önce ve fay hattından sonra." 2008 yılında Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olmuş ve aynı yıl mesleğini icra etmeye başlamıştır. 2014 yılında "Leyl-i Efruz" adındaki şiir kitabı yayınlanmıştır. Yazma serüveni ve kitabı hakkında: "İçinde kopan fırtınaları bir türlü dile dökemeyen, anlaşılmamaktan korkan bir kız çocuğu, bir gün hayatını değiştirecek şeyi keşfetti. Yazmak… Yazdıkça rahatladı, rahatladıkça yazdı. Harflerin gizeminin duyulmakta değil görülmekte saklandığını öğrendi. Konuşmaktan çok yazmayı sevdi. Hep kendine yazdı, hep kendisi okudu. Yalnızca hayallerinde saklıydı gönül heybesindekileri başka insanlara dağıtabilmek. Sonrasında sancılı gecelerdeki parıltılarını topladı bir kitapta ve Leyl-i Efruz dedi adına." ifadelerini kullanmıştır.
Seda BAŞTAŞ

Latest posts by Seda BAŞTAŞ (see all)

6 yorum

  1. Eylül Ulusoy

    Bazen “keşke mutsuzluğun ilacı olsa da içsek iyileşsek” diyorum bence mutsuzluğun ilacı sizin yazılarınız yine çok beğendim çok güzel??

  2. Gizli kalmış duyguları, görmezden gelinen gerçekleri sihirli sözcükleriyle dillendiren muhteşem kadın… Yine harikalar yaratmissiniz. Yüreğinize sağlık ??

  3. İçli bir metin duygusallastim bir an. Az ve öz ilerleyen öykün için tebrik ederim. Kalemine yorumuna sağlık.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Scroll UpScroll Up