Anasayfa » ÖYKÜ » SEL | Rênas ROZ

SEL | Rênas ROZ

“Sen; kötü biten kısa bir öyküsün..”

Bütün öyküler ağır… Hatta yalan, yalan kadar ağır…

Oysa daha karanlıktaydı, gece gibi… Yeni yeni aydınlığı tanımaya başlamıştı gözleri. Beklediği gün ne zaman gelecek diye sorardı güneşe. Karanlığın içinde, nasıl da konuşabiliyordu sıcak sarı, bu çelişkiye kendisi bile şaşıyordu. Ama güneşte çelişkiyi seviyordu onun gibi işte.

Yüzünü bir yere dönmeye korkuyordu hep. Çünkü yüzünü neye dönerse dönsün, başka bir şeye sırtını dönmüş olacaktı. Yaşam bundan ibaret değil miydi? Değildi, belki de kendini kandırıyordu, ondan başka kim bilebilirdi ki bunu?

Yazmak istediği bütün öyküler bir şehirde boğulmuştu. Yazdığı bütün şiirler yine aynı şehirde kaybolmuştu üniformalı, silahlı adamların ellerinde. Şimdi umut edebileceği geçen günler kalmıştı sadece gözünde, gönlünde. Günler, güneşe hasret akıyordu yavaş yavaş, çok ağırdı. Su çok ağırdı, rüzgâr çok ağır, bulut çok ağırdı, yağmurlar çok ağır. Sele kapılmıştı. Suyun basıncı, o hızla akıp giden koca taş parçaları, parça parça etmişti bedenini. Cenazesi bile yoktu. O parçalar çok ağırdı…

***

Cümleye nasıl başlayacağını düşünüyordu çünkü aklından geçenleri asıl olarak hangi cümlenin yansıtacağını bilmiyordu. Yazdığı her şeyde çektiği sorun da buydu. Ne yazarsa yazsın ya da cümleye nasıl başlarsa başlasın ona eksik geliyordu. Çokça kâğıdı yırtıp çöpe atmıştı. Gördüğü, yaşadığı şeyleri anlatmaya mı korkuyordu yoksa? Ya da altından nasıl kalkacağını bilememenin kaygısı mıydı bu?

Yıllar önce yaşadığı bir anı hayatından bir parça olmuştu ve peşini bırakmıyordu. Bunun ağırlığı ile yaşamak zordu. Bunu anlatsa belki yüreği hafifleyecek ve unutacaktı. Aslında yüreğinin az da olsa hafiflemesi ona yeterdi. Unutmayacağını biliyordu. Biraz hafiflese ve huzurlu bir uyku çekseydi, kendine gelirdi belki. O anı, rüyalarında bile onu yalnız bırakmıyor, uykudan ter içinde uyanıyordu.

Belki de anı falan yoktu. Belki de hiç yaşamamıştı, yaşıyor gibi yapıyordu. Yılların geçtiği doğruydu ama yılların geçiyor olduğu onda bir anlam buluyor muydu ki?

Yola çıktığından beri tek başına kalmışlık hissi onu hiç rahat bırakmadı. Gerçekten yalnızdı da belki. Etrafındaki insanlar onun yalnız olmadığı anlamına gelmiyordu onun için. Anlaşılmak mı istiyordu ya da yanlış anlaşılmaktan mı korkuyordu? Anlaşılamamaktan daha kötüdür derdi yanlış anlaşılmak. İçinde akan bir kan seli vardı ve bu akıntıyı bir türlü durduramıyordu. İçindeki bu sel, her şeyini alıp sürüklüyordu ve yok ediyordu.

Hayatında yapamayacağı şeyleri dillendirmemesi gerektiğini öğrenmişti bir kere, bu yüzden çok fazla yapacaklarını anlatmazdı, belki yapamam korkusuyla. Söylediği zaman kölesi olacağını biliyordu.

Gizlice şiirler okuyordu kendine. Gizlice yazıyordu bazen de. İnsanların buna saygı duymayacağını düşünüyordu, olduğu çevre böyleydi. Yıllarca yazdı, yazdı ve yazdı ama sonra bir sele kaptırdı yazdıklarını ve bir daha gören olmadı. Kötü kaderi belki de böyle başlamıştı. Önce defterlerini sele kaptırmıştı, sonra kendini. İçinde akan kan selini de unutmamak gerek.

Dünyanın bir kaostan ibaret olduğuna inanıyordu artık. Değişmeyeceğini söyler dururdu, kimseye değil kendine. Dünya bir kaostu ve bizler bu kaosta savrulanlardık. Bazıları güçlü çıkardı, güçlü olmak için kötü olmak gerekiyordu, güçlünün güçsüzü ezme kuralı giriyordu devreye sanırım. Bunun doğru olmadığını ama bir hakikat olduğunu söylüyordu. Doğru olmayan şeylerde kendi hakikatini kuruyordu. Kaos hiç bitmeyecek ve hiçbir şey değişmeyecekti. Birileri içten mücadele verecek ve ölecekti belki de. Hep öleceklerdi. Ya değişen ne olacaktı? Ya da değişmeyen? Değişeni bilemem ama değişmeyen “değişme” umudu olacak derdi. Bütün düşüncelerini bir tek kendiyle paylaşırdı. Bazen yazardı bunları ama yakmazdı, “bir Kafka değilim” der gülerdi. Kafka’nın arkadaşının, yakacağına söz verip, onun yazdıklarını yakmayıp yayınlaması Kafka’ya bir ihanet mi diye sorar, bir cevap arardı. Yaksaydı da insanlığa mı ihanet olurdu? Düşünmekten yorulup “bana böyle ihanet edecek bir arkadaşım bile yok” derdi. Sonra aynayı yumruklardı, yerdeki kanları silerdi sessiz sedasız.

Kaç kez intihar etmeye çalıştı, kendisi bile bilmiyordu. Acaba onu intihar etmekten alıkoyan hâlâ kendine bile itiraf edemediği bir umut muydu? ‘Değiştirebilme’ umudu. Bunun için “yok canım, kendimi bile değiştiremiyorum” der, ellerindeki kesiklere bakıp gülerdi. İntihar acaba bir kaçış mıydı? Yoksa üretemiyorsan, tüketme diyerek yapılan bir eylem mi? Ölümümü bile ben belirlerim demek miydi? Tanrı kitabında intiharın günah olduğunu söyler durur. İnsanları intihara sürükleyen sebeplere değinmez ya da buna karşı bir şey yapmaz. Merhametli olduğunu söyleyip onun verdiği canı, insanın kendisi almasına karşı, onları cehennem azabının beklediğini söyler. Böyle de kibirlidir işte. Ben verdim, ben alırım. “İşte düzen de bunu der hep” derdi kendine. Peki intihara anlam biçmek ne kadar doğru olabilirdi ki? Kendini deli gibi görürdü bazen. Bunları kendine sormasından dolayıydı bu. Bir amaç uğruna intihar ediyorsan ve bunu milyonlar destekliyorsa, bunun bir anlamı vardı hatta inandığın olduğun ideolojiye göre şehittin fakat yaşamaya değer bir şey göremeyip acı çekmek yerine kendi canını alıyorsan zayıftın ve kimse cenazeni kaldırmayı bile gerekli görmezdi. Neden?

***

Bir gün, bir dağ, bir dere. Yağmur çok şiddetliydi, şimşekler çok fazla hiddetliydi. O da oradaydı. Yağmur yağdıkça dere taşıyordu. Taştıkça onun gözleri büyüyor ve kahkahalarla gülüyordu. Gökyüzüne bakıp teşekkür ediyordu. Dağlara bakıp tavşan oluyordu. Dereye bakıp, balık. Artık bir sele dönüşmüştü dere. İçinden gümbürtüler geliyordu, kocaman kayaları sürüklüyordu belliydi. Bu ses onu korkutmuyor, kendine çekiyordu. Kaosun sesiydi bu. “Kimse öldüğümü bilemeyecek, intihar ettiğimi bilemeyecek, kimse beni bulamayacak, kimse içimdeki anıya ulaşamayacak” diye çığlık attı tavşan, dağ duymadı. Susuzluk nefesini kesiyordu, su onu çekiyordu, kendini tutamadı, suya atladı balık.

Rênas ROZ

renas.roz@hotmail.com

Rênas ROZ

Rênas Roz, 1998 Eylül, İstanbul doğumlu. Küçük yaşlardan beri okumaya - yazmaya hep ilgi duydu ve yazar olma hayali kurdu. Bu hayali için çaba gösteriyor ve kendi imkanlarınca, bu alanda kendini geliştirmeye çalışıyor. Öykü ve şiir yazıyor. 'Bir gün hayal ettiğim gibi bir kitabım yayınlanırsa, okumak isteyen herkes çalabilir, önemli olan okumak,' diyor. Daha çok bunalım, çelişki ve varoluş sancısı konularında yazıyor. Kendini böyle daha iyi ifade edebildiğini, yaşanmaya dair değerlerin yok edildiği bir dünyada az da olsa, sorgulayabilme ve sorgulatabilmeyi istiyor.

Latest posts by Rênas ROZ (see all)

Bir yorum

  1. Hikayeyi çok beğendim. Anlatımı güzel her ibare insanı anlatıyorken suya atladı balık diyerek bitirmek ters köşe oldu. Demem o ki sevgili Renas, öykünün aklıma yerleşen anlamında balık yer tutmadı. Tabi yazı akışı yazarın düş dünyasıyla ilgili belki böyle demek yanlış görülür, ancak söylemeden edemedim. Kalemine sağlık 👏👏

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Scroll UpScroll Up