Aşkın Başka Bir Hâli: Kırık Bir Aşk Hikâyesi | Duygu KAYA

Kırık Bir Aşk Hikâyesi - Görsel

Aşkın Başka Bir Hâli: Kırık Bir Aşk Hikâyesi | Duygu KAYA

Kırık Bir Aşk Hikâyesi - Görsel

Aşkın Başka Bir Hâli: Kırık Bir Aşk Hikâyesi

Film dinlenme tesisinin telefonundan konuşan Hümeyra’nın sesi, Ayvalık’ın görüntüleri ve Cahit Berkay’ın eşsiz müziği ile başlar. Gösterim tarihi 1981 olan film, Ömer Kavur’un yönetmenliğini ve aynı zamanda yapımcılığını üstlendiği bir filmdir. Bu noktaya bir alıntı ile değinmekte fayda var: “Türk sinemasının o yıllarından bu yıllarına gelen en değerli gelenek ise, maalesef hükümetin sinemaya olan desteği yeterli gelmediği için bütün yönetmenlerin kendi filmlerinin yapımcıları olmayı istemeleri ve tüm zorluklara rağmen üretmeye ve sinemamızı ayakta tutmaya çalışmaları. Yazarlıktan, kısa filmcilikten ya da sinema-televizyon ekolünden gelen bu yönetmenler, tüm imkânsızlıklarına rağmen büyük bir potansiyele sahip olan Türk sinemasını ayakta tutmayı başarmış ve ona yeni bir soluk getirmişlerdir.”[1]

Oyunculuklarını Hümeyra (Aysel), Kadir İnanır (Fuat) ve Kâmuran Usluer’in (Bedri) paylaştığı bu film, karakterler üzerinden hem bireylerin toplumunu hem de toplumun bireylerini tanıyabileceğimiz bir eser. Film edebiyat öğretmeni olan Aysel’in, İstanbul’dan sadece bir mekân olarak değil, orada yaşadıklarından uzaklaşmak isteyip atandığı kasabaya yerleşmesi ile başlıyor. Bu yerleşme ile kasaba yeni bir aşka şahit oluyor fakat bu aşk dilden dile anlatılan, özenilen bir aşk değil. Fuat ile Aysel için belki öyle ama diğerleri için ötelenen, gizli kapaklı dedikodusu yapılan bir aşk. Hatta aşk bile değil.

Kırık Bir Aşk Hikayesi - Ömer KavurBir duygu eylemi olan aşk sayesinde toplumu tanıyabilir miyiz, evet bu filmde de olduğu gibi tanıyabiliyoruz. Çünkü toplum sevginin görünür hâlleriyle ilgileniyor, kimler arasında yaşandığı, nasıl yaşandığı vb. Kabul edilir olmanız için bunlardan onay almanız bekleniyor. Onların aşkı da tahmin edeceğiniz üzere onaylanmayan bir aşk. Onaylanmayan bir aşkta, Aysel kadın olduğu için namussuz kelimesine maruz kalırken, ataerkil bir toplum yapısında Fuat’ın sevgisi gelip geçici bir hayal olarak ve “erkektir yapar” sözüyle dillendiriliyor.

Peki, karakterler üzerine neler söylemek mümkün? Aysel kendini ve insanları seven, onları anlamaya çalışan, ne istediğini bilen, Ömer Kavur’un filmlerinde çokça rastladığımız birey olma hâlini, birey olmaya çalışma sürecini tamamlamış bir kadın. Fuat ise aradan geçen yıllardan sonra kendini bulmaya çalışan, ben ne için yaşıyorum, neler yapıyorum diye sorgulayan bir karakter. Belki ona bunları sorgulatan da içinde bulunduğu durum.

İşte Aysel ile Fuat, Aysel kendi istekleri ile bu kasabaya yerleşirken, Fuat bu sorularla gitgide yalnızlaşırken karşılaşırlar. Sonraki sahnelerde Fuat ile Aysel’i hayat üzerine konuşmalar yaparken, birbirlerine sevgilerini söylerken görürüz. Onlarla beraber aşkın yoğun hâline şahit oluruz. Onları beraber görmediğimiz sahnelerin dışında Fuat’ın içinde bulunduğu durumu, kendi ailesi ve nişanlısının ailesi ile olan çatışmasını görürüz, yani toplumun görünen en küçük hâli ile çatışmasını. Fuat, Aysel ile birlikte olduğunda kendi varoluşunu tamamlamaya çalışırken, ailesi ile birlikte olduğunda toplumun ona biçtiği rolü oynamak zorunda kalır. Bu durumda fikirlerimizi Aysel’e çevirirsek Fuat’ın bu durumu karşısında kendi karakterini koruyarak olanlara dayandığını görürüz. Aysel’in gitme isteğini Fuat bir türlü anlamaz, sorunu çözümü erk bir biçimdedir, belki de gitmek en güzeliyken savaşır. Belki de gitmekten korkar ve yavaş yavaş bu sevgiyi yok eder. Elbette filmin sonunda bir gidiş vardır fakat bu Aysel’in gidişidir ve Fuat, olduğu her şeyi koruyarak kalır. İş adamı, koca ve baba olmuştur. Erk olmayı seçmiştir.

Aysel ile Fuat’ın dışındaki birçok karakter toplumun iyi kötü farklı görünümleridir. Ömer Kavur bunları anlatmak için bazı sembollerden yararlanmıştır. Bunu özellikle mi yaptı bilmiyoruz fakat bunları sembol olarak yorumlamak çok mümkün.

Gözüme çarpan ilk sembollerden biri, eski edebiyat öğretmeninin Aysel’e bıraktığı sarmaşık bitkisi. Sarmaşık Yunanca sarmal kelimesinden geliyor ve dolantılı birbirine dolanan anlamı taşıyor.[2] Bu sembol bize hayatı simgeliyor, kendini bu mesleğe adamış emekli öğretmenin ağzından bu sembolü pekiştiren sözler de duyarız: “Öğretmenlik de tıpkı hayat gibidir, sevgi ve anlayış ister.”

Diğer bir sembolse tarih öğretmeni Zehra’dır. Zehra öğretmen abartılı, teatral konuşmaları ile absürt bir tiyatrodan fırlamış gibidir. Toplumun kötücül, yüzeysel ve kaba hâllerini abartılı bir biçimde sergiler. Her seferinde bunu gözümüze sokar, bizi uzaklaştırır.

Bir diğer sembolümüz ise Bedri Hoca’dır. Burada Bedri Hoca’nın kendisi bir semboldür resimleri ile birlikte. Bir şeyleri değiştirme heyecanı ile dolan fakat artık deneme gücü kalmamış, hak ettiği değeri bulamadığını düşünen yalnızlık çeken bir aydındır, sonunda kendini huzuru bulduğu yere yani derin sulara bırakır. Bu artık onun değil toplumun bir sorunudur. Yani yönetmen bir dönemin aydınlarının yaşadıkları bunalımı da Bedri Hoca ile bize anlatmaktadır.

Fuat’ın nişanında küçük bir rol alan belediye başkanı hepimizin gözüne çarpacaktır. Belediye başkanı sistemin devamını niteleyen bir semboldür, ezbere söylenen, duygu içermeyen sözleri de bunu destekler: “İnsanlar doğarlar, büyürler, yuva kurarlar, çocukları olur, çocuklarının mürüvvetini görürler, hayat böylece devam eder.”

Bu filmde, mutlu bitmeyen bir aşktan ziyade Türk sinemasının farklı bir yüzüne, Bedri Hoca’nın da söylediği gibi kısır çekişmelere şahit oluruz. Bir şeyleri değiştirebilecekken değişmemizi engelleyen, toplum tarafından atanan rollerin, senaryoların etkisini görürüz. İşte bu yüzden bu film Türk sinemasının değerlilerinden. İzlemeyenler için şimdiden iyi seyirler.

Duygu KAYA

duygukaya363@gmail.com

[1] https://www.bagimsizsinema.com/orta-kusagin-unutulmaz-filmleri-1980-ve-1990li-yillarda-turk-sinemasi.html

[2] https://www.wikiwand.com/tr/Duvar_sarmaşığı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*


Shares