Carol: Seksi Bir Kadın ve Onun Küçük, Tatlı Kadını | Duygu KAYA

Carol - Film Görseli

Carol: Seksi Bir Kadın ve Onun Küçük, Tatlı Kadını | Duygu KAYA

Carol - Film Görseli

Carol Film İncelemesi

Hayatın işleyişini çözmüş olgun bir kadın, farklılıkları ve istekleriyle kendini keşfetmeye yeni başlayan küçük bir kadın ve diğerleri yani diğer oyuncular, yönetmen, senarist, yapımcı, tüm kamera arkası çalışanlar ve biz izleyiciler…

Bir izleyici olarak ben, bu film hakkında sizinle neler paylaşacağımı düşünürken öncelikle bu filmi bir yere koyma ihtiyacı güdüyorum. Yani bu film şu kategoride mi, bu kategoride mi, bu film nerede? Sonra bunu düşünürken bu filmi bir yere koyamadığımı fark ediyorum. Mesela benim için Yurttaş Kane filmini bir yere koymak pekâlâ mümkün ve diğer birçok film için de bu mümkün fakat bir hafta sonu keşfettiğim bu film; herhangi bir hafta sonum gibi dingin, samimi ve iliklerine kadar doğal. Film böyle olunca, filmin yarattığı etki de öyle oluyor. Filmi izledikten sonra bir nefes alıp huzur doluyorsunuz sanki.

Todd Haynes’in yönetmenliğini yaptığı, The Price of Salt kitabından uyarlama olan bu film iki farklı kadının hikâyesini, artık birbirlerinin hikâyeleri olarak anlatıyor. Carol otuzlu kırklı yaşlarda, bir çocuk sahibi, evli bir kadın; hepimizin çoğu zaman tanık olduğu kâğıt üzerinde bir evlilik bu. Evli olduğundan özellikle bahsediyorum, çünkü Carol evli olduğu için bazı zorlamalara tabi tutuluyor. Therese yirmili yaşlarda, kendine ait zevkleri olan, hayatın ne olduğunu yeni yeni keşfetmeye çalışan bir kadın. Peki bu iki kadının yolları nasıl ve nerede kesişiyor? Gün içerisinde birçok insan ile yollarımız kesişeceği gibi onların da yolları bir noktada kesişiyor fakat farklı olan şu ki onlar göz göze geldikleri ilk andan itibaren birbirlerine dahil olmak istiyorlar, biz seyirciler için bunu anlamak çok da zor olmuyor. Her hikâye birçok çatışmaya sahip olduğu gibi, bu iki kadının hikâyesinde de çatışmalar yer alıyor. 1950lilerin Amerika’sında geçen film, o dönemin özelliklerini kıyafetleriyle, sokaklarıyla, düşünce tarzlarıyla içinde barındırıyor. Karakterlerimiz de bundan payını alıyor.

Carol ile Therese, bir oyuncakçı dükkanında; Carol kızına yeni yıl için oyuncak almaya çalışırken, Therese müşterilere tezgahtarlık yaparken tüm enerjileri ile birbirlerine yaklaşıyor ve tanışıyorlar. Oluşan enerjinin bir akma yolu bulduğuna inanıyorum, belki de yönetmen ile aynı fikirdeyiz ki Carol’un eldivenlerini Therese’nin tezgahında unutmasını sağlayacak bir sahne çekiyor. Bu filmden küçük bir taktik alıp -ve özellikle de bir yaz ayında iseniz- eldivenlerinizi unutmaya çalışmanız epey komik olacaktır fakat unutmayın ki oluşan enerji akmak ve sabit hâle gelmek için bir yol bulur. Bu yaklaşmanın en basit hâli olan tekrar görüşmek, karşındakine ulaşmak için bir yolun bulunması gerçekte karşılaştığımız en basit hâliyle filmde gerçekleşiyor. Karşıdakine ulaşmak için delicesine çabaladığımız anları düşününce bu sahne yüreklere su serpici oluyor.

Carol ile Therese’nin enerjisi de eldivenler, -burayı tanışmaları olarak düşünüyorum, sonra eldivenlerin çıkmış hâli yani hislerinin anlaşılması, birbirlerine olan hislerini fark etmeleri ve ellerin el olma durumu yani benim için hislerini aktarma hâli, dokunuşlar- ile yol alıyor. Bir çift eldiven için böyle bir sembol ve serüven oluşturmak ne kadar mümkün bilmiyorum ama bunu yapma hakkını ve isteğini kendimde buluyorum. İlerleyen sahnelerde Carol ile Therese’nin istekliliğini ama isteklerinin karşı tarafı korkutacağından çekinerek yavaş yavaş yol almasını izliyoruz. Belki de bu korkuyu taşıyan sadece Carol, bunu Therese’ye alan ve zaman yaratarak onu yavaş yavaş sevmesinden, ona uzaktan bakmasından anlayabiliriz. Carol belki de bugüne kadar birçok kez incinmiş bir kadın olarak Therese’yi incitmekten korkuyor. Carol’un tedirginliği sürüp giderken Therese’nin adeta bir çocuk gibi duygularını açığa vuruşu onları sevgilerinin birbirlerine karışacağı ana alıp götürüyor. O anla beraber Carol’un ve Therese’nin ne yapacağını bilmez hâlleri yok oluyor ve yerini birlikte bir yaşama bırakıyor. Filmin güzel ve heyecan veren bir noktası da bu aşkın Carol ile Therese’nin çıktıkları seyahatte başlaması. Uzun zaman önce okuduğum bir kitap; kadınların gezgin olduklarından, yolda yenilendiklerinden ve kendileri tekrar tekrar bulduklarından bahsediyordu. Filmin bu noktası da Therese ve Carol için yeni bir kendini bulma hikâyesi taşıyor olabilir.

Carol - Film Görseli

Bu hikâyede sadece Carol ile Therese’den bahsetmek mümkün değil çünkü filmin her sahnesinde her şeyin mükemmel gittiği aşkın en yalın ve saf hâlini gördüğümüz anlara şahit olmuyoruz. İçinde bulunulan toplumun bakış açısını, onun yarattığı yaraları ve engelleri de görüyoruz. Carol yaşadığı aşktan dolayı çocuğunu görememekle tehdit ediliyor. Therese’ye gelince yaşadığı bireysel hayat, onun toplumdan daha bağımsız olduğunu düşündürse de o da yara alıyor ve olanlar için kendini suçluyor.  Evet, bunlar filmde gördüğümüz diğer sahneler fakat film bittiğinde üzerine düşündüğümüz zaman aklımızda kalan şeyler filmin bizi iki güzel kadının yaşadığı aşka yavaş yavaş bir seyirci olarak dahil edişi oluyor. İşte bu yüzden yazmak için bu filmi seçtim, bu filmi farklı kılan, yazmaya paylaşmaya değer bulduğum yanlar bu oldu. Film ne içinde bulunduğumuz sorunları ardılıyor ne de hislerin istediği gibi yaşanmasından doğacak sıkıntıyı duyguların önüne geçirmemizi sağlıyor. Film bittiğinde ne Carol’un zalim eşini ne de eşinin annesinin ters suratını hatırlıyoruz. Onların yaşamdaki birer gürültü olarak geçip gittiğini düşünüyorum, kim gürültülerin güzel olduğunu savunabilir ki?  Filmlerin içinde bulunduğu dünyayı yansıtmasını ve izlediğimizde “Evet, ben de bunu yaşıyorum!” demeyi bekleyebilirsiniz ve bu film hepimize evet böyle de yaşanabilir diyor, o yüzden izlemeye değer olduğunu düşünüyorum.

Carol filmi, “ötekiyi” anlatan bir film gibi gözüküyor olsa da bunun bir ötekilik olmadığını bize hissettirmesi ile kendini kusursuz yapıyor. Ötekine üzülmeyip ötekinin hislerini paylaşabildiğimiz bir film oluyor. Bu da sinemanın -yani genel düşünürsem sanatın- gücünü hissettiriyor.

Film yeni yılda geçiyor ve biz de 2021’ye yeni girmişken, yeni yıla dair birçok beklentimiz varken, yılımıza umut olacağını düşündüğüm bir film oluyor. Armağansız yeni yıl olmaz, Therese’nin Carol’a yeni yıl için armağan ettiği plağı da dinlemek isteyenler için aşağıya link bırakıyorum. İyi seyirler.

Duygu KAYA

duygukaya363@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*


Shares