Corpus Christi’den Edward Munch’a Bir Benzeşim | Duygu KAYA

Corpus Christi

Corpus Christi’den Edward Munch’a Bir Benzeşim | Duygu KAYA

Corpus Christi & Edward Munch

Corpus Christi (Boze Cialo) Film İncelemesi

Corpus Christi 2020 Engelsiz Filmler Festivali seçkisinde yer alan, prömiyerini 2019 Venedik Film Festivali’nde yapan ve 2019 Toronto Uluslararası Film Festivali’nde Çağdaş Dünya Sineması bölümünde gösterilen Polonya yapımı film.[1]

Film ıslahevindeki Daniel’in ıslahevinden çıkıp rahip kostümünü üzerine giymesi ve bir rahip gibi davranmasını anlatıyor. Eğer gerçekten bir rahip olsaydı Daniel’in neler yapabileceğini hep beraber görüyoruz. Şunu da eklemekte fayda var, Daniel aynı zamanda rahip olmak ve sınavlara hazırlanmak isteyen bir genç fakat ıslahevindeki peder ona, bir suçlu olduğu için bunun mümkün olmadığını söylüyor. Belki burada istekleri için her şeyi göze alan bir genç sembolü ile karşılaşabiliriz çünkü Daniel’in rahip olduğu kasabada yaptıklarının hepimizi duygulandırdığı, aynı zamanda hepimize umut verdiği kesin. Kasabadaki insanların da umudu Daniel çünkü kasaba acı bir olayı bünyesinde barındırıyor ve bu olaydan sadece nefret, kin bunların sonucunda din sosyolojisinde çokça karşılaştığımız bir günah keçisi doğuruyor.

Islahevinde geçen sahnelerde günümüzde de tanık olduğumuz birçok olay ile karşılaşıyoruz. Dini bir eğitim vererek çocukları eğitme, onlara bir iş bulma ki bu işler genellikle bir fabrikada eleman ihtiyacını giderme amacı güdüyor ve tarihte ıslahevlerinin sanayi okullarına dönüşmesi de bunu destekliyor.[2] “Suçluya” iyi bir şey yaptırmak, onu ehlileştirmek kisvesi altında insanlar, ihtiyacın olduğu yere bir makine misali ekleniyor. Pederin ıslahevindeki gençlere istismarını birebir görmesek de bunu sezmek çok da imkânsız olmuyor çünkü yıllardır bu tarz haberleri görüyor ve her türlü istismarın bir daha olmaması için umut ediyoruz.

Soldaki fotoğrafta filmdeki oyuncumuz Daniel, sağdaki tablo ise hepimizin aşina olduğu Edvard Munch’ın Çığlık adlı eseri. Daniel’i (Bartosz Bielenia) gözlerinin büyüklüğü ve filmdeki saç kesimi ile Edward Munch’ın cinsiyetsiz, çığlık atan insan figürüne benzetmek mümkün fakat asıl benzeşimi yapmamıza sebep olan Daniel’in çığlıkları. Daniel’i sürekli çığlık atarken görüyoruz, hatta çığlık attırırken. Yaşadıkları bu üzücü olay karşısında rahip kimliğini kullanarak kasabadakilerden çığlık atmalarını istiyor. Onları bu şekilde rahatlatmaya çalışıyor ve onların her zamanki Tanrı’yı öven dualarından farklı olarak, Tanrı’nın acımasızlığını da dile getiriyor.

Kasabadakilerle beraber kendisi de çığlık atıyor. Burada aklımıza şu soru geliyor: Daniel’in çığlıkları neye, kime ve neden kimse onun çığlıklarını bilmiyor? Edward Munch’ın tablosundaki çığlıklar duyulmadığı gibi Daniel’in çığlıklarını yani yaşadıklarını, içinde bulunduğu durumu da kimse duymuyor. Sonra Daniel’i kiliseden ayrılacağı zaman, veda ayini sırasında da kendini tüm hâliyle yani düşünceleri ve onu taşıyan bedeni ile dışa vurduğunu görüyoruz. Filmde başka ekspresyonist ögelerle karşılaşmak da mümkün, kilisedeki Çarmıhta İsa tasviri: Teknolojik gelişmelerin yaşandığı buna karşın savaş ve gözyaşının hâkim olduğu bir dönemde, ekspresyonistler, kötüye gidişi fark etmişler, toplumu uyarmak için bir çıkış yolu aramışlardır. Köleliğin her türünü reddetmişler, savaşsız, barış içinde insanca duyguların hâkim olduğu yeni bir dünya görüşü ve yeni bir insan tipi oluşturmayı amaçlamışlardır. Bu konuda en büyük güç, doğru algılanması ve yaşanması gereken din yani Hristiyanlık olarak kabul edilmiştir. ‘Çarmıhta İsa’ tasvirleri ise bu duyguları simgeleyen bir sembol olarak kullanılmıştır.”[3]

Corpus Christi

 Kiliseden ayrılıp ıslahevine geri götürülen Daniel’e sanki şunların söylendiğini hissederiz:

“Sen buralısın ve burada kal.”

Son sahnede Daniel’i kanlar içinde görüyoruz. Kan, bize şiddeti bunun beraberinde suç olgusunu çağrıştırıyor. Suçlu olması istenilen Daniel, suçlu olmaya devam ediyor.

Yönetmenliğini Jan Komasa’nın yaptığı film, bize Daniel’in rüyasının kısa bir zaman gerçek olmasını gösteriyor, bununla beraber rüyası gerçek olsa neler yapabileceğini görüyoruz. Filmde pedere yardımcı olan, kazada bir çocuğunu kaybeden annenin güzel değişimine de değinmekte fayda var. Sürekli asık suratlı olan, bu surattaki ifadenin değişmeyeceğini düşündüğümüz Lidia’yı (Aleksandra Konieczna) filmin sonlarına doğru gülümserken görüyoruz.

Kurumların amacını sorgulamak da bu filmle epey mümkün. Kurumlar insanların istediğini yapmasına imkân mı tanıyor yoksa onları kendi istekleri doğrultusunda mı şekillendiriyor? Anlayacağınız karşılaştığımız birçok şeyi güzel bir senaryo (Mateusz Pacewicz) ve etkileyici bir kamera ile anlatan bir film olmuş. Keyifli izlemeler.

Duygu KAYA

duygukaya363@gmail.com

 

[1] https://ortakoltuk.com/film-elestirileri/isanin-bedeni-corpus-christi

[2] https://www.wikiwand.com/en/Reformatory

[3] https://dergipark.org.tr/tr/download/issue-file/1144

2 Yorum var: "Corpus Christi’den Edward Munch’a Bir Benzeşim | Duygu KAYA"

    Bir an önce izlemek için işlerimi aksatmadan yapma motivasyonunu sağlayan bu yazıyı büyük bir keyifle okudum. Çığlık tablosu ile benzeşim kurulması ve kurulan bu bağlantının sebebinin açıklanması da izleyiciye farkındalık katacaktır. Nice keşfedilecek filmlerde buluşmak dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*


Shares