Dayanışma Filmlerini Tanıyalım | Kerem EROL

Dayanışma - Thelma & Louise

Dayanışma Filmlerini Tanıyalım | Kerem EROL

Dayanışma - Thelma & Louise

Dayanışma Filmlerini Tanıyalım

Leyli Sanat Platformu’nun sinema sekmesinden bir kez daha merhaba sevgili sinemaseverler. Başlıktan da anlayacağınız üzere platformumuzun aylık konularına sinema penceresinden bakmaya bu yazımda da devam edeceğim. Tıpkı geçen ayki “adalet” başlığı gibi “dayanışma” da sinemanın ilgi alanına sıkça giren bir olgu. Dayanışma hâlindeki kitleleri, yardımseverleri, iyiliği karşılıksız bırakmayan ya da karşılıksız iyilik yapan insanların hikâyelerini seyretmeyi seviyoruz, kendimi de dahil ediyorum. Bu sevgimizin arkasındaki nedenleri, benim en sevdiğim (ve sevmediğim) dayanışma filmlerinden de örnekler vererek anlamayı deneyeceğim, belki birlikte anlarız. Önceki yazılarıma göz gezdirenler bilir, sadece iyilerden bahsetmeyi beceremiyorum. O yüzden kötüden iyiye bir sıralama yapmaya çalışacağım. Başlamadan bu sıralamanın tamamen kişisel olduğunu da belirteyim.

Yumurta Kapıya Dayanınca Dayanışması: Tüm “el ele verelim, bu sorunu çözelim” hikâyelerinin matematiği en belli, sürprizlere en kapalı, izleyiciye “Heyt be! İşte insanlık!” dedirtmekten başka amacı olmayan dayanışma filmleridir. Bu filmlerde çıkar çatışması, tarihi husumet, fikir ayrılığı, hayat gailesi gibi etkenlerle ayrı gayrı düşmüş iki veya daha fazla grubun, başlarına gelen ortak bir felaket karşısında kendi küçük yüzük kardeşliklerini kurup tek vücut olması işlenir. Ama bu birleşme felaket baş gösterdiği anda olmaz, filmin son bölümüne kadar ekipler her türlü kavgayı ederler ancak başka çare kalmayınca dayanışma kanalı açılır, filmin sonu bağlanır. Felaketten kurtulan kahramanlarımız “yok aslında birbirimizden farkımız” mesajını vermekten de geri durmazlar. Eski anlaşmazlıkların ne kadar yersiz, başka bir dünyanın ne kadar mümkün olduğu izleyicinin gözüne gözüne sokulur.  Üzgünüm ama yaklaşan felaketin ölçeği ve çatışmadan dayanışmaya geçen insan popülasyonu ne kadar büyükse, film de o kadar tırttır sevgili okur. Çünkü uzaylı istilaları, 2012’de biten takvimler, katastrofik iklim değişiklikleri karşısında tek yumruk olan insanlık masalının sürekli önümüze konulmasının tek sebebi, bu birleşmenin gerçekleşmesini engellemek, tüketim toplumunun sürekliliğini sağlamaktır. (Ya da bana öyle geliyor.) Burada anlatılan son nefeste aklı başına gelen insanlar bizleriz aslında, çevremizdeki kötülüğe, duyarsızlığa, kirliliğe karşı hiçbir şey yapmayan bizler. Böyle filmler izlerken vicdan azabımızı azaltırız, kendimizi hâlâ vaktimiz olduğuna inandırır, insanlığın gerektiğinde doğruyu yapacağına güvenimizi tazeler ve tüketim toplumumuzdaki bizi tüketen bireysel hayatlarımıza devam ederiz. Örnek film adı vermeme bu grup için sanırım gerek yoktur.

Fakirlik Ne Güzel Dayanışması: Yurdumuzun eski melodramlarında, komedilerinde sayısız örneğini görebileceğimiz, biraz bize özgü biraz da geride kalmış bir dayanışma türüdür. Fakat kalabalık nüfuslu ve sosyal adaletin doğru düzgün tesis edilemediği her toprak parçasında ana akım sinemanın benzer manevralar içeren ürünleri vardır. Fakir dayanışmasının bir önceki sınıftan farkı süreklilik içermesidir. Fakir ama onurlu bir yaşam süren, fazlasında gözü olmadığı için mutlu, geçim sıkıntısını hâli hazırda dayanışma ile aşan kahramanlarımız, dejenere, antipatik, sevgisiz ve en önemlisi zengin tehdide karşı dayanışmalarının zirvesine çıkarlar ve her şeyi tatlıya bağlarlar. Bir sınıf atlama gerçekleşmez, aynı fakir mutlulukla yaşamlarını sürdürürler ama zengine ciddi bir hayat dersi verirler. Film Türkiye’de elden ele geçirilen karpuzlarla, Hindistan’da pazar yerinde yapılan bir dansla, Amerika’da domuz ağılında büyük toprak sahibinin de kahkahalar atarak katıldığı bir çamur savaşıyla bitebilir. Maksadı bellidir ama izlemesi de keyiflidir be.

Dayanışma - FlawlessAyrımcılığa Karşı Dayanışma: Medeniyetimizin en büyük utanç kaynaklarından ayrımcılığa karşı duran insanların dayanışmaları hem verdikleri mesajın güzelliğiyle hem de çoğu zaman hikâyeleriyle en izlemeye ve izlettirmeye değer filmlerdendir. Dayanışmanın taraflarından biri ayrımcılığa uğrayan sınıftan olurken, diğer taraf bazen başka bir ayrımcılığın kurbanı bazen de ayrımcılık uygulayan topluluğun bir üyesi olabilir. Her zaman mutlu sonla bağlanmasalar da kafa açıcı ve etkileyici filmler bu sınıfta çoktur. Flawless (Joel Schmacher, 1999), Kiss of the Spider Woman (Hector Babenco, 1985) cinsel ayrımcılığa ve homofobiye karşı, American History X (Tony Kaye, 1998) ve Green Book (Peter Farrelly, 2018) ırkçılığa karşı çok güzel hikâyelerdir.

Bu filmleri güzel yapan şey verdiği mesajın dayanışmaktan ziyade karşındakini anlamak hatta anlamasan da saygı duymak olmasıdır. Belki bu filmler için dayanışma doğru sözcük bile değildir, belki bunlar sadece ayrışmamak, aslında bir şekilde aynı olduğumuzu fark etmek filmleridir. Belki bize lazım olan da sadece budur.

Aşırı Yalnızların Çaresiz Dayanışması: Giderek daha iyi sinema örneklerine ulaştık sevgili okur. Yalnızların dayanışması adından da anlaşılacağı gibi bireylerin yollarının kesiştiği, daha çok kader/kadersizlik birliği içeren hikâyelerdir. Kitleleri değil bireyleri buluşturan senaryolar tarafların daha derin işlenmesine, onları daha iyi tanıyıp motivasyonlarını ve yalnızlıklarını daha iyi sindirmemize yardımcı olurlar. Film izleyiciliği, her ne kadar paylaşıldıkça güzelleşen, festivallerin dolu salonlarında tadı çıkan, film sonrası dostlarınızla üzerine konuştukça lezzetlenen bir etkinlik olsa da kişisel bir hobidir. Belki bu nedenle anlatılan hikâyenin de kişisel olması bizi filmin içine daha çok çeker.

Dünya sineması bu tür birlikteliklerin sonsuz farklı yer ve koşulda geçen örnekleriyle doludur. Bosna Hersek’te tarafsız bölgede mahsur kalan iki düşman askerini No Man’s Land’de (Danis Tanovic, 2001), kendisine büyükşehirde bir gelecek arayan kovboyla, şehrin zaten tüketmiş olduğu yerlisini Midnight Cowboy’da (John Schlesinger, 1969), eski bir mahkum ile artık evsiz ve hasta olan eski bir denizciyi The Scarecrow’da (Jerry Schatzberg, 1973), hayatları çıkmaza girmiş iki kadının sonra bambaşka bir drama dönüşen yol hikâyelerini Thelma & Louise’de (Ridley Scott, 1991), dünyanın akla gelebilecek en feci şekillerde kırdığı iki insanın üçüncü bir karakterin gözünden ayrıntılarını öğreneceğimiz buhranlı hayat arkadaşlıklarını Sophie’s Choice’ta (Alan J. Pakula, 1982), Beyoğlu’nun tekinsiz gecelerinde toplumun dışladığı bir travesti ve bir cücenin dostluğunu Dönersen Islık Çal’da (Orhan Oğuz, 1993) izleriz. Fark ettiyseniz örnek olarak kullandığım filmlerin hepsi görece eski fakat zamansız filmler. Eğer içlerinden seyretmediğiniz varsa bir an önce bu açığı kapamanızı tavsiye ederim.

Dayanışma - The Secret of Santa VittoriaSon olarak bu sınıfların hiçbirine sokamadığım ama keyifle seyredip unutamadığım bir filmden bahsetmek istiyorum. The Secret of Santa Vittoria (Stanley Kramer, 1969), İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde, kasabalarının en önemli varlığı olan şarap fıçılarını istilacı Alman askerlerinden saklamaya çalışan İtalyan köylülerini anlatan bir dram komedi. Olaylar dizisi kasabanın avare sarhoşu Bombolini’nin (Anthony Quinn) gaza gelerek faşist hükûmetin bayrağını su kulesinin tepesinden indirmesi ile başlıyor. Kasabaya giren Almanlar Bombolini’yi topluluğun ileri gelenlerinden biri sanıyor ve Santa Vittoria’nın meşhur şarabına el koymak için onunla bir dizi pazarlığa oturuyorlar. Tüm kasaba halkı da bu yalanı sürdürmeye devam ediyor, şarabı ve kendisini korumak için Bombolini’nin alkol aşkına güveniyor.

Benim için filmi unutulmaz kılan şeylerden birisi Quinn’in eşsiz oyunculuğu ise diğeri de arkadaki sessiz dayanışmanın içtenliği/gerçekliği. Neyse ki film haklı bir gerekçe üzerine kurulu, kasabalıların ve Bombolini’nin sırdaşlığını kınamamız için bir sebep yok.  Öte yandan film pek hoş olmayan toplumsal bir gerçeğimizi de ifşa ediyor. Bir sırrı saklamak ve bir yalanı sürdürmek en sık ve başarılı şekilde uyguladığımız dayanışma biçimi. Bu dayanışmayı eğitimden, sınıftan ve sırrın korkunçluğundan bağımsız her durumda sağlayabiliyoruz. Ağzı kokan ofis arkadaşımızı uyarmamaktan başlayan bu içgüdüsel sırdaşlık, çaresiz sığınmacı çocuklarını istismar eden ağaları, muhtar elebaşılığında onlarca insanı taciz eden köy sapıklarını korumaya varacak kadar çirkinleşebiliyor.

Dayanışma sözcüğü ilk duyduğumuz zaman güzel, romantik imgeler çağrıştırıyor elbette. Arada bir yerde karşındakini anlamak ve ayrışmamaktan bahsetmiştim, dayanışma deyince zihnimiz eylemi bunlarla yakınlaştırıyor ister istemez. Ama insanoğlunun içindeki karanlık daim, dayanışma içindeyken bile.

Hepimiz için karanlığımızı bastırdığımız, birbirimizi anladığımız ve sadece iyilik için dayanıştığımız bir ömür dilerim sevgili sinemaseverler.

Kerem EROL

keremerol@hotmail.com

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*


Shares