Éric Rohmer Sinemasına Giriş: Altı Ahlak Hikayesi | Serap TUNÇ

5. Claire’s Knee (Le genou de Claire) - 1970

Éric Rohmer Sinemasına Giriş: Altı Ahlak Hikayesi | Serap TUNÇ

Eric Rohmer

Éric Rohmer Sinemasına Giriş: Altı Ahlak Hikayesi 

Éric Rohmer, Fransız Yeni Dalga sinemasının Godard ve Truffaut ile en önemli temsilcilerinden biri. Kullandığı teknik ve biçimden dolayı zaman zaman Fransız Yeni Dalgacılara ters olarak adı geçmesine rağmen filmleri konu olarak Yeni Dalga sinemasına dahil edilmektedir. Doğru tanımını yapmayı oldukça zor olarak gördüğüm bu akım, Fransız sinemasında örgütlü bir hareket olarak nitelenmemekle birlikte içinde toplumsal ve siyasal değişimleri barındırmaktadır. Muhafazakâr anlayıştan kopuş olarak da niteleyebileceğimiz bu akım II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1950’lerin sonları ve 1960’lar boyunca etkin olmuş ancak akımın etkisi, uzun yıllar devam etmiştir. Dünyanın 60’lı yıllarda özgürleşip dönüştüğü, siyasal bir dönüşüm yaşadığı bu yıllarda sinema da bundan nasibini alırken işte bu dönemde Rohmer sineması doğmuştur.

Benim, hayatın tam içinden olarak tanımladığım Rohmer sineması, bünyede kitap okuyormuş gibi bir his bırakan, kendine has bir tekniğe sahip.  Film anlayışını Hollywood’un neredeyse tam zıttı bir noktada konumlandırıyorum. Çünkü filmlerinde olağanüstü ya da doğaüstü ögeler bulamazsınız. Eğer ki aksiyon ya da gerilim türü filmlerden hoşlanıyorsanız Rohmer filmleri size göre olmayabilir.

Filmleri bizlere günlük hayattaki seçimlerimizin altındaki ahlak ve çıkar çatışmasını gösteriyor. Ele alınan konular, kimine göre oldukça sıradan olabilir ancak işleyişte bireylerin düşünme şekilleri, karar noktasında onları etkileyen ihtimaller, doğrular ve ilkeler incelikle işlenmiş. Rohmer filmlerinin en önemli özelliklerinden biri de duyguların sadece gösterilmesi değil, dile getirilmesidir. Ona göre tüm duygular açık açık söylenmelidir. Bazıları bu açıdan Rohmer’in kalem yerine kamera kullanan bir yazar olduğunu söylüyor. Birçok filminde başrollerinin iç seslerini duymak, filmin içine hemen dahil olmayı sağlamakla birlikte izleyiciyi başrolün yerine koyup o anda ‘‘Ben olsaydım ne yapardım?’’ sorusunu sessizce yöneltip sizi filmden sonra bile düşünme sürecine sokar. Bunu yapabildiği için de hem sanattır hem de unutulmazdır.

Rohmer sinemasına yeni başlayacaklar için meraklısına ilk film serisini anlatmaya çalışacağım. Bunlardan ilki benim de Rohmer ile ilk tanıştığım Altı Ahlak Hikayesi serisi. Buraya ufak bir spoiler uyarısı bırakıp filmleri tanıtmaya çalışacağım.

1- The Bakery Girl of Monceau (La boulangère de Monceau) -1963

The Bakery Girl of Monceau (La boulangère de Monceau) -1963

Serideki iki kısa filmden ilki olan 23 dakikalık bu filmde Paris’te hukuk okuyan bir gencin mezun olmadan önce evleneceği kadını bulma sürecini anlatıyor. Ancak filmde ahlak söz konusu olduğunda Paris’teki toplumsal sınıfların ayrımına ve bizim orta sınıf ahlaksızlığı da diyebileceğimiz konuya dikkat çekiyor Rohmer. Zira kahramanımız seçimlerini kendine göre “doğru” ve “yanlış” çerçevesinde değerlendirirken seçimlerinin yaratacağı ahlaki yanlışlığı göz ardı ediyor. Bu film esasında bize Rohmer’in sonraki filmleri üzerine büyük ipuçları veriyor. İlk film bir anlamda sonraki filmlerinin -sadece seri filmleri değil- özeti niteliğinde.

2- Suzanne’s Career (La carrière de Suzanne) – 1963

2. Suzanne's Career (La carrière de Suzanne) - 1963

İlk film gibi ve hatta sonraki birçok filmde de görebileceğimiz karakterin iç sesini duyduğumuz bir film. Başrolün monoloğu bizi başrolle empati kurdururken filmin içine daha da girmemizi sağlıyor. Bunu yaparken de insanda kitap okuyormuş gibi bir his bırakıyor. Rohmer, arkadaşlık ilişkisi içinde bir anlamda aşk üçgenini ele alırken sömürünün iki farklı boyutuna değiniyor: para ve seks. Ancak bunu anlatırken tanrısal bir bakış açısıyla yapar, böylece izleyiciye şu mesajı verir: emin olmadığımız konular hakkında yargı verirken gerçeğin tümüne hâkim olamayacağımızı.

3- My night at Maud’s (Ma nuit chez Maud) – 1969

3. My night at Maud's (Ma nuit chez Maud) - 1969

Zannımca sadece serinin ve Rohmer filmlerinin değil, Fransız sinemasının diyaloglar üzerine kurulu en başarılı filmlerinden biridir. Bir mühendis, bir felsefeci ve bir ateist arasında geçen din, ahlak, tanrı ve ilişkiler temalı doyurucu ve zekice kurgulanmış düşündürücü diyaloglara sahiptir. Oldukça fazla geçen Pascal referanslarıyla, bir anlamda Rohmer’in Pascal hayranlığını da fark ediyoruz. Bunu sonraki filmlerde de göreceğiz nitekim.

4- The Collector (La Collectionneuse) – 1967

4. La Collectionneuse - 1967

İnsana bir Fransız filmi izlediğini hissettiren, buram buram sanat ve felsefi tartışmalar barındıran bir film. Kelimenin tam anlamıyla bir yaz filmidir. Öğleden sonraki boğucu yaz sıcağının yarattığı boşluğu doldurur. Bir yazlıkta birlikte yaşayan birbirini tanımayan üç kişinin tatilini ve değişen arkadaşlık ilişkilerini anlatır. Filmle ilgili bir detay da oyuncuların amatör olması. Nitekim güzelliğine hayran bırakan ve filmdeki adı ile aynı ada sahip olan Haydee Politoff’un bu filmden önce yer aldığı herhangi bir çalışma bulamadım.

5- Claire’s Knee (Le genou de Claire) – 1970

5. Claire’s Knee (Le genou de Claire) - 1970

Otuz yaşında bir diplomat olan Jerome, düğününden bir ay önce Fransa’daki Annecy Gölü kıyısındaki evde yaşayan arkadaşın yanına gider. Bu evde tanıştığı on altı ve on sekiz yaşlarındaki iki kızla olan iletişimi, yazar olan arkadaşının yeni romanının malzemesi olur. Burada şüphesiz ki en ilginç nokta Jerome’nin ilkeli ve ahlaklı duruşunun arzuları söz konusu olduğunda nasıl değişken olduğunu göstermesidir.

6- Love in the Afternoon (L’amour, l’après-midi) – 1972

6. Love in the Afternoon (L’amour, l’après-midi) - 1972

Bana göre serinin adının hakkını veren serinin en güzel filmlerinden biri. Frederic, evli ve karısını seven ancak öte yandan da baştan çıkarıcı bir ilişkiye sahip olmak isteyen bir avukattır. Ancak Suzanne’s Career’deki gibi yine bir aşk üçgeni ve bu üçgen arasında kurgulanmış zeki diyaloglar yer alır. Tek eşliliğin ikilemlerini yaşayan Frederic’in ilkeleri ve dürtüleri arasındaki savaşa yer veren Rohmer, yine ahlaki çıkmazları oldukça iyi gösteriyor.

Éric Rohmer oldukça sistemli ve düzenli bir şekilde izlediğim ilk yönetmen. Burada Rohmer sinemasına sistemli bir giriş yapmak isteyenler için ilk serisini anlatmaya çalıştım. Üzerimdeki Oblomovluğu atabilirsem sevenlerine ve ilgililerine Mevsimler serisini de anlatmak niyetindeyim. Sanatla kalmanız dileğiyle.

Serap TUNÇ

seraaptunc@gmail.com

4 Yorum var: "Éric Rohmer Sinemasına Giriş: Altı Ahlak Hikayesi | Serap TUNÇ"

    Çok güzel açıklayıcı ve özetleyici bir yazı olmuş. Ben de Éric Rohmer ile altı ahlak hikayesiyle tanıştım. Sanırım en sevdiğim La Collectionneuse oldu. Umarım üstünüzdeki Oblomovluğu atarsınız da Mevsimler hakkında da yazarsınız. Teşekkürler 🙂

    Çok şey kaçırmışım yine neyse ki sen bizlere aktardın bize de bu muhteşem seriyi izlemek kalıyor. Tebrik ediyor yorumlamanı kutlarım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*


Shares