Nobody’s Daughter Haewon: Ölüm İnsanın Sonudur | Sena SALTAN

Nobody's Daughter Haewon - Film Görseli

Nobody’s Daughter Haewon: Ölüm İnsanın Sonudur

Annesinin Kanada’ya taşınacağını öğrenince kimsesiz kalan Haewon’un kamera günlüğünü izliyoruz bu filmde. İlk bakışta minimal görünen ama aslında Haewon veya üniversiteli bir genç kadının hayatı hakkında çok şey anlatan bir film Kimsenin Kızı Haewon. Haewon günün birinde aktris olmak isteyen bir film öğrencisidir ve olmadık yerlerde uyuyakalır. Genellikle cinsiyeti nedeniyle genç yaşlı fark etmeksizin erkeklerin ilgisini çeker. Bu erkekler yolda rastgele gördüğü sigara içen biri, üniversitede öğretmeni olan evli ve çocuklu biri veya sokakta tanıştığı orta yaşlı bir akademisyen olabilir. Hang Song Soo’nun filmlerinde çok duyduğumuz “너무 예쁘다!” (Çok güzelsin) cümlesini herkesten duyar Haewon.

Filmlerinde genelde karakterlerin ismini bize söylemeyen Hang Song Soo, en başında filmin adında Haewon’dan bahseder ve izleyici olarak bunun ne anlama geldiğini anlarız: kıvrak zekalı, canlı ama biraz da mutsuz olan Haewon, özel bir kadın. Uykulu Haewon filmde birçok ayrılığı aynı anda yaşar aslında, annesiyle, eski sevgilisiyle ve yeni tanıştığı adamla yolları ayrılır. Annesinin kollarından düşen Haewon, eski sevgilisinin kollarına girer, film boyunca ikisinin ilişkisinin iniş çıkışlarına şahit oluruz.

Nobody's Daughter Haewon - Film Görseli

Haewon’un karşısına çıkan erkekler genelde sınır nedir bilmez ve yeni tanışmış olsalar da Haewon’a “mansplaining”[1] yapar. Onu tanımadıkları hâlde onun hakkında her şeyi biliyormuşçasına konuşurlar. Bunun nedeni çoğunun da söylediği gibi Haewon’u sadece güzel olan bir “nesne” olarak görmelerindendir. Haewon’un konuşmasına fırsat vermeden etrafındaki insanlar Haewon’u kendi düşüncelerine göre var etmeye inat ederler. Ne yazık ki Haewon da aynada kendine baktığında kendini değil diğer insanların kendi hakkındaki düşüncelerinin yansımasını görür, çoğumuzun yaptığı gibi.

Bu film uzun diyaloglara sahip olduğundan, ikili ilişkileri konu aldığından ve tek bir odada uzun sahnelere sahip olduğundan kimi izleyicilere Éric Rohmer’i hatırlatabilir. Tek fark; gördüğümüz sokaklar Fransa’nın değil Güney Kore, Seul’un sokakları ve mockumentaryleri (sahte belgesel) hatırlatan yakın çekim kullanımı ve üstüne de garip havası olan konuşmalardır. İkili ilişkilerdeki çıkmazı, ahlak (özellikle kadına yüklenen ahlak), yapılması gereken iş ve yapmadığımız işler hakkında bir film olduğundan tıpkı Six Moral Tales’ta olduğu gibi Kimsenin Kızı Haewon da kendi yaşantımıza ve ilişkilerimize dair ayna görevi görüyor. Belki özellikle seyircinin dikkatini çeken şey Haewon ve ilişki yaşadığı profesör olabilir. Haewon çoğumuzun düştüğü hataya düşerek yalnız hissettiği için görüşmemesi gereken biri olan evli profesörünü arıyor. Haewon’un belki de güvenebildiği/arayabileceği bir arkadaşı olsaydı seyirciler olarak daha güvende hissedebilirdik. Fakat Haewon’un bir dostu yok, sadece belli sürelerle hayatına girip çıkan ve çıktığında da Haewon’u biraz daha yalnızlaştıran erkekler var.

Sosyal ortamı nedeniyle fazla alkol tüketmesi, derslerinde başarısız olması, kütüphanede uyuması ve yetişkinliğe adım attığından beri karşı cinsle karmaşıklaşan ilişkisi nedeniyle Haewon yolu üniversiteden geçmiş çoğu kişiye tanıdık gelecek bir karakterdir. Haewon kütüphanede Alman bir sosyolog olan Norbert Elias’ın “The Loneliness of the Dying” (Ölenin Yalnızlığı) kitabına göz gezdirir. Kitapta “Ölüm hiçbir sırrı saklamaz, hiçbir kapıyı açmaz. Ölüm insanın sonudur. Geriye kalan tek şey kişinin diğer insanlara ne verdiği ve diğer insanların hafızasındaki anılarıdır.” cümleleri yazar. Sevgilisi Haewon’a öldüğünde bırakacağı üç şey olduğunu söyler: filmleri, çocuğu ve insanların onunla ilgili anıları. Fakat Haewon’un ve profesörün anıları gizli kalmak zorundadır. Bu kısım da akla Pixar’ın Coco filmini getirir, Coco’da ölen birini dünya üzerinde hatırlayan veya anılarında yaşatan kimse yoksa, ölen kişi öbür dünyadan da silinir. Haewon artık yalnızdır, kimsesin anısı değildir, annesinin varlığı zaten neredeyse yok gibidir. Kütüphanede kitaba baktıktan sonra Haewon uyuyakalır, bu Haewon’un ölümü olarak da yorumlanabilir.

Nobody's Daughter Haewon - Film AfişiFilmde uyku ve uyanıklık, varlık ve yokluk, düş ve gerçek arasındaki geçişler belirsizdir, sürekli yorgun olan ve tuhaf yerlerde uyuyan Haewon’un hayatı gibi. Etrafındaki insanların varlığı ve yokluğu da belirsizdir fakat yok olan insanların varlığını hep hisseder Haewon. Var olan söylentiler ve bakışların farkındadır. Beş senedir hayatında fiziksel olarak bulunmayan ve bundan sonra bulunmayacak olan annesi ona “sen benim sayemde güzelsin” gibi bir söz söyler. Bu, Haewon’a annesinin varlığını ve yokluğunu hep hissettirecektir. Haewon aynı sokaklarda aynı hayatı yaşar, hayatı hep bir döngü hâlindedir. Annesi yokken de annesiyle gittiği aynı kafeye gider, kafede aynı kitabı eline alır, sadece görünüşte farklı erkeklerle aynı konuşmayı yapar.

Haewon artık kimsenin kızı, kimsenin arkadaşı, kimsenin sevgilisi olmadığı için ince uzun kollarıyla Seul sokaklarında sarılacak ve sevgisini göstereceği birini arar. İleriye yönelik hayal kurarken bile daha yeni tanıştığı orta yaşlı bir akademisyenle evlenip Amerika’da yaşamayı gözden geçirir. Kimsenin Kızı Haewon benim gözümde yapayalnız bir üniversite öğrencisinin herhangi birine ait olmaya çalışmasının hikâyesidir.

Sena SALTAN

saltansena@gmail.com

[1] Mansplaining, İngilizcede man ve explaining sözcüklerinin birleşmesiyle oluşan ve “birine, karakteristik olarak bir erkek tarafından bir kadına, küçümseyici veya büyüklük taslayan bir biçimde bir şeyler anlatmak” anlamına gelen bir ihtira. (Vikipedi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Shares