Pazar: Bir Ticaret Masalı: İnsan Hikâyesi | Şafak SÖNMEZ

Pazar: Bir Ticaret Masalı - Görsel

Pazar: Bir Ticaret Masalı: İnsan Hikâyesi | Şafak SÖNMEZ

Pazar: Bir Ticaret Masalı - Görsel

Pazar: Bir Ticaret Masalı Film İncelemesi

Filmi seyretmemin üzerinden 3 gün geçti. İzmir’de yaşanan depremin ardından izledim. O zaman söze başlasaydım eğer daha mı iyi olurdu diye düşünmeden edemedim. Çünkü depremle alakalı önceden bu kadar yoğun hissetmediğim bir duyguyla baş başa kalmıştım. (Gerçi bir de Tanrı vardı yukarıdan beni izleyen.) O duygu benim zihnimi zorluyor hâlâ. Birilerinin acısına bakıp kendi sonuna yaklaştığını düşünüp aciz kalmak. Bu cümle biraz bencillik kokuyor olabilir ama bunun içinde bile büyük bir çaba var aslında. Birilerini anlama çabası. İnsanı anlama çabası.

Depremden bir gün geçti ve sabah kalkıp yumurtamı tavada kırarken bir podcast’e rastladım. Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas’ın “Nereden Başlasam?” isimli podcastinde “mitoloji” üzerine konuşulan bir bölüm. Yayına konuk olarak gelmiş İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi olan Dr. Bengü Cennet’in yayın boyunca sık yaptığı şeylerden birisi de mitolojiyi tanımlamaya çalışmaktı. Mitolojiyi insanların insanlara anlatılması olarak tanımlanmasından yanaydı. Çünkü modern insan gibi ilkel olanın da amacı evreni, etrafını anlamaktı.

İnsanı anlama, anlatma çabası. Böyle söyleyince çoğunlukla soyut şeyler akla geliyor. Bir insanı nasıl anlayabilirsiniz?  Söyledikleriyle veya yaptıklarıyla denebilir. İnsan yalnızca eylemlerinden ibaret olamaz ki ama. Yaptıklarımızın ve söylediklerimizin görünmez bir tarafı var: düşüncelerimiz. Düşüncelerimizin içerisindeki aitlik eki bir şaşırtmacadır aslında. Çünkü düşüncelerimiz aslında bizim olduğu kadar çevremizdekilerin de yarattığı, belki de sınırladığı şeyler. Sorduğum soruya geri dönecek olursam eğer, cevabını düşüncelerine bakarak söyleyebilirim. Peki ya insanı anlatma ne ifade ediyor? Düşünceler gibi insanlar da kolektifliğin bir sonucudur. İnsanı toplumdan bağımsız bir şekilde görüp anlatmak neredeyse imkânsız. Ancak insanı toplumun aitliklerine sıkıştırarak anlatmak da bir o kadar anlamsız bir iş. İnsanı hem toplumun bir parçası olarak tanımlayıp hem de o insanın o toplumdan sıyrılması nasıl mümkün olur? Sıradan birini sıra dışı yapan şey nedir? Onun kendi hikâyesi.

Ben Hopkins’in Pazar: Bir Ticaret Masalı filminde gördüğümüz, sıradan bir adamın hikâyesi. Hikâyeyi olaylardan veya eylemlerden algılamıyoruz yalnızca. Filmden aklımda kalanları anlatayım.

Filmin ana karakteri Mihram, başarılı sayılmayacak küçük bir tüccardır. Bu başarısızlığına rağmen ondan istenen her şeyi bulmasıyla ünlüdür. Sene 1994’tür. Cep telefonları Türkiye’de yeni yeni satılmaya başlanmıştır. Mihram bir cep telefonu dükkânı açarak işleri büyütmeyi düşünmektedir. Tanımlayabileceğimiz en kısa hâliyle filmin motivasyonu budur aslında. Ancak film bize bundan daha fazlasını veriyor. Bize insanı anlatıyor.

Kumarbaz’ı okurken aklınızda ne kaldı? Cevap vereyim: karakterin iç konuşmaları, çatışmaları. İnsan kimle çatışır kendi içerisinde? Belirtiğim gibi düşüncelerimiz bireysel olarak yaşanmışlıkların sonucu olduğu kadar içinde olduğumuz toplumsal yapının ürettikleriyle de alakalıdır. Yani, insanın iç çatışmaları onun içinde bulunduğu farklı toplulukların yarattığı birbirinden farklı düzen, farklı ahlaki ögelerin çatışmalarının bir parçasıdır. İnsanı tanıyabilmek, anlayabilmek için iç çatışmalarına dahil olmak gerekiyor.

Film ise bundan farklı bir şey vermiyor aslında. İç konuşmaları görmesek bile. Neoliberalist düzen ile çerçevelenmiş bir topluluk içerisinde hayatını sürdürmeye çalışan küçük bir tüccar. Mihram böyle görünebilir ancak Mihram’ın yalnızca bu tanımlamayla anlatılamayacağını gösteriyor film bize. Demek istediğim iç çatışmalarıyla, tüm yaşadıklarıyla ve onun iç dünyasındaki sembollerle bir bütün olarak Mihram’ı görüyoruz. İçkisini, kumarını ama aynı zamanda dindarlığını.  Bu dindarlık bize Tanrı’yı her şeyin üstünde bir varlıkmış gibi çizdirmiyor. Tanrı, Mihram’ın yaşantısının bir parçası. Mesela filmin başında Mihram’ın yerde para bulduğu sahneyi düşünelim.

Pazar: Bir Ticaret Masalı - Sahne

“Allah’ım… Allah’ım lütfen 20 milyon olsun. Allah’ım lütfen duamı kabul et. 50 milyon kazandığım gün ölene kadar en iyi kulun olacam. 50 milyon olsun… Valla içkiyi bırakacam.” Mihram gider, paraya bakar ve istediğini bulamaz. Göğe bakar biraz sinirle ama biraz da niye umut ettim ki der gibi.

Mihram’ın eşi Elif’i görüyoruz. Mihram’a güzel gözlerle bakan bir Elif, o ne yaparsa yapsın onun yaptığını hayra yorabilen bir Elif. İnsanlar yanlarında bir Elif arıyorlar diye de düşündüm izlerken. Çünkü insan her ne yapmışsa, herkesten çok kendisi bilir iyi mi kötü mü olduğunu yaptığı şeyin. Kötü olduğunu hissettiği anda üstünde leke vardır ondan başka kimsenin göremeyeceği. Vicdanını rahatlatacak küçücük bir detaya ihtiyaç duyar.

Elif’in Mihram’a kahve yaptığı sahnedeki diyaloğu düşünelim. Hastane dispanserine gelen ilaçlar yolda çalınmıştır. Doktor, Mihram’dan istediği acil ilaç karşılığında 70 milyon TL vereceğini söyler. (1 milyon TL yaklaşık 10 dolardır.) Mihram ise ilacı bulmak için sınırın öbür tarafına geçeceğini söyler. Aslında amacı cep telefonu dükkânı açacak parayı bulmaktır. Elif içinse başka bir anlamı var.

Pazar: Bir Ticaret Masalı - Görsel

Elif: Doktor hanım söyledi. Niye sakladın? Niye söylemedin çocuklara ilaç almak için sınırı geçeceğini?

Mihram: Çok sevinme. Para yok o işte.

(…)

Elif: Hep söylerim. Sen aslında Allah’ın iyi bir kulusun. Sen bir gün böyle aniden ereceksin ben de kalpten gidecem.

Pazar: Bir Ticaret Masalı filmi ile ilgili değerlendirmeleri okursanız eğer filmin kapitalizm üzerine eleştirilerini görmeniz muhakkak. Mesela Sarah Manvel film değerlendirmesinin girişinde filme şöyle bir tanım getirmiş: “Kapitalizmin insanların birbirleriyle nasıl etkileşim kurduğuna etkisi üzerine küçük bir sosyal yorum.” Bana kalırsa film, bütün bu eleştirileri yapmamış sadece. Mücadele içerisindeki bir adamı göstermiş. Sosyopolitik hayata dair birçok mesajı içeren bir film olarak görülebilir veya ana karakterinin yansıtıldığı şekil itibari ile onu bir sembol hâline dönüştürebiliriz kafalarımızın içerisinde. Ancak perdede gördüğümüz şey aslında bir insan hikâyesidir. Etrafındaki hızla değişen hayat koşullarına ve yaşadığı coğrafyanın şartlarını da vurgulayarak ortaya çıkarılan bir insan portresi sunuyor Ben Hopkins bizlere. Yüzyıllardır karşımıza çıkarılan ve belki bir belki de birçok özelliğiyle kendimizde aradığımız ve bulduğumuz bir insan portresine bakar gibiyiz film boyunca.

Şafak SÖNMEZ

safaksonmezz17@gmail.com

 

Referanslar

 

2 Yorum var: "Pazar: Bir Ticaret Masalı: İnsan Hikâyesi | Şafak SÖNMEZ"

    Bir film incelemesi gibi gözükse de pek çok şeye değinen, sorgulayan ve anlam arayan bir yazı olmuş. Yer yer öneriler, atıflar bile olmuş. Nereden Başlasam podcastini ben de işe gidip gelirken dinliyordum. Bu yazıyı okuyanlar buradan nereye uzanacak kim bilir? Kütüphanesinde Kumarbaz’ı arayanlar, Spotify’den Nereden Başlasam’ı bulanlar, pencere kenarında okuduklarını düşünenler ya da hemen yan sekmeden Pazar: Bir Ticaret Masalı filmini açanlar… Vesile olduğun şeyler için teşekkürler.

    Yaziyi okurken sadece bir film incelemesi gibi degil cok guzel bir sosyopolitik incelemede gördüm. Tebrikler Şafak Sönmez ???
    Ayrica seyretmemistim en kisa surede seyredecegim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*


Shares