Vampyr: Zamanını Aşan Bir Gerilim Filmi | Duygu KAYA

Vampyr - Poster

Vampyr: Zamanını Aşan Bir Gerilim Filmi | Duygu KAYA

Vampyr - Poster

Vampyr: Zamanını Aşan Bir Gerilim Filmi

Merhaba hepinize, öncelikle bu sanat platformunda yazmaktan çok keyif aldığımı belirterek yazıma başlamak istiyorum. Üzerine yazdığım diğer filmler; -ki bunlara siteden ulaşabilirsiniz- etkilendiğim, hayatımın bir parçası olan filmlerdi. Bu filmleri tekrar izleyip, daha geniş kapsamlı araştırmalar yapıp sizinle paylaştım fakat bu seferki filmimi farklı bir yolla seçmek istedim, yani üzerine yazmak için bir film bulmak. Malzemeni kendin yaratmak gibi bir şey belki de. Bunun yolunu da kısaca sizinle paylaşmak istiyorum.

İlk olarak karmakarışık kitaplığıma gittim, epey küçük ve eski de olsa yüksek oranda işimi gördüğünü düşünürüm. Oradan sinema üzerine biriktirdiğim tüm kitapları, arkada kalmış olanları, ezilenleri hepsini çıkardım ve o kitaplar arasında mezatta yakaladığım bir kitap buldum. Kitabın adı; Sinemayı Sanat Yapanlar, yazarı Atilla Dorsay. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere Atilla Dorsay, bu kitapta yönetmenleri ve onların filmlerini bir araya getirmiş, tabii ki ona göre sanatçı olarak nitelendirdiği yönetmenleri. Okumak isteyenler için basımı olmasa da sahaflarda bulunabileceği kanısındayım. Aramızdan okumayı tercih etmeyen de çıkabilir çünkü epey eski bir kitap. Ama hepinizin de bildiği üzere bazı şeyler ne kadar eski olsa da önemini koruyor. Çünkü geçmişten geleceğe getirdiği bir yer var. Tarihin belli dönemlerinde yarıklar açıyor, belki de bu bir sanat.

Konuyu çok uzatıp okurlarımı sıkmadan asıl paylaşmak istediğim konuya geri dönmek istiyorum. Atilla Dorsay ilk bölümde Dreyer’den bahsediyor. Sineması, filmleri üzerine çok uzun olmasa da bir şeyler söylüyor. Ben de filmimi bu ilk bölümden seçiyorum. Adım adım ilerleme isteği mi yoksa bir bölümü inceleyip araştırmadan diğerine geçmemek mi belki tembellik mi bilmiyorum. Sonra Dreyer’in filmlerine bakıyorum, belki de çoğunuzun bildiği gibi Dreyer, Jeanne d’Arc’ın Tutkusu ile tanınıyor. Fakat ben bu film üzerine yazmak istemiyorum. Filmleri birlikte izlediğim hayat arkadaşıma: “Bu akşam Dreyer’den bir film izleyebiliriz, hadi filmi sen seç.” diyorum. O da Vampyr (Vampir)’i seçiyor, ne hoş ki ben de içimden bu filmi geçiriyorum. Çünkü o dönemde (1931) yapılan bir korku/gerilim hem de tinsel yaratıkların olduğu bir film beni meraklandırıyor ve filmimi bu şekilde buluyorum, artık film üzerine haddimi aşmadan bir şeyler söyleyebileceğimi düşünüyorum. İyi okumalar.

Vampyr - SceneCarl Theodor Dreyer 1889 doğumlu, Danimarkalı bir yönetmen. Okuduğum kaynaklardan edindiğim bilgilere göre, bu kaynakları aşağıya ekleyeceğim, Dreyer yapım şirketleri ile anlaşamıyor ve kendi yapım şirketini kuruyor. Vampir filmi Dreyer’in yapım şirketinin yaptığı ilk ve son film oluyor. Yapım şirketi ile anlaşamamasının nedeni hem parasal durumlar hem de sadece kendi isteklerine göre filmin çekilmesi oluyor. Belki bu noktada Dreyer biraz huysuz biri sayılabilir. Okuduğum bir kaynakta da bu durumun onun aynı zamanda bir auteur olmasına da yol açtığından bahsediyordu. Bu film aynı zamanda Dreyer’in ilk sesli filmi. İlk sesli filmin 1927’de yapıldığını hatırlarsak, Dreyer’de 1932 yapımlı filmi Vampir’de sesli bir yapımla karşımıza çıkıyor. Vampir filmi sesli film anlayışını ne kadar yansıtıyor emin değilim. Ekranda bol bol yazıları ve filmdeki karakterlerin acil durumlar dışında çok konuşmadığını görüyorum. Bu durum tam olarak belirtilmese de imgesel olarak bize sözün iğdiş edildiğini gösterebilir. Günlük hayatınızda sözü ne kadar iğdiş edebilir ve hislerinizi açığa vurabilirsiniz, özellikle de sözlerin kalbimizden gelen hisleri duymamızı engellediği bir çağda?

Peki 2020 yılı biterken, 2021 yılına girerken bu filmi neden izlemeliyiz? Eğer bir sinema tutkunu iseniz Hitchcock’un “Üst üste izlemeyi hak eden tek film.”, Bunuel’in “En sevdiğim filmlerden biri.” sözüne istinaden bu filmi izleyebilirsiniz fakat ne Hitchcock’un ne Bunuel’in dediklerini duymamış olsanız da bu filmi izlemeniz mümkün. Neden mi? Her gün milyarlarca insan yeni bir yolculuğa çıkıyor. Kimimiz işinden ayrılıp yeni bir iş buluyor kimimiz çantasını alıp önceki tüm mekanlarını terk ediyor kimimiz yeni bir koleksiyon yapmaya karar veriyor. Bunları yapmaya karar verirken heyecanlı olabiliriz fakat bu yolculuklara çıkarken, sürekli gülümsememiz, heyecanlı olmamız mümkün mü? Allan Grayaslında David Gray; Alman dağıtımcılar ismi bu şekilde değiştirmişler- bunların tam aksi yolculuğunda korkuyor ve çekimser davranıyor. Filmi izlerken onun korku dolu bakışlarına, çekimser yürümekle koşmak arasında kararsız kalmış adımlarına şahit oluyoruz. Bu durum benim Allan ile yakınlaşmama sebep oluyor. Korku ve tedirginlikle de çıkabileceğimiz yolculuklar olabilir. Allan gördüğümüz maceracı karakterlere de çok benzemiyor fakat bu onun içindeki maceracı yanı görmemi engellemiyor. Herkeste olduğu gibi Allan’ın içinde de bir kâşif var ve onun kâşifliği vampirler üstüne. Allan’ın vampirler dünyasına girişi ile ben de vampirler dünyasına ilişkin birçok bilgiye sahip oluyorum. Günümüzdeki vampir gençlik dizilerinden öğrenip şakalaştığımız üzere vampirlerin kanla beslendiğini ve ısırarak çoğaldığını biliyorum fakat bu filmde Allan’ın yolculuğunu bir kenara bırakıp biraz da vampirlere bakma isteğim, vampirliğin bir kadın yoluyla bulaşması ve bu kadının tipsel olarak da bilge bir kadına benziyor oluşu yani herkesin babaannesi gibi bir tip oluşu ilgimi çekiyor ve daha da ilginç olanı, vampirlerden kurtuluş bu kadının mezarını açıp, onun kalbine bir kazık çakmakla oluyor. Diğer vampirler nerede? Bu durumun bana bir noktada cadı avlarını hatırlattığını söylemek istiyorum. Kalbe çakılan kazık ne kadar kurtuluşa neden olsa da kalpten geleni engellemek. Eğer bir şey engellenmek istiyorsa kalple bağlantısının kesilmesi. Hislerim üzerine çok yoğunlaştığım şu günlerde bu kısım beni özellikle düşündürüyor.

Allan’ın yolculuğuna geri dönersek, Allan bu yolculuğun sonunda bir kahraman oluyor fakat yine kahraman olarak adlandırdığımız günümüzün kahramanlarından değil. Söylediğim her özelliği ama günümüzün şunundan ya da bunundan değil diye söylemek istemiyorum fakat bir yandan da başka çaremin olmadığına tanık oluyorum.

Dreyer’in sineması üzerine söyleyebilecek başka bir bilgiye sahip değilim ama filmde şunlara tanık oluyorum: Anlayamadığım, neyin nereden çıktığını göremediğim karakterler ve karakterlerden bağımsız hareket eden gölgeler. Tekinsiz, güven vermeyen bir film oluşunun yanında heyecan verici olduğunu da eklemek istiyorum. Son olarak Allan’ın otel odasında bulduğu paketi bulmak isterdim deyip sizi bu konuda heyecanlandırarak bırakıyorum.

Duygu KAYA

duygukaya363@gmail.com

Kaynakça:

. https://dialmformovie.net/2020/01/11/vampyr-carl-theodor-dreyerden-karanlik-bir-basyapit/

. http://sekans.org/docs/e-sayilar/2018-e7/SEKANS_e7_09b_An%C4%B1s%C4%B1na_Dreyer%20(Kayal%C4%B1gil).pdf

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*


Shares