Anasayfa » SİNEMA » Yabancı: Hungry Hearts | Şafak SÖNMEZ

Yabancı: Hungry Hearts | Şafak SÖNMEZ

Genel Bakış

Kimleri yabancı diye görüyorsunuz? Mesela metroda hiç konuşmadığınız hatta göz göze gelmek istemediğiniz onlarca insan, sizin için yabancı mı veya akşamüstü dolaştığınızda yanınızdan geçen insanların yüzleri size tanıdık geliyor mu? Bu insanlar çoğu kimse için yabancı kategorisine giriyor. Bahsettiğim durumlar için yabancılık kavramı tanımlanabilir. Mesela, kendileriyle hiçbir şey paylaşmadığımız insanlar bizim için yabancıdır. Bu tanımlama görünüşte çoğu durum için mantıklıdır. Peki aksi için de aynı durum geçerli midir? Bir şeyleri paylaşan iki insan birbirini yabancı olarak göremez mi? Bunu cevaplamak için ‘yabancı’ kavramını çeşitlendirmemiz gerekir. İşte tam bu noktada Saverio Costanzo’nun, Marco Franzoso’nun “Il bambino indaco” kitabından esinlenip perdeye taşıdığı “Hungry Hearts” filmi karşımıza çıkıyor. Hungry Hearts filmi iki yabancı insanın nasıl iki “yabancı” insana dönüştüğünü anlatan bir film olarak karşımızda duruyor. Hungry Hearts yabancı kavramını tanımlamakla kalmamış ayrıca yeni anlamlar yükleyerek zenginleştirmiş. Yazıda bu anlamların bazılarını filmin anlatısı çerçevesinde açıklayacağım.

Bir Çin restoranının alt katında muhtemelen güneş ışığından tamamen yoksun bir tuvalette mahsur kalmış iki yabancı olarak sahnedeler ana karakterler. Tuvaletin tanecikli duvarları tıkalı kalma halini bir adım öteye taşıyor. Ana karakterlerin tanışma ya da tanıştırılma sahnesi de diyebilirim. Senarist tarafından tanıştırılan iki insan. Birbirlerine mesafeli duran, gözlerini birbirlerinden kaçıran ama bir yandan da birbirlerine utangaç bir tebessüm ile bakmaya çalışan iki karakter. Aynı sıkışıklığı paylaşan iki yabancı. Bu iki karakter Jude ve Mina, kendilerini sonraki sahnelerde çocuk sahibi olarak buluyor ve bir aile oluyorlar.

Hamile kaldığından beri aşırı korumacı bir anneye dönüşen Mina, oğlunu doğurduktan sonra onu hayatının merkezine taşımıştır bile. Ancak aşırı korumacılık temelde bundan ibaret değildir. Aşırı korumacı bir ebeveyn çocuğunu ‘yabancılardan’ sakınır. Bahsi geçen yabancı kavramının içine Jude da dahildir ve bu durum Jude’u çocuğun bakımı ve beslenmesi sırasında üstlenmesi beklenen baba rolünden mahrum bırakır. Başka bir deyişle Jude babaya dönüşememiştir. Ta ki doktora gidip oğlunun az gelişmiş bir bebek olduğunu öğrenene kadar. Bu sahne içerisindeki diyaloglardan bir kısmında söz edilen bebeğin gelişimindeki gecikme aslında Jude için de baba olmaktaki gecikmeyle eş değer niteliktedir. Bu sahneden sonra Jude’un baba olma süreci başlar ki bu süreç Mina ile aralarındaki güvensiz ilişkiyi derinleştirmekle kalmayıp aynı zamanda görünür kılarak birbirlerine karşı olan tahammül sınırlarını zorlar.

Mina’nın aşırı korumacılığı kendisini yeniden ve yeniden üretir. Jude’un Mina’ya karşı sergilemiş olduğu her güvensiz tavır ve şiddet Mina’yı biraz daha kabuğuna çekilmeye iter. Mina’nın dönüştüğü yeni annenin cümlelerinde artık “oğlumuz” yoktur, “oğlum” vardır ve bu durum aslında karşılıklıdır, yani Jude için de geçerlidir. Jude Mina’nın disiplini ile başa çıkmak yerine ondan kaçmayı seçer ama kaçamaz ve durum daha da kötüleşir. Jude için artık tek çıkar yolu sosyal hizmetlerdir. Jude’un sosyal hizmetlerden bir görevliyle görüştüğü sahne bir babanın çaresizliğini belki de en iyi anlatabilen cümleyle son bulur: “Oğlumu akşam nasıl besleyeceğimi bilmiyorum.”

Oğlunu Mina’dan uzaklaştırmaya karar veren Jude kararını Mina’ya açıklar. Açıklamasının içinde şöyle bir cümle vardır: “Bizim zamana ihtiyacımız var.” Bu cümle belki de ilişkilerinin hiçbir zaman düzelmeyeceğini anlatan bir anlam taşır. Mina bebeği olmadan var olmayacak bir anneye dönüşmüştür. Annelik kimliği tanımında çocuğuyla kendi başına ilgilenme, onu büyütme ve koruma görevlerini kapsar. Jude Mina’yı bunlardan mahrum bırakmış bir ‘yabancıdır’ artık, Mina’ya göre Jude oğlunun babası olamaz.

Filmin sonu bu güvensiz ilişkinin kopmasının yansımasıdır. Çocuklarıyla yalnız başlarına iyi vakit geçiren iki “yabancı” insan vardır perdede.

Ögeler

Film aslında karakterler üzerinde yaşanan kişilik değişimlerine odaklanıyor ve filmin birçok ögesi bu değişimleri gözlemleme ve iyi bir karakter analizi yapabilme imkanı sağlıyor. Mina’nın akşam saatlerinde hastaneden döndüğü sahneyi ele alırsak Mina’nın içinde bulunduğu ruh halini görebiliriz. Kamera Mina’yı takip etmekte ve yanından geçen bulanık yüzlerin yanı sıra, çok uzaktan geldiğini düşündüğümüz kırmızı ışık hüzmeleri görüyoruz. Bu çekim Mina karakterinin yalnızlığını ve yalnızlığın getirdiği yabancılığı gösteriyor.

Diğer bir örnek ise balıkgözü lensinin kullanımı ile alakalı. Jude Mina’ya banyoya girmesini söykerken kendisi de bebeğin altını almaktadır. Ancak birbirlerine karşı o kadar güvensizlerdir ki bu kadar basit günlük iş düzeninde bile birbirlerinin ne yaptığından şüphe duyarlar. Jude duvarın arkasından suyun açılıp açılmadığını kontrol ederken Mina’nın kendisini duymaması için fazla ses çıkarmamaya özen gösterir. Balıkgözü lensi ise bu olayın absürtlüğünü arttırıcı bir etki yaratır.

Kaynaklar:

-Ebiri,B. 2015, ‘Adam Driver Goes From Rom-Com to Moody Drama to Psychological Thriller in Hungry Hearts’, Vulture

-Laskin,N. 2015, ‘Movie Review: A young couple pushed to the brink in “Hungry Hearts”’, Medium

Şafak SÖNMEZ

safaksonmezz17@gmail.com

 

2 yorum

  1. İçeriğine girmeden bir iki şey söylemek isterim. Bu satırların yazarı çocuk bir gün bir kente gider ve bütün suskun, korkak ve aciz geçmişini arkada bırakır. Düşe kalka el yordamı ve el yardımıyla karanlıkları ve kalabalıkları yarıp çıkar. Benim için ne yazdığının zerre önemi yok. Yazması, söyleyecek sözü olması kendi içinde ve dünyasında yaşadığı büyük devrimin ve o devrim sonrası bağımsızlığının ilanının önemi var. Çok çok öpüyorum çocuk. Gururla sarılıyorum. Devam gülüm.

  2. Bura da aynı film üzerine iki farklı yazı okudum. Bilerek diğer yazıyı da baştan okuyup senin yorumunu da ikinci kez okudum. Farklı iki pencereden aynı yere bakınca ister istemez farklılaşma durumları oluyormuş. Yazıların biri kapalı biri apaçık. Ve bende şu soru ya çıktı bu film bir aile olma açlığı mı yoksa ‘benim ‘ demenin saplantısı mı? Filmi izledikten sonra üzerine konuşulması gerekir diye düşündüm. Bu fırsatı yakalarsak ne âlâ. Kalemine yorumuna sağlık kutlarım 👏👏👏👏

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*