Anasayfa » GEZİ YAZISI » Tramvayın Kuyruğuna Takılmak ve Bir Şehir Hakkında Rivayetler | Hafize ÇETİNKAYA

Tramvayın Kuyruğuna Takılmak ve Bir Şehir Hakkında Rivayetler | Hafize ÇETİNKAYA

Bozkırın en ortasında, basit düzlüklerin sakinliğine boğulmuş bir şehir hikâyesinden bahsedeceğim sizlere. Şehrin ilerici yüzü olan bir tramvay hattı bizlere eşlik edecek. Ve bir şehir hakkında elde edemeyeceğiniz kitabi olmayan bilgileri sıralayacağım. Tüm söylenenler tramvayın paçasından akacak. Hatıralar ve hayaller ve en bilindik safsatalar zihnimizi güzelce meşgul edecek. Ve yazının sonunda amaçsızca dağılacağız.

Şehrin en ucundan en merkezine doğru bir tramvay hattı vardır bu şehirde. Dıştan içe doğru yavaş yavaş ilerliyoruz. Her Anadolu şehrinde olduğu gibi şehrin en ücrasına kurulmuş bir üniversite bizim son durağımız. Son duraktan şehrin kalbine, ilk durağına yolculuk başlıyor.

Eski tramvayları şimdi bir balkan ülkesinde olan bu şehirde yeni tramvayları seven pek çıkmaz. İnsanı az alır, sürekli durup kalkar ve tramvaydan ziyade bir otobüs hissi verir. İç Anadolu şehri olmasına rağmen nüfus insanı tatmin eder. Bundan ötürü işlevsiz tramvayların ikisi birbirine bağlı olarak yolcu alır.

Üniversiteden sonraki durakta ise büyükçe bir mahalle vardır ki önceleri pek rağbet görmeyen bu yer, şimdilerde üniversite sayesinde oldukça gelişmiştir. Bu duraktan aileler biner tramvaya. İlk zamanlarda aileler, üniversitelileri hor görseler de aralarında anlaşmış gibidirler artık. Kimse kimsenin tavuğuna kış demez olmuştur. Uzun, düz bir yolculuk başlar. Trafik ışıklarında duran tramvay bir de durakta durur. Dur ve kalkların arasında şehrin düzlüklerine dalmak en iyisidir. Geniş olunca topraklar, evler de geniştir. Her bir durakta düzlükleri yeşillendirmek için dikilmiş ağaçlar ve kamelyalardan oluşan parklar vardır. Bu şehrin parkları çirkindir. İnsanı etkilemez. Rahatsız eder. O ağaçlar hiç büyümez. Kamelyalar eskir.

Bu düzlüklerde gezinirken arkadan sesleri gelen öğrencileri dinlersin. Birisi muhakkak bu şehri ve şehrin insanını kötüler. Garibanlar bilmez ki seneler sonra burayı özleyecekler. Bu, şehrin onu sevmeyenlerden aldığı intikamdır. Ne kadar sevmezsen o kadar içine gömülür ve arzularsın.

Otogar durağı gelir. Otogarda valizleriyle inenler ve binenler tanıdıktır. Otogar güzeldir, şenliklidir. Tuvaletler temiz ve ücretsizdir. Giden ve gelen yolcuları seyrederken çay içeceğiniz bir sürü lokanta vardır. Lokanta dediğime bakmayın herkes ya bir tost yer ya da çay içer. Otogar şehrin ortasıdır. Yolculuğumuz yarılanmıştır artık.

Düz çizgimiz aynen devam eder. Tramvay ne sağa kıvrılmıştır ne de sola. Başbakan çıkaran bu şehir metro beklese de gerçekleşmemiştir. Gerekçe olarak zeminin gevşek olduğu rivayetleri dolaşsa da kimse buna inanmamıştır.

Benim okul durağıma gelince, yanımda yolculuk yapan herkese bu durağı anlatmak benim için alışkanlıktır. Sonra meslek lisesinin oradan gençleri alırız. Lisenin önündeki parkta yine aynı şekilde liseliler vardır. Bir kolayı bölüşmekle meşgullerdir. Ses ve gürültü ve yüksek seviyede ergenlik tramvayın havasını değiştirir. Yaşlılar ve aileler rahatsızlıklarını cık cık sesleriyle dile getirirler. Serde gençlik olan liseliler, asla bu uyarıları dikkate almazlar.

Aydınlıkevler’e yaklaşınca yaşlılar biner. Yaşlılara yer verilir. Buradan hemen içeri gidiversek iki katlı, bahçeli eski şehir evlerini görürüz. Yetmişlerden beri orada olan ve içindekilerin de değişmediği bu evler beni cezbeder. Ama rotamız tramvay yoludur, sağa ve sola kıvrılamayız.

Sonraki duraklardan ikisi büyük alışveriş merkezlerine açılır. İnen ve binen yüzler bu iki durakta farklılık göstermez. Kış günlerinde şehir eğlencesidir AVM gezmek, kahve içmek, sinemaya gitmek. Bu duraklarda inenler ve binenler düğüne gider gibi giyinmişlerdir. Belki AVMler, modern zaman düğünleridir.

Sonrasında şehrin merkezine çok yakın bir durak belirir. Şehrin ilk yüksek binalarının olduğu bir semttir burası. Ve bu semt ismi, şehrin futbol kulübünün taraftarlarına da isim olmuştur. Sonra taraftarlar bölünmüştür ve aynı isme eklenen eklerle iki ayrı taraftar ismine isim olmayı başarmıştır semt. Lakin semtte o ateşli taraftarlardan hiçbirisi oturmaz. Semt şehrin köklü ailelerinin mekânıdır. Zenginlik değilse de soyluluk vardır bu semtte.

Büyük bir cami şehrin merkezinin başlangıcının ilk durağıdır. Çocukken bu caminin büyüklüğü bana hep eski bir cami olduğu hissini verse de doksanlarda yapılmıştır. Belki aynı yaştayızdır. Ama dinin verdiği ağırlık onu benden yaşlı kılıyor. Şehrin yeni yüzü, en eski yüzü oluveriyor. Bu caminin altında diyanete bağlı bir yayınevi de mevcuttur. Çok sevdiğim bir yazarın kitabını aramak için bir kez gitmişliğim de vardır. Yer altı çarşısı da buradadır. İnsanların Abdal dedikleri Doğanlar burada ucuza elbiseler satar. Çarşının altından karşıya geçerseniz Elkart binasını bulabilirsiniz. Biraz yukarı yürüyünce de üç adet, büyük çarşı karşılar sizi. Birisinin ismi Kemerli Çarşı’dır. Katlar boyunca kıyafet satan mağazalar, bir zamanlar orta sınıfın kıyafet alımı için önemliydi. Şimdilerde ne olup ne bittiğini kimse bilmiyor. Sanki bir gece uzaylılar geldi ve bütün bu mağaza sahiplerini yutuverdi. Bu mağaza ve uzaylı izine devam edemeyiz zira hattımız burada ilk defa kıvrılacak ve şehrin merkezine geleceğiz.

Dediğim gibi hat kıvrıldı. Şehrin merkezinde bulunan bir tepecik var. Tramvayımız bu tepeciği kıvranıp tekrar cami durağına gidecek. Bu durakta inerseniz sıra sıra kafeler görürsünüz. Gece hepsinde canlı müzik yapılır. Sesleri çirkin olsa da müşteriler delice eğlenirler. Her kafeden çıkan ses ayrı ayrıdır ve birbirine karışmaz. Rivayetlere göre bu şehrin ilk kafesini üniversiteli bir çocuk açmıştır ve köşe olmuştur.

Durağımızın biraz aşağısında ise bir tarihi eser durur. Bir rivayete göre şu an tek minaresi bulunan bu yer, başlarda iki adet minarelidir. Demokrat Parti döneminde vali bu yapının arkasında bulunan evinden tepeyi tam göremediği için minarenin birisini yıktırmıştır.

Tramvayımız hareket edip tepe boyunca kıvrılır. Hattın bir yan sokağına girerseniz eski tramvay hattının üstünde gezinirsiniz. Tabi çıplak gözle bu hattı görmek mümkün değildir. Üstüne asfalt dökülmüştür. Bu sokağın en bilindik ismi dershaneler sokağıdır. Dershane krizi yaşanmadan önce sayısız dershaneye ev sahipliği eden bu yer, şimdilerde eşarp dükkânları ile dolup taşmaktadır. Yine aynı sokakta eski bir cami ve cumbalı bir kafe vardır. Kafenin balkonundan karşıdaki camiyi seyretmek mümkündür.

Hattımızın ilk durağı tepenin ismini taşır. Bu tepenin Selçuklular Dönemi’nde yurdun çeşitli yerlerinden getirilmiş topraklarla doldurularak yapıldığı söylenir. Eskiden burada bir köşk vardır lakin köşkün son kalıntısı restorasyon adı altında tam bir ucubeye dönmüştür. Allah bu restorasyonu yapanları affetsin zira padişahından mimarına hepsinin mezarda takla attığı kesin. Tepenin hemen girişinde bir çay bahçesi vardır. Burayı belediye işlettiği için çok ucuzdur. Bahar aylarında açılıp sonbaharda kapanır. Bir süs havuzu vardır ki yaz kış önünde şehir sakinleri fotoğraf çektirir. Şipşak fotoğraf çeken peruklu emektar bir fotoğrafçı da “foto foto” diye bağırır. Çay bahçesinin üstünde Selçuklular döneminden kalma bir cami vardır. Padişah mezarları da caminin içinden geçilerek girilen bir avluda bulunmaktadır. Caminin aşağısında inşa edilen tuvalet muazzamdır. Şehri gezmeye gelen herkese gösterilecek kadar nezih ve üstelik ücretsizdir. Ama akşam sekizden sonra helalar kapanır. Özel hela da olmadığı için çişinizi tutmanız gerekmektedir.

Tepenin karşısında İş Bankası, onun hemen yanında kiralık bisikletler ve Rampalı Çarşı vardır. Bu çarşının içi kitapçılarla doludur. İsmi ile müsemma bu çarşı rampalardan oluşur. Söylentilere göre katlı otopark olarak inşa edilmiş, izin çıkmayınca da kitap çarşısı yapılmıştır. O rampalar da otoparktan kalma küçük bir hatıra minvalinde senelerdir durur.

İlk durakta hat ikiye ayrılır. Birisi geldiğimiz yöne dönerken diğeri Mevlana’ya doğru devam eder. İkinci hattan devam edelim. Hemen solda Şems ve Mevlâna’nın buluştuğu yer olarak bilinen yerde, bir heykel vardır. Bu heykel yenilenmiştir. Bu heykel, kaşık satan bir market ile bir bankanın önünde durmaktadır.

Sonraki durak Hükümet Meydanı’dır. Eskiden mitingler ve gösteriler burada yapılırdı. Buradaki caminin hemen arkasında Şems’in türbesi vardır. Burayla ilgili herkes bir şeyler anlatır. İki kuyudan bahsedilir. Birisi dışarıda birisi içeridedir. Şems hangi kuyuya atılmıştır, bilen yok. Belki kuyu bir efsaneden başka bir şey değildir. Yolumuzdan sapmayıp Şifa Lokantası’nı hemen geçince Mevlâna Türbesi karşılar bizi. Durak bu türbenin arka yüzündedir. Biz, şekerleme satan dükkânlarda inip Mevlâna Çay evinde çay içip akşam namazını kılan insanları seyreyleyelim. Türbenin önündeki ağaçlar kesilmişti seneler evvel. Yasını her çay içişimizde tutalım.

Bir yağmur yağsın bozkırın ortasına. Ölenler ve kalanlar birleşsin. Akşam ezanından sonra şeytan iner sokaklara, evimize dönelim.

Hafize ÇETİNKAYA

hafizecetinkaya92@gmail.com

2 yorum

  1. Doğma büyüme Konya’lı olmamdan mütevellit bu yazı içime işledi. Sanki yazar ile tekrar bindim, her durakta binen yolcuları gözlemledim. Hatta o zamanlar bilet küçük kağıt parçası gibi birşeydi onu bile hatırladım. Yazan ellere teşekkürsünüz diyorum. ?

  2. Tebrikler neresi acaba deyip durdum yazı nin şems ve Mevlana ya değinmesi bana konya yı hatırlattı. Bilmesem de öğrenmiş oldum. Bir gün oralara gidersem kesilen ağaçların yasına eşlik ederim. Kalemine yorumuna sağlık ?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Scroll UpScroll Up